DOLAR 16,6614 0.75%
EURO 17,5607 0.11%
ALTIN 976,590,82
BITCOIN 349436-0,89%
Afyonkarahisar
21°

HAFİF YAĞMUR

17:12

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Edep; Ya Hu – 68

ABONE OL
18 Haziran 2020 12:38
0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Allah’ın Dışı Var’ sanmak sahte bir algıdır. Bu algıyla üretilen ilk zann ise kişinin “müstakilen varım ve muhtarım” zannıdır. Kur’an ayetlerinde bu algı “duniHİ/dunillah” diye tanımlanmıştır:
“Rabbinin kitabından vahyolunanı tilavet et. O’nun kelimelerini değiştirecek yoktur ve dûniHİ (Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var zannederek sığındıkları YOKtur) sığınak bulamazsın.” (Kehf-27)
“De ki: “Gerçekten (bana bir seyyie dilerse) Allah’a karşı beni kurtaracak yoktur ve dûniHİ (Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var zannedilen) sığınak değildir (sığınak Allah’tır).” (Cin-22)
“De ki: Dûnillah (Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var) zannettiklerinizi çağırın (bakalım)! (Var zannettikleriniz) ne Semâvat’ta ne Arz’da zerre ağırlığınca bir şeye mâliktir (müstakil varlıklarını gösterecek bir delilleri yoktur). Onların bu ikisinde bir ortağı da yoktur. Ve O’nun bunlardan (müstakilen var ve muhtar zannettiklerinizden) bir yardımcısı da yoktur.” (Sebe-22)
“Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve ayı boyun eğdirmiştir. Her biri belirlenmiş bir ecele akıp gider. İşte budur Allah, Rabbiniz. Mülk O’nundur. DûniHİ (Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var zannedip isimlendirdikleriniz) çağırdıklarınız bir hurma çekirdeğinin zarına bile mâlik değillerdir (müstakil varlıklarının delili yoktur).” (Fatır-13)
“Hakk Davet (ancak) O’nundur/O’nadır. DûniHİ (algı ile müstakilen var zannederek) çağırdıkları onlara hiç bir şekilde icabet edemezler. (Onların hâli), ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru uzatanın durumu gibidir. (Hâlbuki suya ağzını dayamadıkça) o (su) ona ulaşacak değildir. Kâfirlerin duası (gayreti) ancak sapıklıktır ve boşadır.” (Ra’d-14)
Hüküm, mülk, güç ve kudret sahibi, yaratan ve öldüren ancak Allah’tır. Allah’ın dışı algısıyla müstakil varlıklar var zannedenlerin gayreti boştur. Çünkü dûniHİ algı ile zannedilenler yoktur. Ayette geçtiği için dua hakkında bir kaç cümle paylaşalım. Dua ancak Allah’a yapılır, başka dua yoktur ve dua bir şeyin olması değildir; bir şey isteyeceksiniz o da olacak anlayışı dua değildir. O hal cennette va’d edildi. Böyle zannedenler duaların manalarını saptırıyor, şeytan da bu yaklaşımdan yararlanıyor. Duayı yanlış tarif edip “beyninize yönelin, düşünün olsun” diyenler yanıltıyorlar. Olur, sen de dua ettim, kabul oldu zannedersin. Dua Allah’a yönelmektir, sığınmaktır, sürekli bir şey almak değil! “Duaları olmasa neye yararlar” âyetini, “istemeleri olmasa neye yararlar” gibi anlamayın. Bu âyet bize bir sesleniştir: Bana şu sığınışları var ya! Ağlayışları, titreyişleri, korkuşları, sessiz sessiz isteyişleri var ya O halleri olmasa bir kıymeti olmazdı bu esfele sâfiliyn insanın. Dua Allah’a dönmektir, O’nunla konuşmaktır. Bunun nasıl bir hediye olduğunu dünyada anlarsak iyi olur, ahiret çok geç olur. Allah kulunu muhatap alıyor, “konuş benimle, benimle konuşun” diyor. Bir de aksini düşünün: Muhatap alınmamak! Onun nasıl bir ızdırap olduğunu bilirsiniz. O bir cehennem azabıdır.
Dûnillah algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannedip, isimlendirip çağırdıklarınız, dûniHİ algıyla “Müstakilen Var” ilan edilenler sadece takılan bir isimden ibarettirler: “DûniHİ (Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var zannederek) kulluk ettikleriniz (buna göre oluşturduğunuz hayat tarzı), sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm ancak ve yalnız Allah’ındır. O kendisine kulluk etmenizi (buna göre hayat tarzı oluşturmanızı) emretmiştir. İşte dosdoğru diyn (uyacağınız gerçek doğru sistem) budur. İnsanların çoğu bilmezler.” (Yusuf-40)
“Onlar sizin ve atalarınızın isimlendirdiği, Allah’ın hiçbir sultan (müstakilen varlıklarına dair bir delil) inzal etmediği, (geçersiz) isimlerden başka bir şey değillerdir. Onlar ancak zann’a ve nefslerin hoşlandığı şeye tâbi oluyorlar. Andolsun ki; kendilerine Rablerinden hüdâ (işin doğrusunu gösteren ilim) gelmiştir.” (Necm-23)
“Onların bu hususta bir ilmi (delilleri) yoktur. Onlar ancak zann’a uyuyor. Muhakkak ki zann’ın Hakk’ta bir yeri yoktur.” (Necm-28)
DûniHİ algı ve zann’larının yalan ve iftira olduğunu da öğreniyoruz: “DûnAllah (Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var zannedip) uydurarak ilâhlar (müstakil varlıklar) mı irade ediyorsunuz?” (Saffat-86)
“Allah ile beraber başka bir ilâh (müstakil varlık) oluşturma. Yoksa kınanmış ve terk edilmiş olarak kalırsın.” (İsra-22)
Uyarılıyoruz: DûniHİ algının zann’larına uyarak müstakilliğini iddia eder, müstakil varlıklar oluşturur ve oluşturduğun bu sistem üzerine bir hayat kurarsan, Billâhi anlamındaki iman ve hayattan geri dönemeyeceğin kadar uzak bir sapıklığa düşersin ki, o zaman Allah ve inananlar seni kınar…
“Dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannedip) isimlendirip çağırdıklarınız, muhakkak ki sizin emsaliniz kullardır (müstakilen var değillerdir). Eğer doğru iseniz hadi çağırın onları da size (müstakillikleriyle) icabet etsinler.” (A’raf 194)
“Ey, insanlar! Siz Allah’a (O’nsuz bir varlığı söz konusu olmayan) fakirler, muhtaçlarsınız. Allah Ğaniyyül Hamiyd’dir.” (Fâtır-15)
“Kendileri yaratılıyor oldukları halde bir şey (de) yaratamayanları mı ortak koşuyorlar (müstakilen var ilan ediyorlar)?” (A’raf-191)
“Semâvat’ta ve Arz’da kim varsa, Rahmân’a ancak kul olarak gelir.” (Meryem-93)
“De ki: dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannedip isimlendirdiklerinizi) çağırdıklarınızı bir düşünün. Gösterin bana Arz’da ne yaratmışlar? Yoksa onların Semâvat’a ortaklıkları mı var? Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bundan evvel (size indirilmiş) bir kitap yahut bir bilgi kalıntısı varsa onu bana getirin. Kıyamet Günü’ne kadar kendilerine cevap veremeyecek ve onların dualarından gafil olan bir duruma dûnillah (algı sonucu müstakilen var ve muhtar zannederek) kulluk edenden daha sapkın kimdir?” (Ahkaf; 4-5)
Kıyamet günü bir şahitlik var: DûniHİ algıyla neyi muhtar sanmışsanız, neyi Allah’ın dışında müstakil bir varlık zannederek muamele etmişseniz onlar o gün cevap verecek, şahitlik yapacak. “FATİHA ile fetih” kitapçığının “Mâliki YevmidDiyn” bölümüne bakın lütfen.
Yaratabilmek ilâhın en önemli vasfıdır ve çok önemli bir güç delilidir. Güç Allah’ındır! Bu yüzden “yaratmak” fiilinin rastgele kullanılması dûniHİ algı sebebiyledir, dûniHi algının göstergesidir. Bir varlık gerçekten var ve müstakilse o varlığın üç önemli özelliği vardır: Müstakil olarak var ve muhtar olan varlık GÜÇ sahibidir, MÜLK sahibidir, HÜKÜM sahibidir. Güç onundur, Mülk onundur, Hüküm onundur. Kur’ân bu hakikati birçok âyette vurgular: Mülk ancak Allah’ındır! Güç ancak Allah’ındır! Hüküm ancak Allah’ındır! Demek ki neye Allah’ın dışında müstakil bir güç, müstakil bir varlık, müstakil bir beden/mülk oluşturursanız onu tanrı ilan etmiş olursunuz. Ayette “kulluk ediyorsunuz” denince, “benim putum yok” diye düşünüp kurtulduğunuzu zannetmeyin. Bu konuda son noktayı Kasas Sûresi koyar: Yaratmak bir güç delilidir. “Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Onların şirk koştuğu şeylerden Allah Aliy ve Sübhan’dır.” (Kasas-68)
“Onların çağırdıkları/dua ettikleri, (hatta) onların (o yalvardıklarının Allah’a) en yakını hangisi ise (onlar da) Rablerine vesile isterler. Onun rahmetini umarlar ve Onun azabından korkarlar. Muhakkak ki, senin Rabbin azabından sakınılandır.” (İsra-57)

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.