DOLAR 18,5432 0.17%
EURO 18,2162 0.26%
ALTIN 991,240,36
BITCOIN 360707-0,42%
Afyonkarahisar
23°

AÇIK

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ALLAH NAMAZI VE ZEKÂTI BİRLİKTE EMRETTİ

ABONE OL
3 Haziran 2019 12:15
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 3 Haziran 2019 Pazartesi 11:33:04
 

Namaz ve zekâtın tarihselliği İslâm’ın en önemli kaynağı olan Kur’ân-ı kerim’de değişik surelerde ele alınmıştır. Özellikle, Enbiya ve Meryem gibi surelerde birçok peygamberin hayatı ve içinde bulundukları toplumların yapısı çok özlü bir şekilde anlatılmaktadır. Bunların içinde en çarpıcı olanı Meryem Suresi’nde Hz. İsa ile ilgili olarak geçen bölümdür. Henüz kundaktaki bir bebekken Allah’ın bir mucizesi olarak konuşmaya başlayan Hz. İsa’nın (a.s.) ağzından çıkan ilk sözler şunlar olmuştur:
“Bebek şöyle konuştu:”Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı; nerede olursam olayım beni, mübarek (feyizli ve insanlara faydalı) kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti.” (Meryem: 30–31)
Hz. İsa (a.s.) , kendisine ilahlık makamının verileceğini önceden hissetmiş gibi, daha doğar doğmaz “Şüphesiz ki ben, Allah’ın kuluyum” diyerek kendisinin ancak bir kul ve peygamber olduğunu kendi lisanıyla bütün insanlığa bildirmiştir. Aynı zamanda, “namaz ve zekât”la emrolunduğunu belirterek de insanın ve toplumun en çok neye ihtiyacı olduğunu peygamberlik ferasetiyle önceden hissetmiş ki, henüz bebekken kendisine bu hakikatler söylettirilmiştir.
Aslında, bugün İslâm dini içinde yer alan bütün hakikatler geçmiş peygamberlerin şeriatları içinde de yer alıyordu. Mahiyetleri aynıydı; Fakat uygulanış biçimleri farklıydı. Hz. Âdem’den Hz. Nûh’a, Hz. Nûh’tan Hz. İbrahim’e, Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. Musa’dan Hz. İsa’ya ve Hz. İsa’dan Hz. Muhammed’e kadar dinin aslı ve temel hakikatleri hep aynı kalmıştır. Bununla ilgili olarak Kur’ân’da birçok ayet vardır. Örneğin, bir ayette şöyle deniliyor:
“(Ey Resûlüm!) Şüphe yok ki biz, Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a, (O’nun) torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a ise Zebûr’u verdik” (Nisâ: 163).
Kısacası, İslâm dininin beş temel esası içinde yer alan namaz ve zekât bütün peygamberlerin hayatında yer almıştır. Dolayısıyla, namaz ve zekâtın dinin değişmez en temel iki hakikati, belki de insanlığın muhtaç olduğu en önemli iki hakikat olduğunu söylemek mümkündür. Namaz ve zekâtın genellikle birlikte zikredilmesinin bir hikmeti de bu olsa gerektir. Öyle ki, Kur’ân’da bahsi en çok geçen peygamber ve kavim olan Hz. Musa ve İsrail oğulları ilgili ayetlerde de bu konu üzerinde sıkça durulmuştur. Hz. Musa’nın İsrailoğulları’na getirmiş olduğu meşhur on emir içinde de namaz ve zekât hakikatleri yer almıştır. İlgili emirlerin bir kısmı şunlardır:
“Hani (vaktiyle) İsrâiloğulları’ndan: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel davranıp iyilik edin; hem de insanlara güzel söz söyleyin, namazı ikâme edin ve zekâtı verin’’ diye (emretmiş), sağlam söz almıştık. (Bu sözden) sonra, sizin pek azınız hariç, (hepiniz) döndünüz. Sizler zaten yüz çeviren (dönek)lersiniz.” (Bakara: 283)
 (İsrâiloğulları’nın yaptığı işler ve davranışlar hakkındaki bu bilgiler, Kur’an’ın geldiği devirde yaşayan Yahudilerin Tevrat’ı tahrif edip gerçekleri gizlemelerinden dolayı verilmiştir. Çünkü peygamberimiz gönderildiği zaman Arabistan’da özellikle Medine ve civarında oldukça kalabalık bir Yahudi topluluğu yaşamaktaydı. Son peygamber olan Hz. Muhammed gönderilmeden önce bir peygamber geleceğini etrafa yayan Yahudiler, Peygamberimiz gelince ağız değiştirdiler. Zira onlar gelecek peygamberi Yahudilerden bekliyorlardı (2/146). Hâlbuki onlar kendilerinden gelen üç peygamberi de öldürmüşlerdi (2/87). Araplardan gelince O’nu kıskandılar. “Bu İsrail değil İsmail oğullarındandır” diye inanmadılar. Kur’an’da Yahudiler hakkında daha çok bilgi verilmesinin sebebi budur. Peygamberimiz ahitlerini bozmaları ve çeşitli hainlikleri yüzünden onlarla savaşmak ve onları yurtlarından sürmek zorunda kalmıştır.) (Feyzü’l Fürkan; H. T.Feyizli)
Namaz ve zekâtla ilgili olarak üzerinde durulması gereken en mühim husus, bu ikisinin niçin genellikle birlikte anıldığıdır.
Kur’an-ı Kerim’de. 28’i namazla birlikte olmak üzere “Egımissalate ve âtuzzekâte: Namazı ikame et, zekâtı ver” biçimnde 32 yerde zekât emri bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli âyetlerde geçen  “infâk” emri zekâtı da kapsamaktadır. Zekâtın üzerinde bu kadar çok durulması onun dinimizde büyük önem taşıdığını göstermektedir. Bir çok ayeti kerimede zekât verilmesi emredilmiş, hakkıyla zekâtı verenler övülmüş ve kıyamet gününde büyük mükâfatlara nail olacakları müjdelenmiştir.
Yüce Allah, “ellezîne yü’minûne bilğaybi ve yügîmûnessalâte ve mimmâ razagnâhüm yünfigûn”(Bakara: 3) “Onlar ki gaybe iman edip namazı ikâme ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar” dedikten sonra yine Bakara suresi 110 ve 261. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: “Namazı ikâme edin. Zekâtı verin ve hayır işlerden nefisleriniz için önden her ne gönderirseniz, Allah katında onun sevabını bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görücü ve karşılığını vericidir.” (Bakara 2/110)
Kur’ân’da mü’minlerin sıfatlarından bahsedilirken en çok namaz ve zekât gibi sosyal içerikli ibadetler üzerinde durulmaktadır. Örneğin,
Bakara, Mü’minun ve Meâric surelerinde mü’minlerden söz edilirken en çok onların şu özelliklerine vurgu yapılmaktadır: “O mü’minler namazlarında huşu içindedirler, namazlarını korurlar ve namazlarına devam ederler, Allah’ın onlara verdiği rızıklardan Allah yolunda harcarlar, zekâtı verirler yahut zekât vermek için çalışırlar, ırzlarını korurlar, boş şeylerden yüz çevirirler, emanetlerine ve sözlerine riayet ederler; Onlar namazlarını (şartlarına ve gayesine uymakla) muhafaza edenlerdir.” (Mü’minun: 1-11; Meâric: 22-34).

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.