DOLAR 18,6375 -0.07%
EURO 19,3116 -0.56%
ALTIN 1.048,41-0,31
BITCOIN 301959-2,24%
Afyonkarahisar

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ S.O.S. VERMEYE DEVAM EDİYOR-4

ABONE OL
13 Ağustos 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Kocatepe Gazetesi 13 Ağustos 2013 Salı 03:00:00
  Sayın Milli Eğitim Müdürüm, amacımız sizin de deyiminizle “Üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil” ama ortada bulunan bağ bozulmuş, bunun yeniden tesis edilmesi lazım. Siz iyi niyetli birisiniz. Ama iyi niyet yetmiyor, İlin iyi yönetilmesi gerekiyor. Bırakın üzüm yemeyi, yapraklarını yeşertin bu bağın artık.. İyi bir bağcı bulmak lazım.
Sadece yapılmış olmak için toplantılar yapılmasına müsaade etmeyin, siz de yapmayın. İnsanları yüzlerce kilometre uzaktan toplantıya çağırıyorsunuz. Soruyoruz insanlar öfkeden küplere biniyor. Neden çağrıldığımızı anlamadık. Hiç bir konuya değinilmeden toplantıları 20 dakikada bitiriyorsunuz. Okul müdürleri ile toplantı yapıyorsunuz. Arkadaşlar 30 dakika sürecek toplantımız, daha sonra bir açılışa yetişeceğim gibi mazeretlerle toplantıyı sonlandırıyorsunuz. Sene sonu toplantısı bu, bırakın konuşsunlar, gerçeği dinleyin, bir şey yapamazsanız da dinleyin bu bile yeterli olacaktır. Güveni hepten kaybediyorsunuz. Bu çok önemli olsa gerek…
Ya şube müdürlerinizin yaptığı toplantılar evlere şenlik, gündemsiz, gereksiz, Valilik oluru ile çağrılan yöneticilere biz toplantı tutanağını hazırladık, sizler imzalarsınız, benim başka bir toplantım var diyerek toplantı bile yapmadan, yöneticileri ortada bırakmak, iki cümlelik toplantılar yapmak, bunların önüne geçmeli ve bunları sorgulamalısınız.
Eğitimde başarı konusu tartışılırken çoğunlukla gözden kaçırılan, yeterince tartışılmayan, fakat eğitim olgusu üzerinde oldukça ciddi bir şekilde etkide bulunan etmenlerin en önemlilerinden birisi, eğitim kurumları yöneticilerimizin “eğitim liderliği” görevini hangi etkinlikte yerine getirdikleri meselesidir.
Bulundukları eğitim kurumlarında öğretmenlere tecrübe, mesleki bilgi, sınıf yönetimi bakımlarından liderlik ve rehberlik yapmaları, birer “eğitim lideri” olmaları ve “tatlı sert” bir yöneticilik anlayışını uygulamaları gereken okul yöneticilerimiz, (çoğunlukla), bunun yerine “alt/üst” ilişkilerini katı bir hiyerarşik yapı içerisinde boğarak, öğretmenlerin tüm şevklerini, heyecanlarını, isteklerini tabiri caizse yerle bir etmektedirler.
Yöneticilerimiz, amirleri oldukları personele ilişkin çok az bir “empati” yapmakta, yönetici koltuğuna oturunca başka bir düzleme geçmekte, öğretmenken karşılaştıkları sorun ve sıkıntıları unutmakta, öğretmeni uğranılan başarısızlık durumunda yegane “günah keçisi” yaparak eğitim-öğretim sürecini sürdürmeye çalışmakta, öğretmenlerimiz ise ihtiyaç duydukları anda amirlerini yanlarında görememektedirler. Yönetici denince ilimizde görev yapan pek çok öğretmenin aklına; “öğretmene ‘efelenen’, ezmeye çalışan, ona hiçbir bakımdan destek vermeyen” bir “tipoloji” akla geliyor.
Emeklilik süresini çoktan doldurmuş, artık eğitim-öğretime katkı anlamında yapacak pek bir şeyi kalmamış, çalışma şevki ve heyecanını yitirmiş pek çok eğitim yöneticimiz ekonomik sebeplerle emekli olmayı tercih etmemektedirler.
Çünkü, emekli olmaları durumunda maaşları çok düşmekte, ek ders ücreti (doğal olarak!) alamamaktadırlar. Bu yöneticilerimiz, emekli olup, yerlerini eğitim konusunda yapabilecek pek çok şeyi olabilecek, dinamik, genç idarecilere devretmek yerine, rutini devam ettirmektedirler.
Dinamik, çağı yakalamış, eğitimdeki gelişmeleri yakından takip eden, teknolojiyi iyi kullanan, takım ruhuna sahip, okulları interaktif ve demokratik esaslara göre yöneten genç yöneticilerin İlimiz bazında sayılarının mutlaka arttırılması gerekmektedir.
Daha yakından baktığımızda, “eleştiriye ve yenilikçi fikirlere hiç tahammülü olmayan”, mensup oldukları kurumu katı bir “alt/üst” ilişkisiyle yönetmeye çalışan, bilgisini kişiliğinden, bilgisinden değil de daha çok işgal ettiği makamdan alan bir yöneticilik anlayışı maalesef çoğunlukla karşımıza çıkmaktadır.
Bu saydığımız nedenlerden dolayı pek çok yerde öğretmenlerimizin çalışma şevkleri ve heyecanları kırılmakta, okullarda kendilerini psikolojik olarak rahat hissetmemekte, coşkun, neşeli, zevkli bir şekilde ders verebilecekleri bir eğitim-öğretim ortamı yakalayamamaktadırlar. Bu durum, eğitim-öğretim etkinliğine, giderek başarı seviyesine “ölümcül” bir darbe vurmakta ve başarı etkinliğini inanılmaz oranlarda düşürmektedir.
Bunun yanında hala heyecanını kaybetmemiş, gençlerden daha atak ve onlara rehberlik yapan, üreten bir iki kişinin de olduğu unutulmamalıdır.
Ne dersiniz bu belki başlangıç noktasıdır…
Yarın tekrar başka bir konuda beraber olmak üzere…
(Bir eğitimci)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.