DOLAR 18,6395 0.03%
EURO 19,2947 0.05%
ALTIN 1.042,780,07
BITCOIN 302561-1,98%
Afyonkarahisar
10°

KAPALI

06:26

İMSAK'A KALAN SÜRE

MAL DÜŞKÜNÜ SALEBE – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
16 Ağustos 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 16 Ağustos 2013 Cuma 03:00:00
  Medîne Müslümanlarından olan Sâlebe’nin, mala-mülke karşı aşırı derecede hırsı vardı. Zengin olmak istiyordu. Bunun için Rasûlullah (sav)’den duâ istedi.
Onun bu talebine Allâh Rasûlü (sav) şöyle cevap verdi:
“–Şükrünü edâ edebileceğin az mal, şükrünü edâ edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır…”
Bu ifâde üzerine isteğinden vazgeçen Sâlebe, bir müddet sonra hırsının yeniden depreşmesi ile tekrar Rasûlullah (sav)’e gelip:
“–Yâ Rasûlallâh! Duâ et de zengin olayım!” dedi.
Bu defâ Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“–Ben senin için kâfî bir örnek değil miyim? Allâh’a yemîn ederim ki, isteseydim şu dağlar altın ve gümüş olarak arkamdan akıp gideceklerdi; fakat ben bunları istemedim.”
(Müşrikler davandan vazgeç istediğin kadar mal verelim, seni başımıza emir edelim… demişlerdi… O bir elime güneşi bir elime ayı verseniz yine davamdan vaz geçmem demişti.)
Sâlebe, yine isteğinden vazgeçti. Fakat içindeki ihtiras fırtınası dinmiyordu. Kendi kendine; “Zengin olursam, fakîr fukarâya yardım eder, daha çok sevaba nâil olurum!” şeklinde zannî bir sebebe sarılmış ve nefsinin şiddetli talebine yenilmiş olarak üçüncü kez Hz. Peygamber (sav)’in yanına gitti ve:
“–Seni hak peygamber olarak gönderene yemîn ederim ki, eğer beni zengin ederse, fakîr fukarâyı koruyacak, her hak sahibine hakkını vereceğim!..” dedi.
Nihâyet bu kadar ısrar karşısında Allâh Rasûlü (sav):
“–Yâ Rabbî! Sâlebe’ye istediği dünyâlığı ver!” diye duâ eyledi.
Çok geçmeden bu duâ vesîlesiyle Allâh Teâlâ, Sâlebe’ye büyük bir zenginlik ihsân etti. Sürüleri dağı taşı doldurdu. Lâkin o âna kadar “mescid kuşu” ifâdesi ile vasıflandırılan Sâlebe, mal ve mülkü ile uğraşmaktan yavaş yavaş cemâati aksatmaya başladı. Gün geldi sadece Cuma namazlarına gelir oldu. Ancak bir müddet sonra Cuma namazlarını da unuttu.
Bir gün onun durumunu sorup öğrenen Allâh Rasûlü (sav):
“–Sâlebe’ye yazık oldu!..” buyurdular.
Sâlebe’nin gaflet ve cehâleti, bu yaptıklarıyla kalmadı. Kendisine zekât toplamak için gelen memûrlara:
“–Bu sizin yaptığınız düpedüz haraç toplamaktır!” deyip, daha evvel vereceğini va’dettikleri şöyle dursun, fakîr fukarânın âyetle sâbit olan asgarî hakkını dahî vermekten kaçınacak kadar ileri gitti. Münâfıklardan oldu.
Bu hâl, âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:
“Onlardan kimi de, Eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz sâlihlerden olacağız! diye Allah’a and içti. Fakat Allah lütfundan onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah’ın emrinden) yüz çevirerek sözlerinden döndüler.” (Tevbe, 75,76)
Kendi ahmaklığı yüzünden Hz. Peygamber (sav)’in îkâzını dinlemeyerek hareket edip de sefîl ve perîşân bir şekilde bedbaht ve hazîn bir âkıbete dûçâr olan Sâlebe, dünyânın geçici servetine aldanarak ebediyyet fukarâsı olmuştu. Büyük bir pişmanlık içinde ölürken kulaklarında Hz. Peygamber (sav)’in şu sözleri çınlıyordu âdetâ:
“–Şükrünü edâ edebileceğin az mal, şükrünü edâ edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır…”
Ancak bu îkâza kulak vermemiş bulunan Sâlebe, fânî servetinin kendisini perîşân eden girdapları içinde sonsuz bir elem ve ızdıraba dûçâr olarak can verdi. Seâdet zannettiği kısacık bir an ve az bir mala mukâbil, ebedî bir seâdeti ahmakça mahvetti.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.