DOLAR 18,5826 -0.25%
EURO 18,4218 0.28%
ALTIN 1.024,87-0,03
BITCOIN 373632-0,06%
Afyonkarahisar
12°

PARÇALI BULUTLU

16:10

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Namaz bir protesto aracı değildir

ABONE OL
28 Şubat 2015 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Murat Arısoy 28 Şubat 2015 Cumartesi 02:00:00
  “Gençler Sabah Namazında Buluşuyor” etkinlikleri düzenleniyor. Gençlerin namazla buluşmasına itirazım yok. Bununla birlikte etkinliklerin son duyurusunda “28 Şubat’ı protesto etmek için Gençler Sabah Namazında Buluşacak” isimli bir etkinlik düzenleneceği duyuruldu.
Kusura bakmasın genç arkadaşlar; ama bu kadar çalakalem bir duyuru, olumlu izlenimler bırakmadı bende.
Bu duyuru ile asıl amaç namaz değil; protesto oluyor.
Gençler, 28 Şubat 1997’de yayınlanan Milli Güvenlik Kurulu Bildirisi’ni protesto edebilir. Bu doğal hak. Ancak İslam’ın farz kıldığı bir ibadet ile protestoyu yan yana getirmek doğru değil. Namaz, dünyevi bir olgu ve hareket tarzından ziyade, kulun Allah’a yönelmesinin, Allah’tan başka ilah olmadığını kabul etmesinin, Allah’ın kudreti karşısında boyun büküklüğünün ifadesidir.
“Namaz” kelimesi ile “protesto” kelimesinin bile yan yana gelmesi hatadır. Genç arkadaşlarımızın “dil” ile ilgili bu sorunu en kısa sürede aşmasını temenni ediyorum.
Bu konuya bir başka pencereden bakalım: Gezi Olayları’nın en çok eleştirilen görüntüsü neydi? İhsan Eliaçık önderliğinde bir cemaat, Gezi Olayları devam ederken Cuma Namazı kılmıştı. Eliaçık için “Namaz gösteri işi değildir” denilmişti.
Eliaçık’ı eleştirenlerin “Sabah namazı” ve “protesto” kavramlarını yan yana getirmesine itirazları olmayacak mı?
Bir ek daha yapalım: 28 Şubat süreci, insanların başörtüsüyle, sakalıyla, ibadetiyle, gönül verdiği partiyle yargılandıkları bir dönemdi. Peki şimdi durum farklı mıdır? 28 Şubat’taki muktedir komutanların dile getiremediği “Tüm cemaatlerin kökünü kazıyacağız” ifadesi, hükümete yakın gazetelerde, televizyonlarda yüksek sesle, hem de “Başbakanlık Kulisi”, “Cumhurbaşkanlığı Kulisi” ifadeleriyle dile getirilmiyor mu?
Cemaatlerin faaliyetlerinin sona erdirilmesi, bir “darbe” olarak tanımlanabilir mi, tanımlanamaz mı?
Yine başka bir pencere açalım: Hükümete yakın olmayan kişilerin soruşturma geçirdikleri, atamasının yapılmadığı, yükseltilmediği, adeta tecrit edildiği bir dönemden geçmiyor muyuz? En küçük bir memuriyette bile hükümete yakın “tanıdıklar” yoksa, kadro boş kalmıyor mu? Hastaneye alınacak temizlik görevlisinden, özel okulda istihdam edilecek hizmetliye kadar birçok “mevki”, hükümetin taşra teşkilatlarının elinde değil mi?
Söyler misiniz, bu tablonun 28 Şubat’tan ne farkı var?
Eğer “adalet”ten bahsedeceksek, her dönemi ve her liderliği eleştirebilmeliyiz.

SEÇİMDEN ÖNCE/SEÇİMDEN SONRA
AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ürün, 30 Mart yerel seçimlerinden önce net konuşmuştu. Belediye başkan adayları, ya AK Partili idi, ya da değildi. Ürün, bu düşüncesini şöyle ifade etmişti:
“Merkezdeki pek çok beldemizde birden fazla aday adayımız oldu. Ancak adaylarımızın belirlenmesinin ardından bazı arkadaşlarımız başka partilerden aday oldu. Seçim kampanyalarında halka seçilirse AK Parti’ye geçeceğini vaat edenlere lafım orucu bizle tutup bayramı başkasıyla yapmaya kalkanlara müsamaha gösterilmeyeceğidir. AK Parti’nin Türkiye’nin her yerinde adayları bellidir. Halkımızın AK Parti’den hangi isimleri seçebilecekleri belirlenmiştir.”
Gelelim Bayat Belediyesi’ne. Bayat Belediye Başkanı Kadir Üçer, aday gösterilmediği için Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçti. Seçimi CHP’li olarak kazandı. Aradan daha 1 yıl geçmeden CHP’den istifa etti. Kadir Üçer, şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi’nde.
“Bayat ilçemiz Kadir Bey’i çok istedi” denilecektir mutlaka. Kabul edelim. Ama aklıma gelen “İl Teşkilatı, Milletvekili Ürün’ü dinlemedi mi” sorusunu da sormadan edemiyorum.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.