DOLAR 17,9345 0.08%
EURO 18,2868 0.12%
ALTIN 1.022,02-0,08
BITCOIN 4179141,33%
Afyonkarahisar
24°

AÇIK

13:15

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

TÜRK MİLLETİ YAHUDİLERE HEP KUCAK AÇMIŞTIR

ABONE OL
28 Haziran 2010 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 28 Haziran 2010 Pazartesi 03:00:00
  İspanya’ya ve Portekiz’deki Katolik devletler tarafından katliama ve sürgüne maruz bırakılan Yahudilerin Sultan II. Beyazid döneminde Osmanlı topraklarına yerleşmeleri İslam ahlakının getirdiği hoşgörünün çok güzel bir örneğidir. O dönemde İspanya topraklarının büyük bölümüne hakim olan Katolik krallar, daha önceden Müslüman Endülüs yönetimi altında huzur içinde yaşayan Yahudilere büyük baskılar uygulamışlardır. Endülüs’te, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler bir arada barış içinde yaşayabilirken, Katolik krallar tüm ülkeyi zorla Hıristiyanlaştırma çabasına girmiş, bu amaçla Yahudilere baskı uygularken Müslümanlara karşı savaş açmışlardır. Sonuçta 1492 yılında hem İspanya’nın güneyindeki Granada bölgesine sıkışan son Müslüman yönetim yıkılmış ve Müslümanlara karşı korkunç bir katliam uygulanmış, hem de din değiştirmeyi kabul etmeyen Yahudiler ülkeden sürülmüşlerdir.
İşte yurtsuz kalan bu Yahudilerin bir kısmı Osmanlı’ya sığındı ve Devlet-i Ali bu talebi kabul etti.
Kemal Reis komutasındaki Osmanlı donanması, ülkeden sürülen Yahudileri ve katliamdan kurtulabilen Müslümanları, gemilerle taşıyarak Osmanlı ülkesine getirdi.
Son derece dindar bir mümin olarak tarihe geçmiş olan Sultan II. Beyazid, 1492 senesi ilk baharında İspanya’dan çıkarılan bu mazlum Yahudileri, Osmanlı ülkesinin belirli yerlerine ve özellikle de şu anda Yunanistan’da bulunan Selanik, Edirne, Eğriboz ‘a bağlı Livâdiye ve Tırhala çevresine yerleştirdi. Ülkemizde bugün yaşamakta olan 25.000 kadar Türkiye Yahudisinin büyük çoğunluğu, söz konusu İspanyol Yahudilerinin torunlarıdır. 500 yıl önce beraberlerinde getirdikleri din ve geleneklerini, Türkiye’nin koşullarına uydurmuşlardır ve kendi okulları, hastaneleri, huzurevleri, kültür kurumları ve gazeteleri ile rahat bir yaşam sürdürmektedirler. Aralarında tüccar ve işadamları olduğu gibi, mühendis, mimar gibi teknik konulardan reklamcılığa kadar çeşitli mesleklere sahip olanları, bunların yanı sıra bilim adamları ve sanatçılardan oluşan ve gittikçe gelişen entelektüel bir çevreleri vardır. Avrupa’nın pek çok ülkesindeki Yahudi cemaatleri asırlardır antisemit ırkçı saldırıların endişesi ile yaşarken, ülkemizdeki Yahudi cemaati huzur içindedir. Yalnızca bu örnek dahi İslam’ın getirdiği hoşgörülü, adaletli anlayışın tespit edilebilmesi için yeterlidir.
Sultan II. Beyazid’da gördüğümüz şefkat ve hoşgörü, tüm Osmanlı padişahları için de geçerlidir. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiğinde, kentte hem Hıristiyanlara hem de Yahudilere özgürce yaşam hakkı tanımıştır. Müslümanların hoşgörülü ve adaletli uygulamaları konusunda, İslam dünyası hakkında yazdığı değerli eserleriyle tanınan Andre Miquel bir eserinde şöyle demektedir:
Hıristiyan halklar, Bizans ve Latin devletleri zamanında bulamadıkları çok iyi yönetilen bir idare altındaydılar. Asla sistemli bir zulüm görmediler. Tam aksine imparatorluk, İstanbul başta olmak üzere, işkence gören İspanyol Yahudilerine bir sığınak olmuştu. Hiçbir yerde zorla İslamlaştırma olmamıştır.( F. Emecen, K. Beydilli, M. İpşirli, M.A. Aydın, İ. Ortaylı, A. Özcan, B. Yediyıldız, M. Kütükoğlu, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi, İstanbul, 1994, s. 467)
Osmanlı öncesindeki İslam devletlerinde de gayrimüslim büyük haklar tanınmıştır. Georgetown Üniversitesi’nde din ve uluslararası ilişkiler profesörü olan John L. Esposito, tarihte Müslüman devletlerin idaresine geçen Yahudi ve Hıristiyanların büyük bir toleransla karşılaştıklarını şöyle anlatmaktadır:
Bizans ve Pers topraklarında yaşayan ve zaten yabancı idareciler tarafından yönetilen pek çok Müslüman olmayan toplum için, İslam idaresi bir yönetim değişikliği anlamına geliyordu, ama bu yeni yöneticileri çoğu zaman daha esnek ve toleranslıydı. Bu toplumların çoğu artık daha fazla otonomiye sahipti ve çoğunlukla daha az vergi ödüyorlardı… Dini olarak, İslam’ın, Yahudilere ve yerel Hıristiyanlara daha fazla dini özgürlük tanıyan, daha toleranslı bir din olduğunu ortaya çıktı.
Bu yorumlardan da anlaşıldığı gibi, Müslümanlar tarihte hiçbir zaman “bozguncu” olmamış, aksine gittikleri her yerde, her millet ve inançtan insana güvenlik ve huzur götürmüşlerdir. Allah’ın “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 36) ayeti gereği tüm insanlara güzellikle davranmışlardır.
Kısacası, İslâm ahlakının temelini insanlar arasında dostluk, kardeşlik, huzur ve şefkat dolu davranışlar oluşturmaktadır ve İslam bu üstün özellikleriyle yeryüzünü bozgunculuktan arındırmayı hedeflemektedir. Kuran’ın hükümleri ve bunların tarihte Müslümanlar tarafından uygulanışı bu konuda hiçbir tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.