DOLAR 16,8273 -0.14%
EURO 17,5576 -0.01%
ALTIN 975,95-0,17
BITCOIN 3419485,79%
Afyonkarahisar
25°

AÇIK

13:14

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ALLAH’IN DİLEĞİ, KULUN GAYRETİ VEHAKK YOL’A HİZMET EDEN ORGANİZASYON

ABONE OL
5 Haziran 2017 12:27
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 5 Haziran 2017 Pazartesi 12:27:20
 

-118-
“De ki: Ortak koştuklarınızdan Hakk’a erdirecek kimse var mı? De ki: Hakk’a Allah hidayet eder. (Acaba) Hakk’a erdiren mi, tâbi olunmaya ehakk (layık)tır, yoksa hidayet edilmedikçe doğru yolu bulamayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?” (Yunus-35)
Günlük yaşantıda esas ortak koştuğumuz şeyin Sözde Tanrılık İddiası olduğunu, “dûniHi Varım ve Muhtarım İddiası” olduğunu düşünürsek, ayet o iddialar için şöyle söylüyor: O iddialarınız sizi Hakka erdirebilir mi? Güvendiğiniz o hal, o “Varım ve Muhtarım” hali sizi hidayete erdirebilir mi, size hidayet yolunu gösterebilir mi? Hidayete erdiren Allah’tır. Öyleyse niye dûniHi “Varım ve Muhtarım” zannına tabi oluyorsunuz? Hidayete erdiren, tabi olunmaya daha layık değil midir? Rabbin hem soruyor, hem uyarıyor: Sizi Hakk’a erdirecek kimse var mı?
Ayetteki “kimse” ifadesindeki mana da önemli! “Kimse” dediğine göre, demek ki bir şuurlu varlıktan bahsediliyor: Kimse var mı, o sizi Hakk’a erdirebilir mi?
Yine uyarıyor: Yoksa hidayet edilmedikçe doğru yolu bulamayan, sizin için daha mı makbul? Uyduğunuz kişi/varlık, Allah hidayet etmedikçe doğru yolu asla bulamaz. Öyleyse niye ona tabi oluyorsunuz? Allah hidayet etmedikçe doğru yolu bulamayacak olana niye tâbi oluyorsunuz?
Düşün, sonuç çıkar ve teslim ol!

Tâbi olunan şey ya dışında birisidir veya kendindedir. Eğer beğendiğin kişi İslam dışı ise, beğendiğin hareketler ona ait davranışlarsa, bu yüzden uyarıyor: Ey, inandım diyen! Allah hidayet etmedikçe hidayeti bulamayacak o kişiye, onun yoluna niye tâbi oluyorsun?
Tabi olduğun şey senin dûniHi zannın da olabilir, o güvendiğin Varım ve Muhtarım zannına da tabi olabilirsin. O zaman ayet sana soruyor: Niye o dûniHi zannına tâbi oluyorsun, hidayete erdirecek olan Allah, tâbi olman için ehakk (gerçek layık olan) değil mi? Ve öneriyor: Kur’an ayetlerini ders edinin, ders yapın, tedebbür ederek, derinlemesine düşünerek, anlamaya çalışarak okuyun.

Bizim şu an yapmaya çalıştığımız tam da Biiznillah budur. Ele aldığımız konuları peş peşe ayetlerle öğrenmeye ve mânâlarını anlamaya çalışırken İnşaAllah iki şeyi birden yapıyoruz; tedebbür, tezekkür! Münazara ediyoruz; derinlemesine düşünmeye ve bir sonuç çıkarmaya çalışıyoruz.
Rabbimiz buyuruyor: Bu sonuçları çıkardığınızda, doğruyu gördüğünüzde hep birlikte SİLM’e girin! Kelimeye dikkat edelim, “SİLM” teslim olmaktır, İslam’dır. Teslim olun ve bu teslimiyetle gelecek olan barışa girin, onu yaşayın. Barış ancak teslimiyet iledir, teslim olursanız barış gelir. Bu yüzden, Allah’a teslim olmuş kişiler barış içinde yaşarlar. Bize böyle bir öğüt var: Siz de, ancak öyle gelen barışa teslim olun.
Allah’ın dileği ile kulun gayreti birleşmeli
Fatiha Suresinde bize öğretilen “İhdinas sırâtal müstakıym” talebini içeren duanın Allah tarafından kabulü, bu duayı yapan talib için o derece önemlidir ki, talib bunun aksini düşünmek bile istemez. Böyle bir korku, böyle bir ısrar, böyle bir umut ile ister ve ister, sabırla ister… Bir yandan da Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisiyle, Allah’ın dilemesine uygun bir kul olabilmek için, Allah ve Rasûlü’nün öğrettiklerini uygulamaya elinden geldiğince gayret eder. Allahu a’lem, Allah’ın dilemesi ve gayretin bir kesişim noktası vardır. Dünya hayatında, gayretin ve Allah’ın dilemesinin kesiştiği bir nokta vardır. Allah’ın dileği çizgisine/noktasına ulaşabilmek için bir gayret gerekir; dilek ve gayret bir yerde buluşmalıdır. İkisi buluşunca sistem çalışır, Allahu a’lem.
Allah’ın dilemesi ile insanın gayretinin kesiştiği bu nokta için Muhtariyeti Tercih Gücü bir yetkidir. Haddi aşmamak gerekir. Hidayet Allah’ın dilemesiyledir, gayretimiz Biiznillah’tır.
“Allah ayetleri size tilavet olunurken ve içinizde de O’nun Rasûlü varken nasıl kâfir olursunuz? Kim Allah’a i’tisam ederse (dûniHi olan saptırıcı iddialardan sıyrılarak Allah’a bağlanırsa) gerçekten, o sırât-ı müstakıyme hidayet olunmuştur.” (Al-u İmran; 101)
“Allah’a Billâhi anlam��yla iman edip, O’na i’tisam edenlere gelince, onları kendinden bir rahmetin ve fazlın içine sokacak ve onları kendisine varan sırât-ı müstakıyme hidayetlendirecektir.” (Nisa-175)
“Allah, sözün en güzelini, müteşabih ve mesaniy bir kitabı indirdi. Rablerinden haşyet eden kimselerin ciltleri O’ndan ürperir. Sonra ciltleri ve kalbleri Allah’ın zikrine yumuşar. İşte bu Allah’ın hidayetidir. Onunla dilediğine hidayet eder. Allah kimi saptırırsa, onun için hidayet edici yoktur.” (Zümer-23)
“Allah o kitab ile rızasına talip olanları, Selam yollarına hidayet eder. Ve onları kendi izni ve dilemesiyle zulmetten nura çıkarır ve onları sırât-ı müstakıyme yönlendirir.” (Maide-16)
“O kâfirler: ‘Ona Rabbinden bir ayet (mucize) inzal edilmeli değil miydi?’ derler. De ki: Muhakkak ki; Allah dilediğini saptırır, Kendisi’ne dönüp yöneleni de hidayet eder.” (Ra’d-27)
Bize yapılan öğüd ne diyor?
“Sırât-ı Müstakıym ve Hidayet” ile ilgili bu beş ayetin mealini tek bir kompozisyon haline getirip, bize yapılan öğüdü almaya gayret edelim:
Nisa-79 ve İnsan-29. ayetlerin gerçeklerini içeren dünya hayatı sürecinde hidayet için bize düşen görev öncelikle “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” demek ve bu sonuca ulaşabilmek için Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizle gayret etmektir. Bu yetkiyi kullanırken Hakk ve batılı çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bu ikisini öğrenebilmek, farkını kavrayabilmek ve tercihimizi Hakk Yol için yapabilmek için gerekli olan Furkan’ı bize öğretecek olan Kur’an’dır. Bize model ve güzel örnek olan ise Rasûlullah (SAV) Efendimizdir. Hal böyleyken, insanoğlu bu imkânları nasıl olur da değerlendiremez? Sonuçta kim dûniHi olarak sözde tanrılık iddiasından ve bu iddianın yaşantısından vazgeçerse, bütün bunlara sırtını dönerse, Allah’ı hiç unutmadan hanîf olarak O’na vechini teslim ederse, Allah onu sırât-ı müstakıyme hidayet etmiştir.
Gerçek şu ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz insanları Sırât-ı Müstakıym’e davet etmesine rağmen, ahirete iman etmeyenler bu daveti kabul etmeyip o sırattan sapıyorlar: (Mü’minün 73, 74). Ahirete iman etmeyen bu sapkınlar müstekbirun’dur: (Nahl-22). Oysa insanlar Allah’a mutlak muhtaçtır: (Fatır-15). İnsanların var sandığı şeyler son bulmaya, tükenmeye mahkûmdur: (Nahl-96). Bunları göremeyen insan zulmet içinde kalmış sağır ve dilsizler gibidir: (En’am-39). Oysa Allah insanın dünya ve ahiret hayatının zulmetten kurtuluşu için gerekli sözün en güzelini müteşabih ve mesaniy bir Kitab ile indirmiştir: (Zümer-23). Sözün güzelini ancak Rablerinden haşyet duyanlar tezekkür eder, dikkate alır: (Fatır-18, A’la-10). Şaki olanlar Sözün Güzeli’ni duyunca kaçacaklardır: (A’la-11).
Hakk Yol’a hizmet eden organizasyon
Ahirete iman edenler, Din Günü’nü yalanlamayanlar, Rablerinden haşyet duyanlar, Kur’an ayetlerini duyunca ürperirler; nefsin şerri yönetimindeki sadrın beden dili olan ciltleri Sözün Güzeli’nden ürperir, imanları sayesinde hemen nefsin şerrine muhalefet ederler, bu muhalefet sadrlarını sarsar, ciltleri bu sarsıntıyı belli eder. Bu onların Muhtariyeti Tercih Gücü’yle Rablerine yönelmelerinin, Rablerini tercih etmelerinin sonucudur. Rablerini tercih etmeyi hayat tarzı haline getirirlerse ve Allah’ın Rızası’na taliblerse, Allah onların kalblerindeki Lüb’lerine İhlâs Nuru lütfeder. Lüb, bu nur ile fuadı tesiri altına alır ve kalb iman nuru ile sadrın yönetimini ele geçirir ve nefsin şerrini, dûniHi zannları defeder. Böylece artık Sadr Kalb Fuad Lüb Organizasyonu Hakk Yol’a hizmet eder hale gelmiştir. Artık beyin kalbten aldığı talimatlara uyar ve kişinin fiillerini Hakk Yol’a uygun hale getirir; kişi vehmin zulmetinden kurtulur ve Allah’ın Nuru’na kavuşur, artık ona sırât-ı müstakıym nasip olmuştur. İslam’a karşı açılan, genişleyen bu sadr, ciltte beden dili olarak “Huzur”a sebep olur ki bütün bunlar Allah’ın hidayetidir ve bunu Allah dilediğine lütfeder. Sonuçta, kişinin kalbi marazdan temizlenir; Kalb-i Selîm olur. Hazreti Osman radıyallahu anh efendimiz bu durumu anlatmak için; “kalbi temiz olsa kişi Kur’an okumaya doymaz, doyamaz” demiştir.
Kulun yönelişi ve Hz. Adem ile
eşinden alınacak ders

Dünya hayatı esfele safiliyn’dir. Öyle olduğu için dünya hayatında hidayet ancak Allah dilemesi ve lütfuyladır. Kula düşen yöneliş görevidir; Rabbine yönelmek, O’na sığınmaktır. Halifetullah yaşantısının başlayışını ele alan ayetlerden bunu ders yaparak görelim.
“Ya Âdem! Sen ve eşin cenneti mesken edinin. İkiniz de istediğiniz yerden yiyin. (Ancak) şu şecere’ye yaklaşmayın. (O zaman) zalimlerden olursunuz.” (A’raf-19)
 “Ve dedik ki; ya Âdem, sen ve eşin cenneti mesken edinin. İkiniz de oradan, dilediğiniz kadar bol bol yiyin. Fakat şu şecere’ye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız) ZALİMLER’den olursunuz.” (El Bakara-35)
“Dedik ki: Ya Âdem; muhakkak ki, şu (iblis) senin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra ŞAKIY olursunuz.” (Ta-Ha; 117)
 “İkisi de ondan (şecereden) yediler, SEV’ATları kendilerine zâhir oldu da cennet yaprağından üzerilerine örtmeye başladılar. Ve Âdem Rabbine ASİ oldu da yaşayışı bozuldu.” (Ta-Ha; 121)
Hidayet’in lütfedilişi örneğini Halifetullah hayatının başlangıcından ders alarak görelim istedik. Ayette Hz. Âdem ve eşine hitaben; şu şecereye yaklaşırsanız, şu yanlışı yaparsanız zalimlerden olursunuz; şaki olursunuz, asi olursunuz, yaşayışınız bozulur denilmektedir. Şecere’ye yaklaşmışlar. Ve ZALİM olmuşlar, ŞAKIY olmuşlar, ASİ olmuşlar, YAŞANTILARI BOZULMUŞ.
Olay devam ediyor; ayetlerle göreceğiz. İnşaAllah yarın.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.