DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 357690-2,99%
Afyonkarahisar
21°

PARÇALI BULUTLU

17:12

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 65

ABONE OL
5 Eylül 2018 13:31
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 5 Eylül 2018 Çarşamba 13:31:23
 

“MECAZ” DERKEN DİKKAT
Mâide-75: “Meryemoğlu Mesih ancak bir rasûldür. O’ndan önce de rasûller gelip geçti. O’nun anası Sıddıyka’dır. İkisi de yemek yerlerdi. Âyetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak! Sonra bak (yine de) nasıl (Hakk’tan) yüz çeviriyorlar.”
Âyet bize bir Rasûl üzerinden ders veriyor. O Rasûlle ilgili farklı özellikler var; babasız dünyaya gelmiş, annesi Allah’a karşı sıddıkıyetinde mertebe kat etmiş, günümüz için baktığımızda Kur’ân’da ismi geçen tek kadın. Hazreti Meryem Kur’ân’da kadınlara “örnek alacaksanız” diye örnek gösterilen kadın.
Hz. İsa aleyhisselâm döneminde dînî tebliğler normal dünya hayatının ötesinde cümlelerdir. Hz. Mûsa aleyhisselâm kavminin dinle ilgili bilgileri dünya hayatı kuralları çerçevesinde iken, Hz. İsa aleyhisselâmın din öğretileri dünya hayatı kurallarının ötesindedir. Mecaz demek istemiyorum, bu mânâyı mecaz da karşılamıyor. Çünkü mecazda esas cümlenin önemi yoktur. Eğer Kur’ân âyetlerine mecaz derseniz, insanlar öyle mecazlar çıkarırlar ki aslı örter, âyetteki esas cümleleri önemsemez ve zâhirî manadan perdelenirsiniz. Kur’ân’daki zâhirî cümlelerin belgesi Efendimiz (SAV)’dir ama “ayetler mecazdır” diyenlerin hem kendileri bir beşerdir, hem söylediklerinin belgesi yoktur. Ama insanlar belgesi olmayanı daha çok önemsiyor, bu da ayrı bir tuzaktır. Âyetlerin diğer mânâlarında yanlış yapmamak için zâhirî manasına sıkı sarılmak lazım, yanılmaktan sizi o korur. Koruyucuyu kenara atarsanız uydurduğunuz mecazla ortada kalırsınız, Allah muhafaza etsin.
HZ. İSA ALEYHİSSELÂM EFENDİMİZ ULVİLEŞTİRİLDİ. İLAHLIĞINI İLAN ETTİLER.
 AMA ANNESİ DE KENDİSİ DE KUL
Mucize sayılan önemli vasıflarına bir de Allah’ın ona verdiği ve normal insanlarda görülmeyen vasıflar eklenince, söyledikleri de dünya kurallarının ötesinde olunca Hz. İsa aleyhisselâm Efendimiz ulvileştirildi. İşin esasını anlayacakları bir sâlih amel de olmayınca, imanlarının yanlış mânâlarıyla çabucak saparak, diğer din sahiplerinden farklı gözükmek heyecanıyla Rasûllerini farklı gösterip ilahlığını ilan ettiler. Maide Suresi 75. ayet bütün bunları alt üst eden cümleyi söylüyor: İkisi de yemek yerdi. Dikkat edin, dışları var; annesi de o da kul. Kul ihtiyaç sahibidir, isteyendir ve ona ne vermişsek emanettir. “İkisi de yemek yerdi” tanımlaması bütün bunları temsil ediyor. Âyet diyor ki: O ancak bir Rasûldür. Ondan önce de Rasûller geldi, yeni değil. Ama o dönemdeki özelliklerle ve başka şeylerle tuzağa düştünüz. Dikkat edin, ikisi de yemek yerdi. Buradan konumuza giriyoruz, alacağımız derse gireceğimiz yer burası: Onlar Samed değillerdir. Yaratan Ehad ve Samed’dir, O’nun dışı kavramı yoktur. Ve ancak Ehad ve Samed olan yaratabilir. Oysa onlar yemek yer, ihtiyaç sahibidir, dışları vardır, dışında olanlara yani yardıma muhtaçtırlar, Samed değillerdir. Ayet bütün anlayacaklarımızı Hz. İsa aleyhisselâm üzerinden bize bir cümleyle öğretiyor: Dünyadaki milyarlar ona böyle inansa bile o ve annesi yemek yerdi, onlar kuldu.
HİÇ BİR KUL ALLAH’IN EHAD VE SAMED
VASIFLARIYLA AHLAKLANAMAZ, VASIFLANAMAZ
Oruç ibadetinin en önemli yanı yemek yememektir. Oruç ibadetiyle insan Samed olmaz, hiç bir kul Allah’ın Ehad ve Samed vasıflarıyla ahlaklanamaz, vasıflanamaz. Bir kulun ahlaklanabileceği en önemli ve ona faydalı vasıf Rahmân ve Rahıym’dir, o yüzden Besmele’de bunlar geçer. Eğer Besmele’de “Ehad ve Samed olan Allah’ın adıyla” denilseydi, öyle öğretilseydi biz öyle diyecektik ama o vasıflardan yararlanamayacaktık. Besmele’nin ilk mânâsı “Rahman ve Rahıym olan Allah adıyla”dır. İdrakınızı ve yaşantınızı ileri götürürseniz “Allah Adına” manasına doğruya gidersiniz. Çünkü kul Allah’ın izni ve lutfuyla Rahman ve Rahıym isimleriyle ahlaklanabilir. O zaman Besmele onun hayat tarzı olur, yaşanabilir bir şey haline gelir. Ama “Ehad ve Samed olan Allah adına” denilseydi böyle olmazdı, bu bilgiden kul yararlanamazdı. Çünkü kul, Hz. İsa’yı bile düşünseniz, yemek yer. Rabbimiz öğretiyor: Onlar yemek yerlerdi.
Oruçta yemek yemeyi bırakmak bir temsildir. Fakat bu temsil önemlidir. Çünkü o çok önemli bir bilginin temsilidir. Oruçta yemek işini bir süre bırakmanın bizim için bir yararı ve ��nemi de, Samed olmanın ne olduğunu anlayabilme çalışması olmasıdır. Allah’ın Ehad ve Samed oluşu ne demektir, bunu biraz kavrayabilme çalışmasının adı Oruç’tur, o çalışmayı biz yemek yemeyerek yaparız. Allah’ın Samed oluşunu biraz kavrayabilme çalışması olan yemek yememeyi biraz geniş manada düşünürsek, oruç çalışmasıyla Allah’ın Samed olduğunu, kendimizin Samed olmadığını anlarız. Yani Allah’ın dışı kavramı olmadığını, kendimizin dışı kavramı olduğunu, ihtiyaçlarımızın olduğunu ve bunları Allah’ın (dışında olmaksızın) verdiğini anlarız. Bu çalışmayla kul Samediyet’i anlar. Kendisinin dışı kavramı olduğunu, ihtiyacı olduğunu anlaması bile onda Samediyet nurlarını açar.
İNSAN ALLAH FITRATI ÜZERİNE YARATILMIŞTIR. BU YÜZDEN, VERİLEN
O SÖZ HATIRLAMASI DİLENENDE AÇILIR
Oruçla biz bir de önemli bir antrenman yaparız ki o şudur: Kur’ân’da az fark edilmiş, o fark edilenin de başka mânâlarla çoğaltılıp alt üst edildiği şeylerden birisi “Allah’a verilmiş söz”dür. “Rabbiniz Ben değil miyim?” dediğinde, “Rabbimiz sensin, bil fiil şâhitiz ya Rabbi” diyen sözümüz var. İlerleyen yazılarda göreceğiz, oruç onun güzel bir antrenmanıdır. İnsan dünya hayatı gereği esfele sâfiliyn yapıya girince hâfızasını kaybetmiş bir pozisyonda Allah’a verdiği sözü unutmuştur. Hatta birçok kişi öyle unutmuştur ki öyle bir söz onun için söz konusu değildir. Ama Rum Sûresi 30’dan öğreniyoruz, insan Allah fıtratı üzerine yaratılmıştır. Bu yüzden, verilen o söz hatırlaması dilenende açılır. Kesret diliyle söylersek: Hatırlamayı dileyende o söz açılır. O sözün açılması için oruca niyetlenirken deriz ki; “Ya Rabbi, sana söz verdim, ‘Allâhümme ente rabbiy’ dedim. Ama onu dünya hayatında unuttum. Onu bana aç ya Rabbi. Kendimi affettirmek için söz veriyorum, akşama kadar yemek yemeyeceğim, sözümde duracağım. Sözümü tuttuğumu göstermek için böyle bir çalışma yapacağım, lütfen kabul buyur. Ve bu kabulünle, sana verdiğim sözü unutmuşluğumu da bağışlayıver, o sözün gereğini bende açıver ya Rabbi.” Oruç bu manayı da taşıdığından, lütfen acele etmeden niyetinizi yapın, inşâAllah meyvelerini de iftarda yiyin. Oruca “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” diyerek başlarız, iftarda “Eşhedü en lâ ilâhe illallahul Ehadus Samedülleziy lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad” şahidliğiyle bitiririz. Oruç esnasında Ehad ve Samed’i, Allah’ın o vasıflarını tefekkür fırsatı bulur, Rabbimin lûtfettiği ölçüdeki şehâdetiyle de bitiririz. Oruç böyle bir süreçtir.
AYET “SİZ ALLAH’A FAKİRLERSİNİZ” DİYOR
“Ey insanlar! Siz Allah’a fakirlersiniz. Allah ise Ğaniyyül Hamiyd’dir.” (Fatır-15)
“Sizin indinizdekiler tükenir, Allah’ın indindeki ise bâkîdir.” (Nahl-96)
“İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” idrakımızın kuvvetlenmesine destek veren bu iki ayetle tefekkürümüze devam edelim.
Fatır Suresi, “ey insanlar, siz Allah’a fakirlersiniz” derken yalnız inananların değil, tüm insanların bir özelliğini söylüyor, bize “ey insanlar, siz Allah’a fakirlersiniz, Allah Ğaniyyül Hamiyd’dir” diyor. “İnsanlar fakirdir”i anlamak üzere “fakir” kelimesine bir mânâ çıkaralım, alt sınırı o oluştursun. İnsanın ihtiyaçları vardır. İhtiyaçlarını temin imkânı olması gerekenden kısıtlıysa veya yoksa dünya diliyle biz ona fakir deriz. Böyle olduğu için bize bir görev doğar, onun ihtiyacını karşılayabilecek gücü olanın onu karşılaması gerekir. Bu normal insânî ilişki içindir. Ama ayet “siz Allah’a fakirlersiniz” diyor, “birbirinize göre fakirsiniz” demiyor. Eğer ayeti, birbirimize göre fakirmişiz gibi anlar ve meâllendirirsek yanılırız. Bir kul bir kula bakıp fakirliği tarif ederse doğrudur. Ama ayetin bize öğretmek istediği onun ötesindedir; “iyyâKE nesta’iyn”i hakkıyla söyleyebilmemiz için bize ders veriyor: Siz Allah’a fakirlersiniz! Normal hayatta fakir dediğimiz kişi kısıtlıdır, noksandır. Normal hayata göre bir ihtiyaç tespit ettik, ona göre bir kısıt ve yokluk tarif ettik ve fakir dedik. “Allah’a fakirlersiniz” denince ölçü Allah’tır; kul Allah’a karşı fakirdir. Ayet, kullar içerisinden insanı seçip ona “siz Allah’a fakirlersiniz” dediği için biz de insanı düşünelim: İnsanın zatı (Kul Zat) Allah’a göre, Allah’ın izni ve emriyle kayıtlıdır, kısıtlıdır, noksandır. Çıkardığımız bir mana budur: İnsan Allah’a göre kayıtlıdır, kısıtlıdır, noksandır, Biiznillah. Kulun “zatım” dediği (Kul Zat) böyledir. “Allah’a fakirlersiniz” âyetinin bir başka manası ise “noksan olduğunuz için Allah verecek” demektir, “Siz noksansınız, noksanınızı Allah verecek.” Bütün insanlar için böyledir, bilsin bilmesin böyledir: Allah’a fakirlersiniz, Allah’ın fakirlerisiniz. Hayattan bir örnek verelim. Çok hayr ehli bir insan düşünün. On kişiye iyi bir şekilde yardım ediyor olsun. O on kişiyi “fakirlerim” diye tarif eder, “bizim fakirler” der. Ayetten yararlanarak söylüyorsa bunu bir mertebe olarak söylemez, görev olarak söyler. “Onlar bana göre kısıtlı. Allah bana onlara verdiğinden fazla emanet verdi, bu yüzden ben onlara vermekle görevliyim” der. “Allah’a fakirlersiniz” de böyledir: Siz Allah’a göre noksansınız ama Allah sizin vereninizdir, Allah size verecektir, çünkü siz Allah’ın fakirlerisiniz. Ancak burayı doğru anlayabilmek için diğer ayetlerden öğrendiğimiz bir özelliği buraya koymamız lazım: Allah’ın fakirleri yani ihtiyacını Allah’ın karşılayacağı kısıtlı kullar, Allah’ın dışında olarak ihtiyaç sahibi değillerdir. Allah için kesinlikle dış kavramı düşünmeyin.
SİZE VERİLENLER DÜNYALIK ÇERÇEVEDEDİR, ÖLÜNCE YANINIZDA GÖTÜREMEZSİNİZ
Nahl 96. ayetten öğreniyoruz ki insana verilenler dünyalıktır. Fatır 15. ayet ise devamında bizi bir kıyasa götürüyor, “Siz Allah’a fakirlersiniz, Allah ise Ğaniyyül Hamiyd’dir” diyerek kıyas yapıyor ve diyor ki; size verilenler dünyalık çerçevededir, ölünce yanınızda götüremezsiniz. Geçmişte kendini rab ilan etmiş olanlar, o verilenleri götüreceklerini zannetmişler ama götüremiyorlar. Piramitlerde, mezarlarda çıkanları görüyoruz. Hep zan, hep sanma! Ne diyoruz? Götüreceğini sandı. Hep sanış… “Götüreceğini sandı” deyip ona gülüyorsunuz ama ya gelecektekiler de bize gülerse? O zaman yanlış zanlardan, sanmalardan kurtulmamız lazım. Hayatta zan/sanış hep var, hayat hep o. Nahl-96 bu mânâyı biraz daha derinleştirerek öğretiyor: Sizin indinizdekiler tükenir, Allah’ın indindeki ise bâkîdir. Yani size (Kul Zat’a) verilenler tükenmeye mahkûmdur. Neden? Çünkü kul Ehad ve Samed değildir, Ehad ve Samed olamaz da. Çünkü dışı vardır. Dışı olan, dışı kavramı olan tükenir, tükenmeye mahkûmdur. Dışı kavramı olandaki ilahlık iddiası da tükenmeye mahkûmdur. Dünya hayatında tükenmezse cehennemde devam eder; azablı tükenme olarak…
TÜKENDİNİZ AMA ALLAH VERECEK
Sizin indinizdekiler tükenir, Allah’ın indindeki bâkîdir. Çünkü Allah Ehad’dır ve Samed’dir; dışı kavramı yoktur. Tükenmenin dışla ilişkisini kurduğunuzda, kulun dışı olduğu için onun indindekiler tükenir. “Allah’ın indindekiler tükenmez” ile “siz Allah’a fakirlersiniz” öğütlerine birlikte baktığımızda, indindeki tükenirse kul ahirette ne yapacak? Dünyadaki tükendi, ne varsa. Mevki, şan, şöhret, para, mal, mülk, evlat, hepsi tükendi, bedeni dâhil. “Siz Allah’a fakirlersiniz” ayeti diyor ki; tükendiniz ama Allah verecek, Allah size verecek, çünkü sizin ahiret ihtiyacınızı da O bilir. Siz O’nun fakirleri olduğunuz için de O size verecek.
“Allah Ğaniyyül Hamiyd’dir”, bunu da bir cümle ile mânâlandıralım: Hamd kendisine ait olan Allah’ın zenginliği sınırlandırılmaktan beridir. Dolayısıyla diyor ki: Kulum, şimdi kendini kıyasla ve bu gerçekler çerçevesinde ‘İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn’ de. Ne kadar da ihtiyaç sahibisin ve bunları temin edecek hiç bir vasfın da yok, özellikle ahiretle ilgili. Ama akabinde bizi hemen ferahlatır; En’am-12: “O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı.” Merhamet etmeyi kendime farz kıldım, bu yüzden fakirlerimin ihtiyaçlarını veririm.

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI – 65-

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.