DOLAR 16,8853 -2.7%
EURO 17,8334 -2.47%
ALTIN 991,58-2,31
BITCOIN 362475-0,11%
Afyonkarahisar
18°

PARÇALI AZ BULUTLU

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

“KORKMAYIN”, “KORKUN” VE BÜYÜK TEHLİKEDEN HABERDAR OLUN

ABONE OL
20 Mart 2017 12:36
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 20 Mart 2017 Pazartesi 12:36:22
 

– 52-
Efendimiz (SAV) dönemindeki müslümanların önce “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” demeleri, sonra “Semi’nâ ve eta’nâ; işittik ve itaat ettik Allahım, işittik ve itaat ettik Ya Rasûlallah” demeleri, peşine “Ğufrâneke Rabbenâ, ğufrâneke Rabbenâ” diye yalvararak af dilemeleri Rabbimiz indinde makbul olmuştur. Rabbimiz müslümanların o hallerinden memnuniyetini Mirac Gecesi “Âmener Rasûlü” ayetlerini bize Efendimiz (SAV)’le hediye ederek bildirmiştir. Bakara-285 ve Bakara-286 bir Mirac hediyesidir. “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” dedikleri için, Rasûlleri ayırmadıkları için, “Semi’na ve eta’na, ğufraneke Rabbena” dedikleri için Rabbimizin onlardan hoşnutluğu bize bu âyetlerle bildirilmiştir.
Korkmayın!
Bu hoşnutluğu öğrendik. Fakat Allah’a, Allahuekber’e “Semi’nâ ve eta’nâ; işittik ve itaat ettik” dedikten sonra insan korkuyor. Neden? “İşittik ve itaat ettik” dediğim şeyin ya altından kalkamazsam diye. Bu ‘tüh’ demek değil. İşte imanlı kişilerin bu “ya altından kalkamazsak” korkusu için Bakara-286 seslenir:
“Korkmayın, kapasitenizin üstünde bir yük yüklenmez” denir ve bize bir dua öğretilir.
Âyette bir de “İşittik ve itaat ettik” diyen için bir kazançtan bahsedilir; o kul hiçbir gayret sarf etmeden âhiretle ilgili mükâfatı elde eder, hedefi onikiden vurmuş olur. Yaşarken bazı doğruları bulabilmek için yıllarca uğraşırsınız, bazı bulunmuş bilgiler için kuşaklar boyu uç uca araştırmalar yapılmıştır. Hâlbuki siz âhiretle ilgili en doğruyu “Semi’na ve eta’na” demekle hiç bir gayret göstermeden, terlemeden öğrenirsiniz. 286. âyet bunun müjdesini de verir. Bu yüzden “Semi’na ve eta’na” halini, “Ya Rabbi işittik ve itaat ettik” teslimiyetini çok sevmek lazım. Çünkü Rabbimiz o halden hoşnut olmuş! O sınıfa girebilmek için bunu çok sevmek lazım:
“Ve kalû semi’nâ ve eta’nâ ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masıyr: İşittik ve itaat ettik, ey Rabbimiz affına sığınırız, dönüşümüz Sana’dır, dediler.” (Bakara-285)
Allah’a kulluk görevini yapmak için olmazsa olmaz olan ve başlangıç şart dediğimiz “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” ile “Semi’nâ ve Eta’nâ” davranışı Rabbimiz tarafından övülmüştür. “Semi’na ve Eta’na dediler ve davrandılar” diye müslümanlar övülürken, Hz. Mûsa aleyhisselam kavmi bu konudaki yanlışları nedeniyle kınanmış ve uyarılmıştır:
“Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve işitin/dinleyin” demiştik. Onlar ise; ‘semi’na ve asayna’ (işittik ve isyan) ettik dediler.” (Bakara-93)
Ama korkun!
 Yine Kur’ân nezaketi, yine Kur’ân’ın bize Rahiym ismiyle görünüşü. Başka bir yerden dersle uyarıyor, mü’min hiç incitilmiyor. Onlara “İşitin ve itaat edin demiştik” ama onlar “Semi’na ve asayna; işittik ve isyan ettik” dediler. O hale düşmeyelim inşâAllah. Bu tanımları ve halleri niye çok tekrarlıyoruz? Bu tedebbür ve tezekkürler bizde bir hal oluştursun diye, “Öyle miyiz değil miyiz, yapıyor muyuz yapmıyor muyuz?” düşüncesi, rahatsızlığı ve korkusu başlasın diye. Biz ancak o korku başlarsa “Semi’na ve Eta’na” diyebilme gayretine gireriz. Hayatımıza bakalım, belki de yaşantımızın büyük çoğunluğu “İşittik ve isyan ettik” formunda, öyle geçiyor. Mutlaka dille söylemek şart değil ki! Davranışlarımız, düşüncelerimiz, konuşmalarımız da önemli; ona hayat tarzı dedik. Hayat tarzımız, “Allahım, sen öyle dedin, işittik ama isyan ettik” diye geçiyor olabilir. Allah muhafaza etsin. Hedefi Allah’a kulluk yapmak olan için, Âmentü Billâhi’den sonra “Semi’nâ ve Eta’nâ” şarttır.
Şu âyet, “İşittik ve isyan ettik” durumuna düşmememiz için bir uyarıdır. Ayrıca A’raf-172, 173. ayetlerde geçen Elest Bezmi denilen mukaddes meclisteki “Evet, Rabbimiz SENsin” sözümüzü de bize hatırlatıyor. Âyet geldiği zaman Akabe ve Hudeybiye’de mü’minler Allah’a ve Rasûlü’ne söz vermişlerdi, o sözle ilişkili de inzal olmuş bir âyet. Onu kendimize taşıdığımızda çıkaracağımız mânâlar içerisinde, “Evet, Rabbimiz SENsin, buna şahit olduk” sözü de vardır:
 “Allah’ın size olan nimetini, ‘İşittik ve itaat ettik’ dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı O’na verdiğiniz sözü hatırlayın ve Allah’tan ittika edin (isyan etmeyin, sakının). Muhakkak ki Allah, Aliymun Bizatissudur’dur.” (Mâide-7)
Allah Aliymun Bizatissudur’dur; kalbinizde olanı, sadrlarınızda olanları, aklınızdan geçeni, düşündüklerinizi düşüneceklerinizi (hepsini) bilendir, bu yüzden ittika edin. İttika etmeyi biraz daha açmış olacağız. “Şundan ittika edin” dediğinde, her geçtiği yerde oluşan bir mânâ var; hep diyor ki sakının. Bu “Sakın ha yapma” demektir. Her geçtiği âyette Rabbimiz bir şey için “Sakın ha” diyor. Bu ayette neye ‘sakın ha’ diyor? Ayrıca “Aliymun Bizatissudur’dur” diyerek de bizi uyarıyor. Anlamak için normal yaşantımıza dönelim. Diyelim ki ben birinize “İçinden şunu geçirdin” dedim, bir diğer arkadaşa “Şöyle düşündün, öyle düşünme” dedim, ne yaparsınız? Bir anda tedirgin olursunuz, ne düşüneceğinizi şaşırırsınız. Kişi ne düşüneceğini şaşırınca hep de yanlış düşünceler zihnine gelir. Oysa ben size ne yapabilirim ki? Benden niye çekinilir ki? Ama içinizden geçeni söyledim, zihinden geçen yalan yanlış şeyleri bildim diye korktunuz. Bu henüz zihinden geçen, sadr ve kalb değil. Zihinden geçeni bildim diye sakındın ve kendine “Sakın öyle şeyler düşünme, biliyor” diyorsun. Yani benden ittika ettiniz. Allahuekber! Allah “İçinizden geçenleri biliyorum” dediği halde hiç ittika etmiyoruz. Fark ettiniz mi? Bir insandan çekindiğimiz kadar bile Allah’tan çekinmiyoruz! Bunu bir itiraf edelim. Bir insan “bildi” diye düşüncelerimize dikkat ediyoruz. Allah, “İçinizden geçenleri/geçecekleri, sadrınızdakini, kalbinizdekini, beyninizdekini hepsini bilenim. Bu benim ilmim. Hiç yaratan yarattığını bilmez mi” demesine rağmen bu bizi hiç korkutmuyor! Ama insan bizi korkuttu! Allah bize “Korkun, söz verdiniz korkun” diyor. Bir kişiye bir konuda söz verip de yapamasanız, onunla karşılaşmak, yüz yüze gelmek istemezsiniz. Çünkü söz verdiğiniz şeyi yapamadınız, vakti geçiyor diye ondan ittika ediyorsunuz. Rabbimiz diyor ki, “Bir insandan çekinip karşısına çıkmamaya çalışıyorsunuz. Asıl benden ittika edin. Bana söz verdiniz, benden ittika edin.” “Ne yana dönsek Vechullah’tır” diyorsunuz, öyleyse benden ittika edin.
Allah’a iman edip de müşrik olanlar
Bir de fısk hali (fasıklık) var! Kişi Kur’ân’ı işitir ve itaat etmezse, “Semi’nâ ve eta’nâ” dediği halde uymazsa? Kur’ân’ı dinliyor ama hiç ilgilenmiyorsa, hem yalanlıyor hem de yalanlama faaliyetleriyle meşgul oluyorsa, Allah muhafaza etsin, o kişi Kur’ân’a göre Hakk Yol’dan, Sırât-ı Müstakıym’den ayrılmıştır, Allah’a isyan etmiştir, Allah’tan ittika etmiyordur. Burada ittika, başına geleceklerden korkmuyor oluşu ifade eder; ittika etmeyen başına geleceklerden korkmuyor demektir. Kur’ân bu saydığım hallerle yaşamaya fısk, öyle yaşayana da fâsık diyor.  
“Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fasıktır.” (Mâide-49)
Bu Kur’ân’ın tespitidir, Sahibi’nin tespitidir: İnsanların çoğu gerçekten fasıktır. Yani insanların çoğu “Semi’na ve eta’na” demezler, “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” demezler. Bizi bu tespite götüren âyetlere birlikte bakalım:
“Elif Lâm Mîm Râ, bunlar kitabın âyetleridir. Ve o kitap Rabbinden sana inzal olunan Hakk’tır. Fakat insanların ekseriyeti îman etmezler” (Ra’d-1)
Âyetten öğrendiğimizle bir durum tespiti yapalım: Bu kitap Hakk’tır ama insanların ekseriyeti îman etmez. O zaman insanların hepsini inandıracağım diye uğraşma, boşa kürek çekme. Enerjini inanana harca, kanatlarını inanana aç. Çünkü hırs göstersen de insanların ekseriyeti mü’min olmaz.
Efendimiz (SAV)’e tebliği geldiği zaman istiyor ki herkes koşsun, inansın, kabul etsin. Rabbinin yoluna böyle hırs gösteriyor. Yusuf-103’de Rabbi diyor ki, “Hırs göstersen de çoğu mü’min olmaz.” Hatta “Sen sevdiklerine hidayet edemezsin” buyuruyor. Ra’d-1 ve Yûsuf-103. âyetlerde; “İnsanların ekseriyatı îman etmezler, Âmentü Billâhi ve Rasûlihi demezler” ifadesini okuyunca; “Bu âyetler inanmayanlar için, biz inanıyoruz” deyip çok önemsemeyebiliyoruz. Ama şimdi gelen âyete bakın. Bu âyete çok özen gösterelim. Zihnimizde bu âyetle ilgili hızlı, acil ders yapmamız lazım ki o ders bizde korku oluştursun, bizi araştırmaya sevk etsin:.
“Onların ekseriyeti ancak müşrikler olarak Allah’a îman ederler.” (Yûsuf-106)
Anlattıklarımız için “Acaba?” diyene bu âyet yeter. Yûsuf-106 doğrudan inananlar için, inanıyorum diyenler için: Onların ekseriyatı Allah’a îman ediyorlar ama onlar müşrik! Muhafaza buyur ya Rabbi. Tehlikeyi fark ediyor muyuz? İşte bu tehlikeyi anlatmaya çalışıyoruz. İnanıyor olmak iyi insan olma çalışmaları değildir. Bu iş büyük, korkunç ve tehlikeli. Efendimiz (SAV); “Sizi büyük bir tehlike için uyarmaya, fark edenleri de müjdelemeye geldim” diyor. Onların ekseriyatı, yani inanıyorum diyenlerin çoğu ancak müşrikler olarak îman ederlerse geriye ne kalır? Tüm insanları düşünün, ‘Onların çoğu îman etmezler’ dendi. İman ediyorum diyenlere geldik, ‘Onların da çoğu müşrik olarak îman eder’ buyruldu. Elde ne kaldı? Nasıl bir tehlike!
Büyük tehlikeden haberdar olun
Hedefimiz Allah’a kulluk etmek. Müşrik isek nasıl kulluk edeceğiz? Öyleyse âyeti anlamaya çalışalım, “müşrik olarak îman etmek ne demek” bir bakalım, âyeti günümüze taşıyalım.
“Aşağıların Aşağısı” kitapçığında ele almıştık, şirk esasen ikiye ayrılır; birincil şirk, ikincil şirk. Böyle bir ayrıma belki rastlamadınız ama bu tasnif şirkin daha kolay anlaşılmasını sağlar. Birincil şirk fark edilmediği için önemi görülemiyor. Esfele Sâfiliyn için kuraldır; bir şey ne kadar önemliyse o kadar fark edilmez, ne kadar işe yaramazsa o kadar çok önemsenir ve yapılır. “Bunun dinde yeri yok” diyorsun, bir dini görev addedip deli gibi yapıyor. Örneğin ahirete intikal etmiş kişiler için “Şu gün, şu gün, şu gün gibi dini vecibeler yok” diyorsun ama o onları daha fazla yapıyor. Câmiye uğramıyor ama uydurduğu görevleri deli gibi yapıyor. Allah muhafaza etsin. Yanlış bir modern tarifi yaparak kendilerini modern zanneden yaşantıdakiler için söylüyorum; İslam’dan daha modern bir hayat tarzı yok, olamaz, mümkün değil! Uydurdukları modernlik içerisinde “dini görevlerimizi de yapıyoruz” diye dinde bulunmayan her şeyin delisi olanlara dikkat edin, esas yapılması gereken şeyleri yapmazlar. Demek ki “çok yapılan”a dikkat etmek lazım. Esfele sâfiliyn yanlışı çok sever, onu yaptırır durur. Aynı esfele sâfiliyn önemli şeyleri ise fark edilmemesi için örter. Birincil şirk de bunlardan biridir.
Birincil şirk bir kişinin “Ben Müstakilen VARIM ve Muhtarım” iddiasında bulunması ve buna göre hayat tarzı oluşturmasıdır. Bu esas şirktir, şirkin kaynağıdır, o nedenle birincil şirktir. Diğer şirk dediklerimiz ikincil şirktir. Örneğin kişinin paraya çok tamah etmesi! Bu ikincil şirktir. Bilimle bir şeyler yapan birisine “Sen bilime tapıyorsun” diyebilirler. Bu liste uzar gider, hepsi ikincil şirktir. İkincil şirkler kalkınca şirk kalkar yanılgısı yüzünden müslümanlar “Biz şirk ehli değiliz” diyorlar. Tehlike ve yanılgı budur. “Allah’a ortak koşmayın” denildiğinde ortağın ikincil şirkler zannedilmesi yüzünden “Ben hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmuyorum, bir putum yok” diyor. Oysa asıl kendisini ortak koşuyor ama haberi yok, tehlikeden habersiz!
Ortak sensin! Mal mülk, makam mevki ne varsa hepsi bu ortağın oyuncakları!

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.