DOLAR 18,5948 -0.24%
EURO 18,4133 0.22%
ALTIN 1.024,71-0,04
BITCOIN 373896-0,01%
Afyonkarahisar
12°

PARÇALI BULUTLU

16:10

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Bu gidiş iyi değil – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
30 Temmuz 2015 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Murat Arısoy 30 Temmuz 2015 Perşembe 03:00:00
  7 Haziran seçimlerinden sonra herkes daha sakin olur zannediyordum, yanılmışım. Yetkili ve etkili grubu, toplumu germeye devam etti. Bu gruba siyasi parti yöneticileri de dahil.
Meclis Başkanı seçimiydi, koalisyon görüşmeleriydi derken Büyük Ortadoğu Projesi’nin “taşeronu”, hatta moda tabirle “alt yüklenicisi” terör örgütleri de sahneye tekrar çıktı. Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Dışişleri Bakanları’ndan Kondoliza Rays, 22 Müslüman ülkenin sınırlarının değişeceğini açıklamıştı.
Amerikan Savunma Dergisi’nde yayınlanan ve daha sonra askeri toplantılarda da Türk subaylarına gösterilen haritada, o Müslüman ülkeler arasında sınırı en çok değişecek bölüm, Türkiye Cumhuriyeti’ne aitti.
Bir ara “Rafa kalktı” denilse de Büyük Ortadoğu veya benzeri bir projenin yürürlükte olduğunu söylemek güç değil.
Irak’ın kuzeyinde uzun zamandır sürdürülen ve ‘bağımsızlık’ soslu yeni ve gönüllü sömürge devleti çalışmalarının bir benzeri Suriye’nin kuzeyinde yürütülüyor.
Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyi, Amerika Birleşik Devletleri’nin “Yeni Ortadoğu” haritasında mevcuttu. O haritada, İran’ın batısı ile Türkiye’nin doğusu da Irak’ın kuzeyi-Suriye’nin kuzeyine eklenmiş vaziyetteydi.
Doğrudan söylemek gerekirse: Amerika Birleşik Devletleri, Mezopotamya’da İkinci İsrail’i kurmak için gayret içinde.
“Özgür ve bağımsız” olacağı iddia edilen Kürt yönetiminin toprakları da bu oyunun parçası olarak neredeyse Artvin’e kadar uzatılmak isteniyor.
Yani Büyük Ortadoğu Projesi’nin müdahale ve işgal bölümünün merkezinde Türkiye var.
Yaşanan olaylara bu gözle bakmak, asıl düşmanın nerede aranması gerektiğine bir işaret olur.
Peki bu çerçevede Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü (NATO) derdimize derman mıdır?
Hayır. Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü, kendisine bağlı ülkelerde ya terör örgütleri üzerinden, ya da “derin” bir devlet vasıtasıyla karışıklık çıkarıp “müdahale”yi meşru hâle getiriyor.
Bakmayın “Türkiye’nin yanındayız” nutuklarına.
Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü’nün bu bölgedeki hedefi, öyle veya böyle bir harekât yaparak Irak’ın kuzeyindeki Kukla Devlet’in sözde bağımsızlık koşullarını oluşturmak.
Burada, öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki siyasi partilere görev düşüyor. Birbirileri ile çatışmak yerine, birbirilerinin kuyularını kazmak yerine, “Türkiye için ne yapılabiliriz” diye düşünmek zorundalar.
Terör Doğu’yu da Batı’yı da vuruyor.
Hükümetse hükümet, seçimse seçim.
Bir an önce terörün önüne geçilmeli ki herkes “normal” hayatına dönebilsin.
Biteviye bir teyakkuz hâli, insanların gerginlik katsayısını artırıyor.
Gerginlik ise hoşgörüyü azaltıyor.
Hoşgörüsü azalan kişinin en çabuk “parlayacağı” kesim, kendisinden olmayanlardır.
Bu gidiş iyi değil.

ULUSAL BASIN, HABERİ KİME VERİYOR?

Ekranlarda gördüğümüz “kırmızı bantlı uyarılar”ın içeriği, son bir haftadır operasyonlarla alakalı. “Son dakika… Uçaklarımız şimdi kalktı, vuruyor”, “Son dakika… Uçaklarımız yurda döndü” gibi duyurulara alıştırılıyoruz.
Aslında şunu sormak gerekiyor: Ulusal basın için haberin muhatabı kim? Uzun zamandır düşündüğüm, zaman zaman dile getirdiğim görüşümü bir kez daha hatırlatmak isterim. Ulusal basın-yayın kuruluşlarının haberlerdeki asıl muhatabı vatandaş değil, “piyasa yönlendiricileri” ve yatırımcılar. Ülkedeki her gelişmeyi “son dakika” kuşağı ile duyurmak, piyasalara “Bak, şu, şu, şu olaylar var. Ona göre” demekle eşdeğer. Aynı mesaj, yatırımcıya “Paranı dikkatli kullan, Borsa’daki işlemlerini sıkı takip et, gerekirse paranı piyasadan çek” anlamına geliyor. Ulusal basın kuruluşlarının haber verme silsilesi içinde, piyasa yönlendiricileri ve yatırımcılardan sonra siyasetçiler, etkili topluluklar, cemaatler muhatap alınıyor. Haberler, onlara da “Duruşunuzu ayarlayın, tepki verecekseniz verin” diyor.
Haberlerin son muhatabı vatandaş ise, “Haydi olan bitenden senin de haberin olsun bari” şeklindeki yaklaşıma maruz kalıyor.
Basın kuruluşlarının “halkı doğru bilgilendirmek” sorumluluğu yerine “piyasayı doğru yönlendirmek” gibi görevi ön plana çıktı, son 20 yıldır.

ERGENEKON DA BÖYLE BAŞLAMIŞTI

Hürriyet Gazetesi’nin internet sitesinde “Gecekondudan çıkanlar şoke etti” başlıklı bir haber gördüm. Bir ihbar üzerine, Ankara’da bir gecekonduya baskın yapılmış. Baskında Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve diğer kurumlara ati malzemeler ele geçirilmiş.
Şimdi 12 Haziran 2007’ye dönelim. O tarihte de yine ihbar üzerine İstanbul’da bir gecekonduya baskın yapılmış, o baskında el bombaları ele geçirilmiş, el bombalarının da Astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğu öne sürülmüştü. Bu kurgu operasyon genişletildi ve tarihe “Ergenekon Davası” olarak geçen senaryo gösterime girdi.
Ankara’da ele geçirilen “malzemeler”in ne olduğunu ileride görürüz.
Artık gündemin seyrine göre o malzemeler Muvazi Teşkilat’ın mı çıkar, sol maskeli terör örgütlerinin mi…
Göreceğiz.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.