DOLAR 18,6408 0.02%
EURO 19,6327 0.07%
ALTIN 1.076,85-0,31
BITCOIN 317517-0,51%
Afyonkarahisar
13°

AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Esas olan insan olmak – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
26 Kasım 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Burcu Aydın 26 Kasım 2013 Salı 02:00:00
  Kadın ya da erkek değil esas olan insan olabilmek. Ne yazık ki doğmakla insan olunmuyor. Bu kadar basit değil.
Elbette yaratılışa uygun kadın ya da erkek hangi cinsiyette isek ona göre davranmak ve bunun gereklerini yapmak gerekiyor. Ancak ortak paydamız insan olmak.
Bu bağlamda insanlara yürüyen cinsel organlar muamelesi yapmak insani, ahlaki ve akli selimle bağdaşmıyor. Erkek ya da kadın hiç kimse cinsel bir obje değil. Bunu sindirmeli, kabullenmeli.
Öncelik insan olabilmenin olmalı. Kadın ve erkek olmak sonrasında gelmeli. Kimsenin kimseye zulüm etmeye hakkı yok. Yani erkek olmak kaba tabirle herif olmak, kas gücü ile önde olmakla kadına canı istediğinde hak ettiğine inanıldığında eziyet etmek gibi bir hakka kimse sahip değildir. Ama kadın olmak yeri geldiğinde korunmak, sahiplenilmek gerektiğinde bu durumu hadsizce kullanıp, iyi niyetleri suistimal etme hakkında da kimse sahip değildir. Kıldan ince kılıçtan keskindir.
Aslında mesele çok basit bir o kadar da ince. İnsan olmayı başardığımızda medeni, nazik, kibar, seviyeli bir erkek ve bir kadın olmayı başarıyoruz. Egolar ve uzantısı öfkenin kontrolü ile dengeyi kurmak, dünyayı yaşanır bir gezegen kılmak mümkün.
Dün Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar arası Mücadele Günü nedeniyle Baro Başkanlığı Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu üyelerince düzenlenen basın toplantısında konu masaya yatırıldı. Komisyon Başkanı Av. Selcen Hıdıroğlu durumu özetleyen bir açıklama ile 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar arası Mücadele Günü vesilesi ile şiddete, kadına yönelik şiddete dikkat çekmeye çalıştı.
Şiddetin de aslında cinsiyeti yok. Şiddet şiddeti doğuruyor. Kadın hayatın olmazsa olmazlarındandır. Dövülen, sövülen, ezilen, kaçırılan, satılan, işkence edilen, her türlü kullanılan kadındır. Dünyanın yükü kadınların üzerindedir. Bu bir realitedir. Bunun feministlikle, erkek düşmanlığı ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hangi dine, hangi millete, hangi etnik kökene mensup olunursa olunsun bu durum değişmiyor.
Kadın çok iyi bir araçtır. Bu hemen her konuda böyledir. Kadın pek çok kapının kilidini açıyor. Örneğin bir evde kadın yoksa o evdeki erkekler ya da erkek yalnızlığa mahkûmdur. Bu mahkûmiyet komşuluk ilişkilerinden tutunda toplumsal hayattaki pozisyona kadar sürer. Hani sıkça kullandığımız kelimelerdendir ya “ailecek görüşelim” Aile kurmak bir erkek bir dişi toplamda iki kişiye ait olsa da yuvayı yapan ve kilitleri açan temel unsur kadın oluyor. En basitinden önümüzde yaklaşan bir yerel seçim var. Propaganda çalışmasının temel öğesi kadınlar olacak. Kocaların menfaatleri ve siyasi görüşleri ışığında hacı ağabeylerin güdümünde hane hane dolaşılıp oy istenecek. Ama seçim sonucu başarıyı ve onun kaymağını yiyen erkekler olacak.
İşin tuhaf olan yönü erkeği dünyaya getiren ve yetiştiren ilk öğretmenliğini yapan yine kadındır. Yani ağacı kesen o ağaçtan yapılan balta misali herkes birbirinin hayatını mahvediyor. Sahne ve oynanacak roller aynı olmakla beraber gelişen teknoloji ve çağa beşeri ilişkilerimiz ayak uyduramamıştır.
Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Av. Selcen Hıdıroğlu açıklamasında; “Binlerce kadın işçinin, sosyal güvencesiz, düşük ücretlerle çalıştırıldığını, sırf cinsel kimliği sebebiyle mobinge uğradığını sayısal verilerden ve resmi makamlara yapılan müracaatlardan biliyoruz. Kadının evdeki emeğinin, eve katkısının çok düşük sayıldığını yine resmi veriler bize söylüyor. Kadınlar yalnız yaşadığında, evlendiğinde, ailesinin yanındayken fark etmiyor her durumda şiddetin mağduru oluyor. Şiddete uğrayan kadınlar bunu gizlemeyi, aile içinde saklamayı pek çok sosyal nedenden, baskıdan dolayı tercih ediyor. Elbette yasal düzenlemeler yapılıyor ancak toplum bilincini sağlamak bazen yasal düzenlemeden daha da önem arz ediyor. Bu sorun toplumsal bilinçsizlik sorunudur. Şiddet uygulayan sadece erkekler midir? Kızını döven, kızını çocukken gelin eden, kızların okumasını yasak gören, hatta okuyanları yaftalayan zihniyette anneler, babaanneler, anneanneler yok mudur? ‘Sus kocaya laf söylenmez, kocadır hem döver hem sever’ diye nasihat veren kadınlarımız yok mudur?” sözleri durumu özetliyor.
Özde ve sözde samimi olmanın yanında işimize geldiğinde kibar, düşünceli, hassas olmak yerine bu özellikleri 7-24 taşımak durumundayız. Hazin olan bir tespitim var. Belki haklıyım, belki bu tespitimde gerçek payı var ya da yanılıyorum. Ama bana göre erkekler hayatlarında iki kadını ciddi, temiz ve karşılıksız seviyor. Birincisi anneleri ikincisi kız evlatları. O da sevebilen tabi. Tamamı değil. Bir başka hüzünde erkek kadının kıymetini yine tamamı değil kız evladını evlendirirken algılıyor. Ama atı alan Üsküdar semalarında oluyor.
Kadın ve erkek ayrımcılığından öte insan olmanın temel düstur edinilip sevgide hür saygıda mecbur olunduğu idraki ile şiddetten uzak yarınlar ümidiyle.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.