DOLAR 18,5039 -0.02%
EURO 18,1433 -0.12%
ALTIN 987,780,00
BITCOIN 357748-0,11%
Afyonkarahisar
25°

KAPALI

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

FABRİKA, SANAYİ KURULUŞU VE HİSSE SENETLERİNİN ZEKÂTI NASIL HESAPLANIR?

ABONE OL
20 Mayıs 2016 14:32
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 20 Mayıs 2016 Cuma 14:32:08
 

Sanayi kuruluşlarının sermayesini ikiye ayırmak gerekir.
a) Sâbit sermaye; kapalı alan, makineler, servis aracı, lojman vb. tesis ve ekipmanlar mesleği ifaya yarayan bölüm olup zekâttan muaftır.
b) Döner sermaye; kuruluşun nakit para kaynakları, alacak ve borçları, hammadde ve üretilmiş malları döner sermayeyi oluşturur. Burada elde bulunan para kaynakları, hammadde ve üretilmiş malların nakit değerleri hesaplanır, borçlar düşülür, kesin alacaklar eklendikten sonra zekât matrahı ortaya çıkar. Bu değerler toplamı %2,5 tan yıllık zekâta tabidir. Meselâ; bütün mal varlığı 100 kg. külçe altın değerinde olan bir sanayi kuruluşunda sâbit sermaye kısmı %50 olsa, geri kalan 50 kg. altın değerinin zekâtı, 1 kg. 250 gr. altın değeri kadar olur. Şirketlerde zekât her ortağın, şirket dışı mal varlığını da dikkate alarak kendisi tarafından verilmesi esastır. Ancak şirket ana sözleşmesiyle veya sonradan alınacak bir kararla, şirket yönetimine zekâtı hesaplayıp ehline verme yetkisi tanınmışsa yönetim kurulunun zekât niyetiyle yapacağı yardımlarla ortakların zekâtı verilmiş olur. Bu durumda, zekât yükümlüsü olan her ortak, şirketle ilgili olan zekâtı vermede, yöneticiye vekâlet vermiş sayılır. Bir şirketin sâbit ve döner sermaye oranları belli olunca, bu rakamın hisse senedi sayısına bölünmesiyle, hissenin o yıl zekât matrahı ortaya çıkmış olur. Meselâ; 100 kg. külçe altın değerinde mal varlığı olan bir şirkette, %50’i sâbit sermaye olsa, hisse senedi reel değerinin yalnız %50’si, %2,5 üzerinden zekâta tâbi olacaktır. Böyle bir şirkette bir ortağın elindeki toplam hisse senetleri %10 olsa, bu senetlerin arkasındaki mal varlığı 10 kg. altın kadar olup, bunun yarısı sabit sermaye karşılığıdır. Kısaca burada yalnız, 5 kg. altın değeri zekâta tabi olur ki, bu da 125 gr. altın değeri olur.
Sâbit sermaye kimi sanayi kuruluşlarında %90’a çıkarken, süper marketlerde %10 hatta %5’lere kadar düşebilir. Böyle bir ortaklığa ait hisse senedinde sâbit sermayeyi düşme oranı da düşük olacaktır. Günümüzde hisse senedi değerlerinde bu anlamda bir çalışma yapılması ve zekât yükümlüsünün bu konuda bilgilendirilmesine ihtiyaç vardır.
Tarım Ürünlerinin Zekâtı ve Miktarı  
İslam dininde, odun, şeker kamışı hariç kamış ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, yaklaşık 650 kilograma ulaşması halinde ürünün zekâtının verilmesi gerekir. Mahsulün zekâtının verilmesinde yani nisap tespitinde toprağın işlenmesine ve su kullanım durumuna bakılır. Buna göre toprak emek sarf edilmeden yağmur, nehir, dere, ırmak ve bunların kanalıyla sulanıyorsa 10’da biri, emekle veya suyun ücretle alınması, motorla sulama gibi masraf gerektiren bir yolla sulanıyorsa 20’de bir oranında zekat verilmesi gerekir.
Öşür arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinden zekâtın farz olması Kitap, sünnet ve icmâ delillerine dayanır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Hasat günü ürünün hakkını, zekâtını verin.” İbn Abbas, bu âyetteki “hakkahû” sözcüğünün zekât anlamında olarak, öşür (onda bir) veya yarı öşür (yirmide bir)’i ifade ettiğini söylemiştir.
Vergi zekât yerine geçer mi?
Hz. Peygamber ve ilk dört Halîfe döneminde bütün zekât türleri görevli zekât memurlarınca toplanır ve yıl boyunca ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı. Hz. Osman döneminden itibaren “bâtınî mallar” denilen altın, gümüş, nakit para ve ticaret mallarının zekâtı yükümlülerce hesaplanıp verilmesi esası benimsendi. Zekâtın dışında kamu harcamaları için harac, cizye, gümrük, rüsum ve benzeri vergiler ihtiyaca göre örfi olarak alınmağa devam edildi. Zekâtın verileceği sekiz sınıf bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiği için, onu bunun dışındaki yerlere harcama imkânı bulunmaz: Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Zekâtlar, Allah’ın bir farzı olarak ancak yoksulların, düşkünlerin, zekât toplama memurlarının, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalmışların hakkıdır.”
Günümüzde devlet tarafından çeşitli adlarla alınan vergilerde böyle bir “harcama alanı” sınırlaması yapılmadığı için, verginin zekâttan sayılmaması gerekir. Bu yüzden mümin vergi olarak verdiği meblağı, zekâtından düşemez. Ancak zekât veriyorum diye vergi vermeme hakkı da söz konusu olmaz. Çünkü her devirde İslâm toplumlarında Devlet, kamu harcamaları için zekâtın dışında başka adlarla örfî vergiler almıştır. Zekâtın harcama yerleri dışında kalan kamu hizmetlerinin yürütülebilmesi için buna ihtiyaç duyulmuştur. Çünkü yol, köprü, baraj, elektrik santrali, askerin ve güvenlik güçlerinin harcamaları, sağlık hizmetleri gibi toplumun bütününü ilgilendiren işlerin yürütülmesi zekâtın dışındaki kaynaklardan elde edilen vergi gelirleriyle sağlanır.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.