DOLAR 18,6434 -0.02%
EURO 19,3170 -0.59%
ALTIN 1.047,40-0,41
BITCOIN 301519-2,05%
Afyonkarahisar

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Karar – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
28 Mart 2013 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Sezer Küçükkurt 28 Mart 2013 Perşembe 02:00:00
  AB ve ABD “Terörle mücadele yasasını değiştirin” dediler. Değiştirdik, bitti sanılan örgüt yeniden dirildi, cezaevine atılan terörist başı, yeniden palazlandı, başımıza “İmralı” oldu.
Bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı olan Genel Kurmay Başkanı hemşehrimiz İlker Başbuğ terör örgütü lideri suçlaması ile cezaevine konuldu.
Ülkemizin ulaştığı “serbestlik” kapsamında artık teröristler, İstanbul`da, Mersin’de, İzmir`de, Diyarbakır’da milyonlarca kişilik mitingler yapar hale geldiler. Devlete, millete meydan okumanın adı “barış sözcülüğü”ne dönüştü.
Merak edilen şu; ABD’de veya AB’de El kaide yandaşları Usame Bin Ladin resimleri ile gösteri yürüyüşü yapsalar, Iraklılar Saddam posterleri ile meydanları doldursalar neler yaşanırdı?
Bölücübaşı’nın insanların gözünü boyamaya yönelik, “İslam, barış, kardeşlik, medeniyet” gibi takiyyelerini bir kenara bırakalım. Yeni adıyla İmralı, “Arabı, Türkü, Kürdü sanal sınırlar”la ayırdılar diyor; ecdadın kanıyla çizilen sınırlarımızı sanal kabul ediyor. İmralı “son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları” diyor; Cumhuriyet’i ve milleti topyekun mahkûm ediyor. İmralı “bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi” diyor. Döktüğü kanın boşa gitmediğini açık açık söylüyor. Ve devam ediyor. “Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.” Açıkça mücadelelerinin bir “aşama”ya, yani bir üst noktaya geldiğini söylüyor. Teröristlere “silahlı unsurlarımız” diyerek, Mehmetçiğin kanını akıtan, Türk insanını katleden şerefsizlere sahip çıkıyor, “onlar bizim unsurlarımız” diye itirafta bulunuyor.
“V” haline getirdikleri parmaklarını koskoca Türk Milleti’nin gözünün içine soka soka bu itirafları alkışlamamızı bekliyorlar.
Alkışlayınca, kabullenince “Barış” gelecekmiş…
***
Nedense biz hep böyleyiz. Her söylenene inanıveriyoruz. “Barış, demokrasi, özgürlük” gibi sihirli kelimeleri duyunca basiretimiz bağlanıyor nedense?
Yakın geçmişi şöyle bir hatırlayalım.
“Güney Kıbrıs Rum Kesimi için; Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyın, yoksa AB’ye giremezsiniz!” diyorlardı. Biz de KKTC’yi gözden çıkarmış, “yes be annem” der olmuştuk. Hatta tv’lerde Barış Harekatı’nda öldürdüğümüz Rum askerler için özür dileme kuyruğu oluşturmuştuk neredeyse. Bugün Rum Kesimi’nin batışını hep birlikte izliyoruz. KKTC 40 yıldır bağımsız ve ayakta…
“Dini özgürlükler genişlesin” denildi. Ermeni soykırımı yalanını tanımadık çok şükür, ama Anadolu’nun dört bir yanındaki kiliseleri ihya ettik. “Bu kiliselerde ibadet edecek cemaat yok ki?” deniliyordu. Ona da çare bulduk. “Rumlar ve Ermeniler Anadolu’ya geri dönsünler” demeye başladık.
“Dil özgürlüğünü genişletin.” dediler. Genişlettik. Devlet kanallarından Kürtçe, Zazaca yayın yapılınca, kurslar açılınca “barış” gelecek sandık. “Barış”ı hep birlikte beklemeye devam ediyoruz.
“İfade özgürlüğünü genişletin” dediler. Ecdada, Cumhuriyet’e, Atatürk’e, dini, milli, ne kadar değer varsa onlara sövmek meşru hale geldi. Meydanlarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okunuyor. Ama “Devlet batıyor, millet dağılıyor, ülke elden gidiyor” diyenler içeri tıkılıyor.
Saydığımız tüm bu işleri “barış” için, “demokrasi” için, “ülkemizin kalkınması için yaptık… Ya çok safız… Bu kadar özveriye rağmen umduklarımıza ulaşamıyoruz. Ya da çok büyük devletiz… Verdiğimiz onca ödüne rağmen dimdik ayakta durmayı başarıyoruz.
Karar vermek zor doğrusu…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.