DOLAR 18,5946 0.05%
EURO 18,5627 0.02%
ALTIN 1.029,65-0,06
BITCOIN 3776964,03%
Afyonkarahisar
15°

AZ BULUTLU

05:33

İMSAK'A KALAN SÜRE

KİRLİ İLİŞKİLER

ABONE OL
3 Eylül 2019 11:25
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçtiğimiz hafta Kocatepe Gazetesi’nde Sezer Küçükkurt medya üzerine kaleme aldığı 2 makalede  “Türkiye üzerindeki küresel medya kuşatması”ndan bahsederek ülkemizin hem ekonomi hem de medya alanında “7 düvel” le savaştığını, yabancı basın yayın kuruluşlarının, kendi çıkarları doğrultusunda Türk halkını açık açık açık manipüle ettiklerini ifade etti. Bu görüşlere katılmamak mümkün değil, ancak ulusal medyamızın da Türk halkını açık açık manüple edip etmediği sorusunu da sormak gerekmiyor mu?
Bağımsız ve tarafsız bir medya için, halkın haber alma hakkına, eleştiri ve ifade özgürlüğüne saygı gösteren bir iktidar ile basın etik kurallarını benimsemiş bir medya önemli rol oynar. Peki ülkemizde medyanın durumu ne? Bağımsız ve tarafsız bir medyadan ya da Türk halkını açık açık manüple etmeyen bir ulusal medyadan bahsetmek mümkün mü?
AKP 2007 sonrası dönemde medyaya hakim olma arzusu ile başta şimdi FETÖ denilen (o dönemde adı Gülen Cemaati idi) siyasal islamcı müttefikleri ile birlikte orduyu, yargıyı, polisi, üniversiteyi  olduğu gibi medyayı da kendi idealleri doğrultusunda agresifçe yapılandırmaya çalıştı. Bir dönem FETÖ’ye ait olan Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV iktidara sınırsız desteğiyle ön saflarda yer aldı. Öyle ki Ergenekon ve Balyoz davalarında Türk Ordusunun şerefli subaylarına, muhalif gazeteci ve siyasetçilere, akademisyenlere karşı kurulan kumpaslar, savcılardan önce gazete ve TV’lerde yayınlandı.
“Yandaş medya” veya “havuz medyası” tanımlamaları AKP hükûmetleri boyunca iktidar yanlısı haber yapan basın yayın kuruluşlarını nitelendirmek için kullanılmaya başlandı. Havuz Medyası AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik açık ve sınırsız destek sunarken, muhalefet partilerine ve iktidar karşıtlarına karşı net bir tavır takındı. 15 gazetenin aynı başlıkla çıktığına tanık olduğumuz günleri hatırlayın.
Diğer taraftan halkın vergileriye kurulan TRT ve Anadolu Ajansı gibi devlet kurumları da bu dönemde yandaş medyayı aratmayacak derecede iktidar yanlısı bir çizgi izlemeye başladı. Verdiği haberlerde devletin ajansı gibi değil de iktidar yandaşı gibi davranan Anadolu Ajansı, seçim sonuçları dahi iktidar lehine düzenlemekle görevli bir kurum gibi çalışmaya başladı.
31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesi yapılan bir araştırmada 16-20 Mart arasında,TRT kanallarında, AKP ve MHP’ye toplam 27 saat 3 dakika lehte, CHP ve İYİ Parti’ye ise toplam 3 saat 29 dakika lehte, 1 saat 21 dakika aleyhte yer verdiği, bu süre içinde HDP’ye sıfır saniye lehte, 15 saat, 53 dakika ise aleyhte yer verildiği gösterildi.
AKP iktidarında had safhaya ulaşan iktidarın medya gücünden faydalanma isteği medyamızın önündeki en önemli sorunlardan birisidir. Bir de buna kendi ticari kaygıları nedeniyle hükümetlere en hafif deyimiyle “yağ çeken”, gazetecileri sansürleyen, korkutan medya patronlarını eklersek, “demokratik siyasi kültürün yerleşmesi ve kök salması için hayati olan medya özgürlüğünü ve bağımsızlığının” nasıl baltalandığını daha iyi görürüz.
Ülkemizde 2019 itibarıyla, medya sektöründe toplam 2 bin 474 gazete, 3650 dergi, 899 radyo istasyonu ve 108 televizyon kanalı yayın yapıyor. Ülkenin en büyük 40 medya kuruluşu, medya haricinde sanayi ve ticaret alanlarında faaliyet gösteren şirketler tarafından kontrol ediliyor. Ancak medyanın neredeyse %90’ını kontrol eden aslında iktidar. Ancak görünürdeki sahipleri başka.
Medya, “Patronlar” için iktidardan istediğini alabilmenin bir aracı olarak görülüyor. Al gülüm-Ver gülüm yani. Diğer yandan AKP’nin kendisine karşı bir çizgi izleyen Uzan Grubu, Doğan Grubu gibi muhalifleri ağır biçimde cezalandırmasından ders alan diğer medya patronları mecburen daha ‘uysal’ bir çizgiyi benimsemek zorunda kalıyor.
Tek elden yönetilen “Havuz Medya”sı nedir? Kimindir? Nasıl oluştu?
Kriz sonrası el konularak TMSF devredilen gazete ve TV’ler bir anda iktidar yanlısı patronların hatta gizli ellerin ortak olduğu “havuzun” malı oluverdi. TMSF kanalıyla bir çoğu iktidara yakın gruplara, ihale bile yapılmaksızın, komik rakamlara, devletten kredi verilerek adeta peşkeş çekildi.
Şu anda bünyesinde CNN Türk, Kanal D, Hürriyet, Milliyet, Posta, Vatan ve Fanatik … markalarını barındıran, medyanın en büyüğü Demirören grubu. Milliyet Gazetesini aldığında Tayyip Erdoğan’a “Bir talimatınız olur mu, gazetenin başına kimi getirelim” diyen baba Demirören’i hepimiz hatırlıyoruz. Bütün Türkiye’nin dinlediği telefon kayıtlarında Demirören, Erdoğan’a şöyle sesleniyordu: “Üzdüm mü seni patron? Ben bu işe kimin için girdim?” Birkaç gün sonra Milliyet’in yayın yönetmeni Derya Sazak kovuldu. Demirören medya grubu sahip olduğu  gazetelerde bir daha “patronu üzecek” hiçbir haber yayınlanmadı. Geçen yıl mükafat olarak Doğan Medya grubunu 916 Milyon Dolara satın aldı. Parayı da 2 devlet bankası, çok düşük faizle, kredi olarak verdi.
AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın yöneticilik yaptığı Çalık Holding’in TMSF ihalesine tek başına girdiği, 375’er milyon dolar krediyi de devletin kontrolündeki Vakıfbank ve Halk Bankası’nın verdiği Sabah ve ATV ihalesi hala tartışılıyor. Daha sonra bu gazete ve TV yine iktidara çok yakın bir gruba satıldı. Turkuaz grubu aldı.
Bünyesinde Sabah ve Takvim gazeteleri ile ATV, A Haber gibi televizyon kanallarını da bulunduran Turkuaz Grubu yönetim kurulu başkanı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen iş adamı Ömer Faruk Kalyoncu. Grubun yönetim kurulu başkanvekili ise Ekonomi bakanı Berat Albayrak’ın kardeşi Serhat Albayrak. Bu grup ayrıca dünyada devletten en çok ihale alan 5 Türk şirketinden birisi.
Yeni Şafak Gazetesi ve 2 TV kanalının sahibi ola Albayraklar, İstanbul metrosunun inşaatından, Türk ordusuna tank üretimine kadar, bir çoğu yolsuzluk soruşturmalarına konu olan çok sayıda kamu ihalesini aldı. Albayrakların Tayyip Erdoğan’ın dünürü olduğuna söylemeye gerek yok sanırım.
Kendisini ‘Erdoğan aşığı biri’ olarak tanımlayan Ethem Sancak Star Medya Yayıncılık A.Ş. ve Kanal 24 isminde bir televizyonun sahibi. Daha sonra bunlar AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın Pınarhisar Cezaevi’nde korumalığını yapabilmek için, gönüllü olarak suç işleyip içeri giren Hasan Yeşildağ’a satıldı.
İhlas Grubuna ait Türkiye gazetesi ve TGRT’nin iktidara yakın çizgisi zaten belli. Keza Şahenk ailesine ait NTV ve Ciner Grubuna ait Habertürk Gazetesi, Habertürk TV, SHOW TV kanalları iktidar ile sıkı ilişkilerini devam ettirmekte.
Sonuçta ne oldu. Reuters Enstitüsü’nün 2018 yılında yayınladığı Dijital Haberler Raporu’na göre Türkiye araştırmaya konu olan 37 ülke arasında dezenformasyon ve yalan haberin en çok görüldüğü ülke olduğu belirtildi.
Dünyada en fazla tutuklu gazeteci barında bir ülkede, aynı başlıkla çıkan onlarca gazete, bir devlet büyüğü önemli-önemsiz bir açıklama yaparken tüm kanalların zorunluymuş gibi canlı yayına geçmesi, muhalafetin sesinin olabildiğince kısılması, çamur at izi kalsın, aman bizim tarafın kusurlarını görmeyelim vs…
Hükümetler ve medya şirketleri arasındaki kirli ittifaklar, kapalı kapılar ardında gizli kapaklı el sıkışmalar sadece gazetecilerin kamusal rollerine zarar vermekle kalmıyor, Türk halkının açık açık manüple edilmesiyle sonuçlanıyor.
Son Söz; “Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.” Mustafa Kemal Atatürk

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.