DOLAR 18,8383 0.1%
EURO 20,3282 -1.12%
ALTIN 1.128,40-2,33
BITCOIN 435881-1,62%
Afyonkarahisar

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

SEN TANRI MISIN? – 40-

ABONE OL
28 Haziran 2019 11:11
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 28 Haziran 2019 Cuma 14:26:20
 

KENDİNİ NE SANIYORSUN?
Vehim de vehmin zulmeti de “kayıtlılıktır” demiştik. Kayıtlılık esma mertebesidir ama kayıtlılığı yaşayan nefs farklıdır, o esma mertebesi değildir, çok dikkat edin. Nefsinin hakikatini öğrenen onun esma mertebesi olmadığını anlar. Onu yanlış tanımlayan esma mertebesinde kalır. Eğer zulmani benlikten kurtulmuşsa! Zulmani benlikten kurtulmamışsa ilerlemesi zaten hiç mümkün değil. Zulmetten kurtulmadığı halde vehimden kurtulmaya çalışan kişi, zulmani sahnede olduğu halde kendisini Rahmani sahnede sanan bir gafildir. Unutmayın, zulmani benlikten kurtulmadan esma mertebesine gelinemez. Ancak zulmetten kurtulduktan sonra esma âlemi (esma dünyası, esmaların hakikati) gelir. Zulmetten kurtulmuş da esma dünyasında yaşayan kişi “nefs”i esma mertebesi sanabilir. Nefsin hakikatini esmalar sanarsa orada kalır, esma dünyası ona son durak olur. Nefs başka şeydir, esma mertebesi başka şey. Cüzdeki kayıtlılık, şartlanma, sınırlanma esma mertebesiyle olur, cüzün kendini ne zannettiği onun esma kaydıyla oluşur. Seni esmalar kayıtlar, sınırlar. Zaten sen o sınırlılık nedeniyle kendini bir birim olarak var sanarsın. Ama senin kendini var sanmanı sağlayan şey esmalar değil “his”tir, Kendini Hissetme Duygusu’dur; kişinin kendini var sanmasını sağlayan odur ve onun aslı A’ma Mertebesi’ndendir. Kendini var sanan sen, kendini ne sandığını ise esmalarla sanarsın. Esmaların oluşturduğu kayıtlılıkla senin kendini ne sandığın oluşur. Kendini ne sandığın esma mertebesiyledir, kendini var sanman/hissetmen A’ma Mertebesi’ndendir. Kendini ne sandığın esmaların oluşturduğu kayıtlılıkla ilgilidir. Bu yüzden, “kendini ne sanma”sını “nefs” zannedenler işi yanlışın üstüne bina ederler. “Kendini ne sanma” iki farklı bilinçtir; zulmani bilinç de kendini bir şey sanmandır, vehmi bilinç de. Kendini bir şey sanmaktan mutlaka kurtulmak gerekiyor. Yolu, önce zulmani bilinçten sonra da vehmi bilinçten kurtulmaktır. Çünkü zulmani bilinçten kurtulmadan vehmi bilince sıra gelmez. Zulmani bilinci fark edip ondan kurtulmadan vehmi bilinç tüketilemez. İki bilincin çok önemli farkı şudur: Zulmani bilinç küfürdür. Dolayısıyla, önce küfür ehli olmaktan kurtulmak şart, ondan kurtulmadan ilerlenemez. Küfür ehlinin yaptığı her şey boş! Yaptıklarımızla ilerleyeceğiz, onların boşa gitmemesi gerekiyor.
“EY TALİB KARDEŞİM”
“Kayıtlılık esma mertebesidir, nefs esma mertebesi değildir” cümlesini açalım. “Her nefs ölümü tadacaktır” ayetindeki “her” kelimesi nefs kaydının işaretidir. “Her nefs” çokluk âlemine ait bilgidir, kesret âlemine ait bir sesleniştir. “Her nefs” nefslerin müstakil olması demek değildir, bu ifade nefsleri müstakilleştirmez. Nefs tektir ve esmadan beridir. Onu “her” yapan şey esmalarla kayıtlılıktır. “Her nefs” nefsten yararlanarak, kendini hissetmeyle kendini bir şey sanan “her”dir. Nefsleri farklı gibi gösteren şey esma terkiplerinin yaptığı kayıtlılıktır ve bu kayıtlılık “nefs” değildir. Şuna da dikkat edin. “Nefs-i Küll” derkenki “küll” bile kayıtlılıktır, esma kaydıdır. “Her nefs” derkenki “her” insana ait kayıttır, “nefs-i küll” derkenki “küll” Rabbülâlemiyn’e ait kayıttır. “Küll” dediğinizde bir tarif var, o sınırlanana “küll” diyoruz, “küll” demekle ona kayıt getiriyoruz. Bir şeye kayıt getirmek esma demektir. “Her nefs” derkenki “her” âlemdir, “Nefs-i küll” ise Rabbül âlemiyn’dir. Dolayısıyla, siz “küll”ün dahi kayıt olduğu ilmel yakin idrakta bile olsanız, eğer nefsi esma sanarsanız, son durağınız esma mertebesi olur. Şimdilik bu kadar yeter, sonra ilerletiriz inşaAllah.
“Ey talib kardeşim” ifadesini sık söylüyoruz, bu yolda “talib” önemlidir. Biz talibe sesleniyoruz, bu paylaşımlar talibten başkasını ilgilendirmez, talibten başkasına yaramaz, ancak talibe hitap eder. Talib, Allah’a talib olandır, “ENTE maksudiy” diyendir. “Ey Talib kardeşim, ne yana dönersen “VECHULLAH”ı görebilmen için önce ne yana dönersen “Örtücü İlah”ı ikan boyutunda görebilmen gerekir.” Çünkü ilk hedef vechullahı görebilmektir; ilmel yakine gelebilmek ve ilmel yakin de olsa vechullahı görebilmektir. Vechullah esma mertebesidir. İlerisi de var, ama önce esma mertebesi…
“Ey Talib kardeşim, “O halde nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır” (Bakara-115)ayetini mutmain halde yaşayabilmen için, öncelikle ve yine mutmain halde “Ne yana dönersen Deccaliyeti (Vehmin Zulmetini, “A” Takdim Formu “BEN”i, Örtücü ilahı) görürsün” olayını gerçekleştirmelisin. Çünkü,VECHULLAH’ı görebilmeni ve bu halde mutmain olabilmeni örten perde bu “örtücü ilah”tır. O perdeyi çok iyi tanır, görür ve o perdeye ikan olursan, o perdeyi kendinde fonksiyonsuz kılmayı başarırsan; bu takdirde, o küfür perdesine “La ilahe” diyebilir ve şimdi gördüğüne “İllallah” dersin. Bu durum senin için bir şahitlik başlangıcı ve bir keşiftir. Bu şahitlik ve keşif “A” Takdim Formu “BEN” bilinci fonksiyonsuzlaştırılmadan gerçekleşmez, burayı iyi anlamak gerekir.”
ŞAHİTLİK VE KEŞİF BÖYLE BAŞLAR
Rahmani sahnedeyseniz her şey Vechullah’tır. Kendisini zulmani “BEN”le takdim eden Vechullah’ı göremez. Kim kendisini vehmi “BEN”le takdim ediyorsa, o an Vechullah’tadır, gördüğü her şey de Vechullah’tır. Kulun “zaten Vechullah’ta olduğunu” idrak etmesini engelleyen muhtariyet ilanıdır, kendini zulmani “BEN”le takdim etmesidir. Görmeyi engelleyen vehmin zulmetiyle “BEN” demektir, buna göre fiiller ortaya koymaktır. Bu idrakla fiiller ortaya koyduğunuz müddetçe, bu örtü yüzünden Vechullah’ı göremezsiniz. Örtüden kurtulmak için Zulmani “BEN”i çok net görmeliyiz ki kurtulalım. O örtüden kurtulan Vechullah’ta bulunduğunu idrak eder. Vechullah’ta olduğumuz idrakını engelleyen o küfür örtüsüdür, muhtariyet ilanı perdesidir. Bu örtü nasıl görülür ve anlaşılır? Örtü kişinin kendini zulmani“BEN”le takdim edişinden ve zulmani“BEN”e göre fiiller ortaya koyarak yaşamasından anlaşılır. Bu fiilleri de çok iyi bilmek lazım ki onlardan kurtulabilelim. Zulmani“BEN”i fonksiyonsuzlaştırmak için amel şarttır, değilse örtü kalkmaz. Örtüyü bilmekle, “bir örtü varmış” demekle o kalkmıyor.İnsanzaten o örtü yüzünden göremiyordu, şimdi neden göremediğini bilir. Bilmek görmeyi sağlamıyor. Görmek için örtüyü çekmek şart. Örtünün çekilmesi zulmani “BEN”e ait fiillerin fonksiyonsuzlaşması demektir. Örtüyü çekip Vehmin Zulmetini ve Vehmi fark ettiğinizde gerçek kiri tanımış olursunuz. Bilinci arındırabilmek için o kiri tanımak, ona filtre koymak gerekiyor.
“Vehmin Zulmeti’ni Vehim’den, kendilerine ait bilinçleri düzeyinde ayırt edebilmekle “Vehmin Zulmeti”yle söylenen “BEN” ve “Vehim” ile söylenen “BEN”i de ayırt etmiş olursun. Şahitliğin ve keşfin böyle başlar. Vehmin zulmetini fark edip onu görmek ve ilmel yakin bile olsa kendini vehmi “BEN”le takdim etmek keşfin başlangıcıdır ve çok önemlidir. Kişi o anda keşif ehli olur. Ancak, Vehmin Zulmeti ile söylenen “BEN”den kurtulmadan vehmî “BEN”den kurtulma çalışmaları yapanlar, konuyu yeterince fark edememeleri sebebiyle başarı sağlayamazlar. Bu keşif ile vehmin zulmetinden, yani küfürden kurtulan Talib, şimdi “Vehim”den, onu tüketerek kurtulma yoluna girmiş olur. “Demek ki, vehmin zulmetinden kurtulup da vehmi “BEN”le kendini takdimden sonra sıra vehimden kurtulmaya geliyor, vehimden kurtulmanın yolu açılmış oluyor. “Vehmin Zulmeti’nden kurtulma yolu yokuştur, onun için sabır tavsiye edilir. Bu yokuşu tırmanmayı önermek HAKK’I TAVSİYE’dir, yürürken yapılan ise SABRI TAVSİYE’dir: “Bu yokuşu tırman, aş, ama tırmanırken sabırlı ol” denir.”Tırmandıktan sonra yol yokuş aşağıdır, sonrası yokuş aşağı…”Bu keşif ile Vehmin Zulmeti’nden, yani KÜFÜR’den kurtulan TALİB, şimdi “VEHİM”den, onu tüketerek kurtulma yoluna girmiş olur. Bu durumda; TALİB’e “FİİLLERİN TECELLİSİ” lütfu da ulaşır, İNŞAALLAH. Allah Yokmuş Gibi veya “O” EhadüsSamed, VahidülEhad değilmiş gibi ortaya konan fikir ve fiillerin VEHMİN ZULMETİ olduğunu fark ederek, bu zulmetten sıyrılan TALİB, üç ana aşaması bulunan “Euzü Billahi mineş Şeytanir Raciym” sığınışının ikinci aşamasını yaşamaya başlar. Bu durumda Vehmin Zulmetine ve buraya olumsuz tesir eden her hale “Euzü” der.”
İLMEL YAKİN’DEN AYNEL YAKİN’E DOĞRU
Artık idrak İlmel Yakin’den Aynel Yakin’e gidiyor. Önceden sadece biliyordu, şimdi yaşantısıyla biliyor yani bilerek yaşıyor. Bunun önemli bir işareti “Euzü” sığınışında vardır. O sığınışın üç aşaması vardır, vehmin zulmetinden kurtulan onun ikinci aşamasını yaşar, kendini ikinci kısmında bulur. Daha önce ötesinde berisinde şeytan ilan ettiği şeylerden korunmak için “Euzü” derken, şimdi ise şeytan dediği şeylerin aslında kendisindeki şeytani bilince tesir ettiğini, orayı motive ettiğini anlar. İşi kaynağından yok etmek için bu bilinçten korunmaya çalışır. Çünkü zulmani “BEN”i dururken şeytanlardan korunmanın çok işe yaramayacağını, esas büyük şeytanın zulmani “BEN” olduğunu ve onun kendisinde olduğunu gördü. O varken dışarıdaki şeytanlardan korunmanın büyük bir getirisi olmaz. Dışarıdaki şeytanlar hiçbir zaman sizdeki zulmani “BEN” şeytanından daha güçlü ve yetenekli olamaz. Zulmani idrakla “BEN” diyen sizdeki şeytan Ahsen-i Takviym yeteneklerine, Halifetullah esmasına sahip. Diğerlerinde bu özellik yok. Bu yüzden, kendinizdeki esmalara şeytani bilinci uygulattırırken diğer şeytanlardan korunmaya çalışmanız çok önemli olmaz. Bunu fark eden kişi “Euzü” derken kendi zulmani yanından başlar, önce ondan korunmak ister; “Allah’ım zulmani yanımdan Sana sığınıyorum. Sen zulmani yanımı Rahmetinden kovdun, ona cenneti kapattın. Ondan ve ona tesir ederek “sen yokmuşsun gibi davranmak” hususunda onu coşturan her şeyden Sana sığınıyorum” der. Bu idrakla “Euzü” çok önemli bir sıçramadır, özellikle gece ibadet ve zikirlerinizde (güneşin tesiri kalktığı için) bunu hisseder, kolay yakalarsınız.
“Vehmin Zulmetine giren her halden arınan idrak, yine üç aşaması bulunan “Bismillahir Rahmanir Rahiym” halinin ikinci aşamasını yaşamaya başlar ki; bu durumda TALİB, Rahman ve Rahim olan Allah adına diyerek yaşar. “O zaten “Rahman ve Rahiym Allah” adına Vechullah’ta. Vechullah’ı seyretmiyor! Tv seyreder gibi Vechullah seyredilmez, o müstakil bir birim olur. Burada Rahman ve Rahiym olan Allah adına Vechullah’ta olunur, kendiliğinden. Oysa zulmani sahnedeki kişi “adıyla” yapmaya çalışır. Rahmani sahnede hayat kendiliğinden “Allah adına” olur. Şimdi bu tefekkürün üstüne şöyle düşünün: Salâttasınız ve Fatiha okuyacaksınız. “Euzü Billahi mineş Şeytanir Raciym” deyip kendinizdeki zulmani bilinçten ve ona tesir eden her şeyden Allah’a sığınıp onların yokluğu ile yaşamaya başladınız ve Fatiha okuyorsunuz. Bu Fatiha’yı ve bu salâtı bir düşünün… 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.