DOLAR 16,7014 0.09%
EURO 17,5945 0.18%
ALTIN 975,06-0,09
BITCOIN 335196-4,96%
Afyonkarahisar
18°

HAFİF YAĞMUR

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

SELMÂN-I FÂRİSİ NASIL MÜSLÜMAN OLDU-1

ABONE OL
5 Eylül 2012 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 5 Eylül 2012 Çarşamba 03:00:00
  Resûlullah efendimizin arkadaşlarının ileri gelenlerinden. Silsile-i aliyye adıyla bilinen velîler silsilesinin ikinci halkasını teşkil eder. Aslen İranlı olup, İsfehan yakınlarında Cey köyünde doğdu. Önce mecûsî, daha sonra Hıristiyan, sonra da Müslüman oldu. Mabeh bin Buzahşah olan ismini, Resûlullah efendimiz, Selmân olarak değiştirdiler. “Fârisî (İranlı)” nisbesiyle birlikte Selman-ı Fârisî adıyla anıldı. Selmânü’l-Hayr lakabı ve Ebû Abdullah künyesiyle tanındı. 655 (H.35) senesinde vefât etti. Yaşı hakkında çeşitli rivâyetler vardır.
Selmân-ı Fârisî (radıyallahü anh), Cey köyünün en zengini olan Buzahşah bin Mursilan’ın biricik çocuğuydu. Ona çok düşkün olan babası, kendisini evden dışarı salmazdı. Oğluna, kendi mecûsî inançlarını eksiksiz öğretip, evde devamlı yanan bir ateşe secde ile ibâdetini yaptırırdı. Selmân-ı Fârisî gençlik çağına gelince, arâziyi tanıyıp, sâhip oldukları malları görmesi için babası tarafından dışarı çıkarıldı. Arâzilerinin yakınındaki kilisedeki râhiplerin ibâdeti dikkatini çekti. Onların görünmeyen bir Allah’a ibâdet etmelerinin, ateşe tapmaktan daha üstün olduğunu anladı. Tarlalara gitmeyi bırakıp orada râhipleri seyirle meşgûl oldu. Râhiplerden bu dînin aslının Şam’da olduğunu ve bir müddet sonra oraya bir kervan gideceğini öğrendi. Eve geç kalınca, babası onun Hıristiyanlığa olan meylini öğrenip elini kolunu bağlayarak eve hapsetti. Fakat o, dâvâsından vazgeçmeyip râhiplerin bahsettiği kervanın hareket gününde evden kaçarak Şam’a gitti. Orada Hıristiyanların en büyük âliminden Hıristiyanlığı öğrendi ve kilisede hizmet etmeye başladı. Fakat bu kimse insanların emniyetini istismar ediyor, fakirler için getirilen sadakaları kendisi için biriktiriyordu. Ölünce yedi küp altın ve gümüş biriktirmiş olduğu görüldü. Onun yerine ilim ve zühd sâhibi bir râhib geçti. Uzun yıllar onun hizmetinde bulunan Selmân-ı Fârisî radıyallahü anh, onun ölüm hastalığında; “Ey benim efendim! Uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim. Çünkü siz Allahü teâlânın emirlerine itâat ediyorsunuz ve men ettiklerinden kaçıyorsunuz. Siz vefât ettiğiniz zaman ben ne yapayım. Bana ne tavsiye edersiniz?” diye sordu. “Oğlum! Şam’da insanları ıslâh edecek bir kimse yok. Kime gitsen seni ifsâd eder. Fakat Musul’da bir zât vardır. Ona gitmeni tavsiye ederim.” dedi. O zât vefât edince Şam’dan Musul’a gitti ve târif edilen zâtı buldu. Başından geçenleri anlattı. Onun hizmetine girdi. Bu âlim de diğeri gibi çok kıymetli, zâhid, âbid bir kimseydi. Vefât zamânı yaklaşınca, aynı soruları ona da sordu. Nusaybin’de bir zâtı tavsiye etti. O vefât ettikten sonra derhal Nusaybin’e gitti. Bahsedilen kimseyi bulup yanında kalmak istediğini söyledi. Bir müddet de onun hizmetinde bulundu. Bu zât da, vefât etmek üzere iken, Amuriye’de (Sivrihisar) bulunan başka bir kimseyi târif etti. Vefâtından sonra Selmân-ı Fârisî oraya gitti. Uzun bir zaman da onun yanında kaldı. Vefâtı yaklaşınca kendisini birine havâle etmesini ricâ etti. “Vallâhi şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat âhir zaman Peygamberinin gelmesi yaklaştı. O, Araplar arasından çıkar, vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok bir şehre yerleşir. Hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında nübüvvet mührü vardır.” diyerek Resûlullah efendimizin husûsiyetlerini saydı.
Selmân-ı Fârisî radıyallahü anh, Amuriye’deki hocası vefât edince, bir iş bulup çalıştı. Arabistan’a gitmek için hazırlık yaptı. Sâhibi olduğu koyun vs. gibi hayvanları vererek bir kervanla Arabistan’a doğru yola çıktı. Fakat kervancılar, ihânet ederek onu Vadiyü’l-Kura’da bir Yahûdîye köle olarak sattılar. Hurma bahçelerinin mevcudiyetinden âhir zaman Peygamberinin geleceği yerin burası olduğunu zannettiyse de, içi ısınmadı. Bilâhare Yahûdî, onu amcasının oğluna sattı. Yeni sâhibi Yahûdîyle Medîne’ye gitti. Bu şehri sanki önceden görmüş gibiydi. Kalbi ısındı. Âhir zaman Peygamberinin gelmesini beklemeye başladı.
Bir gün kendisini satın alan Yahûdînin bahçesinde bir hurma ağacı üzerinde çalışıyordu. Sâhibi, yanında biriyle konuşuyordu. Bir ara; “Evs ve Hazrec kabîleleri helâk olsunlar. Mekke’den bir kimse geldi. Peygamber olduğunu söylüyor” dediler. Bu sözleri işitince kendinden geçip az kalsın ağaçtan yere düşüyordu. Hemen aşağı inip, o şahsa; “Ne diyorsun?” dedi. Sâhibi bir tokat vurdu ve; “Neyine lâzım ki soruyorsun, sen işine bak!” dedi. Akşam olunca bir miktar hurma alıp, hemen Kubâ’ya vardı. Resûlullah’ın yanına girip; “Sen sâlih bir kimsesin, yanında fakirler vardır. Bu hurmaları sadaka getirdim.” dedi. Resûlullah efendimiz yanında bulunan Eshâba; “Geliniz, hurmayı yiyiniz.” buyurunca, yediler. (Devamı Yarın)

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.