EDEP YA HU- ŞECERE…

EDEP YA HU- ŞECERE…

İbrahim Suresi 24-27. ayetlerdeki Tayyip Şecere ve Habis Şecere’yi anlamaya çalışıyorduk. Devam ediyoruz.
Hz. Âdem (AS) ile ilgili ele aldığımız bu birkaç ayetten yola çıkarak edindiğimiz yol göstericilerimiz vardı. İşte o yol göstericilerimizin “şecere” ile ilişkisi şöyleydi: Allah onlara, Hz. Âdem’e ve eşine bir öğüt vermişti: Şu şecere’ye yaklaşmayın. Hep diyoruz, bizim yol göstericilerimiz ayetlerdir. Burada da yine yol göstericimiz ayetler ve oradaki Allah öğüdü ve koruması olacak. Bu konuda ayetlerden dört temel belirlemiştik: Tayyip Kelime “la ilahe illallah”tır, onun koruyucusu Allah’tır; Habis Kelime “Ben duniHİ bir ilahım” tanımıdır, onun destekleyeni ise şeytan ve şeytaniyettir. Bu dört bilgi ulaştığımız sonuçta var mı? Evet, var: Allah onlara bir öğüt vermiştir. Hz. Âdem (AS) ve eşi o anda temizdir, yani Tayyip’lerdir. Sonra devreye şeytan girdi, Hz. Âdem (AS) maruz kaldığı “zalim olursun, şaki olursun” uyarılarına rağmen asi oldu, zalim ve şaki oldu. Habis Kelime için gerekli olan zalim, şaki, asi tanımları hepsi burada var mı? Evet, bu araştırmamızda ulaştığımız sonuçta bu manaların hepsi var. Peki, bütün bunlara yol açan ne? Hz. Âdem ve eşinin yaklaştığı şecere, ağaç. Sonuçta, daha önce temiz olan Hz. Âdem ve eşi, şecereye yaklaştılar, yaklaştıktan sonra yaşantıları bozuldu; şecereye yaklaştılar böylece temiz sayılan yaşantının dışına çıktılar.
Bu noktada öncelikle şunu belirtelim ki, bütün bu yaşananlar, Hz. Âdem (AS) ve eşiyle ilgili söylediğimiz bütün bu yaşananlar ve gelişmeler, Hz. Âdem (AS)’ın, yani halifetullah vasıflı insanın dünya hayatını başlatması için gereken prosedürlerdir. Bu kapsamda bir olay anlatılıyor ve deniyor ki Hz. Âdem şecereye yaklaştı da zalim oldu, şaki oldu, asi oldu, Rabbini dinlemedi… Bu olayda bizim ibret almamız gereken, kendimize yol belirlemede bir model oluşturmamız gereken öğütler var, o ayrı. Fakat Hz. Âdem’in buradaki bu hikâyesi, bu yaşadıkları Hz. Âdem (AS) ve eşinin (halifetullah vasıflı insanın) dünya hayatını başlatması için yapması gereken işlemlerdi. İşin bu kısmı bizim şuanda konumuz değil, şu anda incelediğimiz işin bu yanı değil. Ama bunun da bilinmesi gerekiyor diye bunu parantez içerisinde koymuş olduk. Biz işte Hz. Âdem’in bu prosedürü içerisinden bize şimdi konumuz için gerekli olanı öğrendik, oradan şimdiki araştırmamızla ilgili bilgimizi çıkardık. O bilgi bu durumda nedir?
İbrahim Suresi 24-27. ayetlerindeki Allah misalini incelemek üzere tespit ettiğimiz yol göstericilerle ulaştığımız sonuçlara göre “şecere” hayat tarzını ifade etmektedir. Lütfen çok, çok özen gösterin. Şöyle ki: Biz ayette geçen bir Allah misalini anlamaya çalışıyoruz, daha ötesi yok! Yani bir konuyu anlamaya çalışırken daha üst bir makamın anlamamız için önümüze gelecek bir ifadesi yok; bir Allah misalini anlamaya çalışıyoruz! Ve Kur’an’da gördüğümüz Allah misallerinin hepsi aynı şeyi anlatır; tüm misaller aynı konuyu almaktadır, dikkat edeceğimiz önemli bir nokta da budur!
Kur’an bütün misallerinde “La ilahe illallah” diyenler ve “BEN bir duniHi ilahım” diyenleri kıyaslar, onların yaşantılarını ve yaşantılarının sonucunda ulaşacakları, elde edecekleri neticeleri kıyaslar. İşte verilen misaller bu tek konuyu evire çevire bize anlatır; misallerin tek anlattığı budur! Tek anlattığı budur! Bu misalleri tefekkür ettiğimiz bu paylaşımları okurken sanki hep aynı şeyi tekrar ediyormuşuz gibi zannetmeyin. Bu ayetlerdeki misalleri ben yazmadım ki! Ben tekrar ediyorum ama misaller böyle olduğu için. Misaller böyle! Rabbimiz bu misalleri neden bu kadar tekrar ediyor? “Bütün bu tekrarlara rağmen yapamıyorsunuz, yapamayacaksınız ama gayret edin” diyor; bunun için bu kadar misal, bu kadar hatırlatma! Bu öyle bir şey ki… Konudan uzaklaşmadan bir iki cümle söyleyeyim sonra devam edelim.
Bu anlattıklarımızı fark edip “bu iş benim önceliğim” diyenler, Kur’an’ın bütün bu tekrarlarından ders almaya sonra da hayat tarzlarını bu bilgilerle onarmaya çalışanlar bir noktaya gelip kalabiliyorlar. Mesela, “şecere”nin hayat tarzı olduğunu fark edince hayat tarzlarını tayyip şecereye göre onarmak isteyenler, hatta bu konuyla çok meşgul oldukları halde geliyorlar, geliyorlar, geliyorlar bir yerde kalıyorlar. Sonra da ne diyorlar biliyor musunuz? “Gönül sana demedim mi yapamazsın, bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin.” cümlelerini söylüyorlar: Gönül sana demedim mi yapamazsın… İşte bunun olmaması için, yapılabilmesi için Rabbimiz bize bu misallerle kolaylıklar ve imkânlar sağlıyor. Yoksa ayetlerdeki misaller bir şeyi bize durmadan tekrar eden anlatımlar değil ki! Kur’an’ı kendince incelemeye çalışan, “ne varmış?” diye merak eden duniHi ilahlar var; özellikle de inkârcı duniHi ilahlar “inceledim tekrardan başka bir şey yok, o tekrarlar da çelişkili.” diyebiliyorlar. Çünkü niye? Herkes ahiretteki yerine hazırlanıyor. Onlar da öyle demek zorundalar! Öyle diyecek ki o hak ettiği yere gitsin. Ama biz? Biz öyle dememeliyiz, öyle dememek için gayret sarf etmeliyiz inşaAllah deyip konumuza dönelim.
Tespit ettik ki, İbrahim Suresi 24-27. ayetlerdeki Allah misalinde “şecere” hayat tarzını ifade etmektedir. Bu ulaştığımız sonuçla ilgili delillerden birisi Hz. Âdem (AS)’ın kıssaları idi. Bir diğer delil, bu kıssaların peşine, bu sonucu tespit edenler için, A’raf Suresi 27. Ayette Rabbimizin inananları uyarmasıdır. A’raf-27’de Rabbimiz bize “Şeytan Âdem’i kandırdı. Âdem’i kandırdığı gibi sizi de kandırmasın, sizin de hayat tarzınızı bozmasın.” diyor. Aslında bu ayette, şeytanın önereceği hayat tarzı size de cazip gelmesin, uyarısı vardır. Görüyoruz ki, tayyip ve habis şecere ile ilgili yaptığımız çalışmada ulaştığımız sonuç, bu ayetlerdeki Allah misalini çözmemizde Kur’an’a göre doğrudur. O önemli sonuç budur: Şecere hayat tarzıdır; şecere bize hayat tarzını ifade etmektedir. Bu durumda İbrahim Suresi 24-27. ayetlerdeki Allah misalinde Tayyib Şecere, Tayyib Kelime’ye ait hayat tarzını; Habis Şecere de Habis Kelime’ye ait hayat tarzını temsil etmektedir. Bu durumda:
Tayyib Kelime ve Tayyib Şecere “Amenü Billahi ve Amilus Salihati” olur ki, Billahi anlamda iman etmek ve bu imana uygun hayat tarzı oluşturmaktır. Habis Kelime ve Habis Şecere ise, duniHi algı ve zannlarının etkisiyle “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunarak “BEN bir duniHi ilahım” demektir. Bunu illa dille söylemek gerekmiyor, “BEN bir duniHi ilahım” demek; nefsi ilahlık hissiyatına büründürmek ve kapasitesi sıfır olan bu ilahlık hissiyatına alan açmak, ona kapasite oluşturmak ve hükmetme gücü kazandırmak üzere ortaya konan fiillere dayalı bir hayat tarzı oluşturmaktadır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi