DOLAR 17,8939 -0.08%
EURO 18,4433 0.85%
ALTIN 1.028,74-0,46
BITCOIN 4235162,24%
Afyonkarahisar
24°

AÇIK

04:22

İMSAK'A KALAN SÜRE

HAC

HAC

ABONE OL
8 Temmuz 2022 04:04
HAC
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İslam’ın beş şartı olarak bilinen rükünler kulu Rabbini tanımaya yöneltir ki Hac da bunlardan biridir. Hac ile yakin elde etmemiz istenir; yani Allah’ta, Allah’la, Allah’tan olduğumuz idrakıyla ve Allah’ı görüyorcasına bir idrak ve yaşantı istenir. İstenen bu yakini elde etme basamakları içerisinde şöyle bir sıralama vardır: Kelime-i Şehadet’le “ilmel yakin”, Salât ikame etmekle “aynel yakin”, Oruç’la “hakkal yakin”, Hac’la çok önemli olan “Bekabillah” mertebesi yaşanır. Sonra da bu çalışmalarla elde ettiklerimizi Zekât’la Allah adına, Allah razılığı için paylaşırız. İslam’ın Beş Şartı’nın nasıl bir şifa, nasıl bir ilaç, nasıl bir olmazsa olmaz ihtiyaç, nasıl bir merhamet olduğu ne kadar bariz değil mi? Elhamdülillah… Öyle şükrederiz ki Allahım, ilmin ve yarattıkların adedince şükrederiz; Sen razı oluncaya kadar şükrederiz Ya Rabbi; Arşının ağırlığınca şükrederiz Allahım; kelimelerini yazacak mürekkep miktarınca şükrederiz, lütfen kabul buyur Allahım.
Konumuz olan Hac hakkında Rabbimiz Al’u İmran (97). Ayette şöyle buyurur: “İnsanlar üzerinde Allah’ın hakkı, yoluna gücü yetene Beytullah’ı haccetmektir.”
Demek ki Hac Allah’ın kulu üzerindeki hakkı! Bu ne demek ve nasıl anlamak gerekir, önemi ve manası bize kavratılır inşaAllah. Kim üzerinde Allahın hakkı? Yoluna gücü yeten üzerine! Yoluna gücü yeten Beytullah’a Hac için davet edilen ve bu davete bir yol bulandır. Davet Allah’tan ise… Bu yüzden, Arafat vakfesi tamamlayıncaya kadar bu davete koşup geliş coşkuyla seslendirilir; öyle ki her yer bu sesle inler.. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel hamde ve ni’mete leke vel mülk. La şerike lek: Buyur Allah’ım buyur (gel dedin koşup geldim, buyur). Senin ortağın yok. Kesinlikle Hamd ve nimet sana aittir, mülk de.”
Küçük bir not ekleyelim: Bu zikirde söylediğimiz “mülk” yani tasarruf ve yönetimin ilk aklımıza gelmesi ve Allah’a teslim edilmesi gereken noktası bedenimizdir! Mülkü önce bedenimizde görmeli ve Rabbimiz Allah’a şöyle bir mülk teslimiyeti yapmalıyız: “Var görünen bu bedenimin yönetimi de sana aittir Allahım. Onu nasıl giydirip, yedirip, uyutup uyandıracağımı, nereye nasıl gitmesi gelmesi gerektiğini, nasıl konuşması, düşünmesi, oturması kalkması gerektiğini Senin bana öğrettiğin şekilde Senin adına ona yaşatacağım Allah’ım.” İnşaAllah hacı adayı müslüman mümin kardeşlerimiz de biz de bu teslimiyetle yaşar, böyle söylenen zikirle Arafat’a ulaşırız (âmin).
Hac Suresi (25-37). Ayetler bize öğretiyor ki, Hazreti İbrahim (as) Rabbimizin emriyle Beyt’i inşa ettikten sonra Rabbimiz ona “Ey İbrahim, şimdi inananları buraya çağır” diyor. Hazreti İbrahim de çağırıyor. Kimi? Billahi manada imanlıları! Aslında onlara “Gelin, Rabbimiz çağırıyor” diyor. Bu öyle cezbeli bir davet ki bu yüzden inananlar “Rabbimiz bizi çağırıyor” diye koşuyorlar. Koşarken de “Lebbeyk Allahümme lebbeyk: Buyur Allah’ım buyur, geldik buyur. Gel dedin geldik, buyur…” diyorlar. Ancak şu hep çok önemlidir ki davet edenin davetine onun razı olduğu idrakla, onun razı olduğu imanla gidilir, öyle gidilmelidir… İnsanlar bu dünyadaki davetlere davet edenin davetine uygun tarzda, uygun biçimde ve uygun zamanda gitmiyor mu? İşte bu sebeple “Lebbeyk” zikrullahı idrakımızı, imanımızı şirksiz hale getirmeye talip olduğumuzu ilan ettiğimiz bir deklarasyondur da aynı zamanda! Buyur Allah’ım buyur, Senin ortağın (dışın ve dışında yaratılanlar) yok, Hamd (yaratma, kader, hüküm ve tüm manalarıyla emir) sana aittir, nimet de, mülk de… Böyle diyerek biz inananlar birincil (gizli, asıl) şirkten temizlenmiş bir iman ve idrakla Rabbimize yönelir ve “Hac ve umreyi Allah için tamamlayın (Bakara-196)” ayetine uygun, mebrur bir Hac yaşamak için Rabbimiz Allah’a sığınırız. “Lebbeyk” zikrinin bizde açması gereken mana budur: Allahım müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak SEN! Başka müstakilen var ve muhtar YOK! Bunun idrakindeyim. Var Görünen şu halimi sana eş koşmadan geldim, kabul buyur Allahım. “Lebbeyk” zikrullahı bu idraktır ve Hac birincil şirki en azından reddetmiş olmayı gerektirir.
Maide (27) ayetinin bize öğrettikleri arasında şu da vardır: Kurban ve diğer tüm ibadetlerin, kulluk gayretlerinin kabulü için müttaki olmak şarttır, çünkü Allah müttakilerden kabul eder! Peki, insan nasıl olursa müttaki olur? Müttakiliğin birçok aşaması olsa da bu kapsama girmek o kadar kolaydır ki! Müttaki olmak yukarıda açıkladığımız deklarasyonla başlar. “Müstakilen VAR ve Muhtar olan Allah’tır” deklarasyonuyla bu kapsama giren kişide bu önce bilinç haline gelir sonra da hayat tarzı haline dönüşür. Bu bir ret ve terk sürecidir ki gayreti ve hicreti gerektirir! Biz inananların dünya hayatı gereği kendimizi içinde bulduğumuz esfele safilin idrakı önce reddedip sonra da terk ederek ahseni takvime (fabrika ayarlarımıza, ilk saflığımıza) dönmemiz, hicret etmemiz gerekiyor. Bu çok önemlidir. Çünkü kişi ancak esfele safilin halden kurtulmuş veya kurtulma gayreti içerisinde olursa birincil şirkten korunmuş (müttaki sınıfına girmiş) olur. Aksi takdirde yapılan ibadet Allah’a eş koşularak yapılabilir, muhafaza buyur Allah’ım.
Necid Halkından birkaç kişi Efendimiz (sav)’in yanına gelerek: “Yâ Rasûlullah, hac nasıldır, haccın hâli nedir?” diye sordular. Rasûlullah (SAV) “HAC ARAFATTIR. Kim cem gecesi sabah salâtından önce gelirse Hac’cı tamamlar. Minâ günleri üçtür. Artık kim iki günde acele ederse onun üzerinde bir günâh yoktur. Kim gecikir ise ona da günâh yoktur” buyurdu ve sonra bir adam yolladı, bu hükümleri yüksek sesle halka duyurdu. Ve Efendimiz (SAV) yine buyurdular ki “Arafat’tan dönüp de “acaba günahlarım affedilmiş midir?” diyen kişi en büyük günahkârdır.” Çünkü Arafat tüm günah kayıtlarını siler. Tüm günahları siler ancak Arafat sonrası idrakımız önemlidir? Eğer hala duniHİ algıdaysak sonrasında esfele safilin halde yaşamaya devam edersek cehennemden kurtulmak mümkün olmaz! DuniHİ algı varsa, esfele safiliyn idrakla yaşanıyorsa zaten cehennem bu halin adıdır! Evet, Arafat’ta anamızdan doğduğumuz gibi oluruz, tüm günahlarımız silinir ancak esfele safiliynden yani Allah’a eş koşar halden kurtulmamışsak birincil/gizli şirk günahı duruyor demektir. Her durumda demek ki tek önceliğimiz ve telaşımız bu olmalı: Esfele safilin halle ortaya çıkan Allah’a eş koşar durumundan kurtulma çabasında olmak! Bu bizim için tek stratejik gayrettir!
Hac aynı zamanda Kurban’ı da içermektedir. Bize Hz. İbrahim (as) Efendimizin ibretlik bir hayat dersiyle öğretilen ve Efendimiz (sav)’in çok sıkı, çok kuvvetli sarıldığı bir sünneti olan Kurban’ın aslı kesmektir; Allah’ın razı olduğu hal için izin verilen hayvanlardan Allah adına kesmektir. Biz kurbanla Hz. İbrahim (as) gibi vazgeçmeyi öğreniriz ama imtihan edilmeden, onun gibi çok zor bir tercih durumuna düşmeden! Böylece inananlar olarak Allah için dünyalık nefsin (nefsin şerrinin) isteklerini kesmeyi Biiznillah öğrenir, yaşarız. Rabbimize teslimiyetimizle kestiğimiz kurbanla birlikte kendimizdeki hayvani yapıyı, nefsimizin şerrini, vehmin zulmetiyle yaşayan yanımızı keser, yok ederiz. Zahiren bir hayvan kurban ederken batınen kendimizdeki nefsin şerrini etkisiz hale getirmeliyiz, biiznillah.
Maide (27) ayetiyle öğreniyoruz ki; kestiklerimizin eti ve kanı Allah’a ulaşmaz! Takvamız! Ancak o Allah’a ulaşıyor. Dolayısıyla zahiren yapacağımız Kurban işinin kanı Allah’a ulaşmaz ama eğer bu deklarasyonu yapmış da takva ehli bir müttaki olmaya talip olmuşsak işte o halimiz ulaşır; yani o halimiz makbuldür.
Ey Allahım, haccımızı ve kurbanlarımızı makbul ve mebrur eyle. Merhametinle bizi müttakilere imam eyle, müttakilikte önde olanlardan eyle bizleri. Bunu bize hayat tarzı kılıver ve bu hayat tarzını kolaylıkla ikram ediver. Ve bizi böyle vefat ettir, böyle de yeniden diriltiver (âmin).

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.