DOLAR 18,5508 0.18%
EURO 18,1899 0.13%
ALTIN 992,530,49
BITCOIN 3596780,21%
Afyonkarahisar
23°

AÇIK

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

“BENİM” DEMEK EMANETİ SUİSTİMALDİR. HANİF OLMAK RABLIĞINI İLAN ETMEMEKTİR

ABONE OL
29 Ocak 2018 13:48
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 29 Ocak 2018 Pazartesi 13:48:50
 

– 91 –
“Asi yapı”dan kurtulabilmek için “A” yapıyı çok iyi tanımak gerekiyor. Tanıyınca yapacağınız şey fiili Kelime-i Tevhid zikridir. Tanrıyı tanıyınca bunu yapar, o tanrıya “La ilahe” dersiniz. Tanrı yoksa “İllallah”tır zaten. En önemli zikir budur. Mirac müjdesidir, bir kere yapan cennete gider, bir kere böyle söylerseniz cennete gidersiniz. Yani bir kere şahit olursanız, bir kere fark ederseniz, bir kere bu “A” yapıya “La ilahe” derseniz “B” formuna girersiniz: İllallah; İlla Allah. “B” formuna girmek İhlâs Hayat Döngüsü’ne girmektir, ihlâslı olmaktır. “A” takdim formunda hiçbir zaman ihlâslı olamazsınız. Hep denir ki, işi ihlâslı yapın, namazı ihlâslı kılın… Ama ihlâslı nasıl yapılır? Bir de onu açıklamak lazım. Güzelce abdest alın denir, ama güzelce abdest nasıl alınır? Tanımlamak çok önemli! Tanımlanmamış bir şey nasıl yapılır? Bu yüzden bunları hep tarif edeceğiz. Mesela, nasıl ihlâslı olunur? İhlâslı olmanın net tanımı yazılı yoktur, göremezsiniz. Bazen “samimi olmak” diye tarif ederler. Hayır, öyle değil. Samimi olan tanrılıktan kurtulmuş mu oluyor? Hayır, ancak samimi tanrı olur! İhlâslı olmak, İhlâs Hayat Döngüsü’ne girenin halidir, oraya girince İhlâslı olunur. O döngüye girmeyenin sıfatı ne olursa olsun ihlâslı olamaz, mümkün değil. Bir işi ihlâslı yapmak, o işi İhlâs Hayat Döngüsü’nde yapmak demektir. Kişi İhlâs Hayat Döngüsü’nde değilse ihlâslı olamaz, ihlâslı iş yapamaz. Samimi olabilir ama ihlâslı olamaz. Bu yüzden, ancak “B” Takdim Formu”nda olan ihlâslı salât ikame edebilir, ihlâslı bir hayrı “B” Takdim Formu”nda olan yapabilir. “A” takdimiyle yaşayan ihlâslı iş yapamaz, hayr yapamaz, ama çok samimi yapabilir, “bu işi samimi yapıyorum” diyebilir. Ama unutmayın ki “A” yapı terleyerek sevap kazanamaz.
“BENİM” DEMEK EMANETİ SUİSTİMALDİR
Önceki yazımızda tanrı tiplerini paylaşmıştık, şu tanrı tipini de oraya ekleyelim lütfen: Tanrı gibi yaşamayan tanrılar. Tanrı gibi yaşamayan tanrı çok enteresandır, çok farklı bir tanrı tipidir. Size tanrı gibi yaşamayan bu tanrının özelliklerinden bahsedeyim. Demiştik ki “A” Takdim Formu”nun platformu cinselliktir, nefse zulüm platformu cinsellik platformudur, bu platformda cinsellik çok hâkimdir. Bu yüzden, “A” Takdim Formu”ndaki hayatı, oradaki tanrıların fiillerini inceleyin, altında hep cinsellik bulursunuz, mutlaka. Freud’un kitaplarında görürsünüz, Freud bunu gayet net tespit etmiş, hatta bunu teori haline getirmiş. Bu seks değil, cinsellik platformudur. Cinsellik platformunun bir kişide nasıl çalıştığını bir basit örnekle açıklamaya çalışalım. Mesela, kendisini “A” olarak takdim etmiş bir bayan düşünelim. Dünyaya “ben hürüm” demiş bu hanıma cinsellik platformu öyle kuvvetli gelir ki o hürriyetle bu platformun gereğini yaşamaya başlar: Bu göğüs benim, gösteririm. Benim göğsüm, benim bacağım… “Benim” diyor! Çok dikkat edin bu öyle tehlikelidir ki. “Benim” demek, “ben müstakilim, bedenim de müstakilen var, aklım ve iradem de öyle” demektir. Böyle diyen, böyle düşünen kişi hemen “A” yapıya düşer, “A” takdimiyle yaşamaya başlar…
“B” hali ile nasıl yaşanır, onu bilmediğimiz için bize Sahibi öğretir. “A” olarak nasıl yaşanacağını iradesini müstakil ilan eden kendisi tarif eder: “Benim” der. Bunu bir çanta paraya benzetmiştik. Nefs dediğimiz rububiyet gücünü birisine bir çanta para vermeye benzetmiştik. Birisine çantayı verdim ve dedim ki, ben nereye dersem çantadaki parayı oraya harcayacaksın. Bu kişi kurye, parayı taşımakla, emre göre dağıtmakla görevli. Ama parayı alıp kapıdan çıktıktan sonra “benim” dedi ve bildiği gibi harcamaya başladı. İşte bu suiistimaldir, bu nefse zulümdür. Çünkü emanete sahip çıktı, paraya “benim” dedi. Şimdi bu örneği kendinizle kıyaslayın. Paranın, malın, mülkün, bedenin sahibi onu nasıl kullanacağımızı söylüyor, “şöyle davranacaksınız” diyor. Buna rağmen, eğer siz onu kendi oluşturduğunuz şekilde karar verip kullanıyorsanız, işte o müstakil irade ilanıdır. “Ben, müstakil bir akıl ve irade iddiasında değilim” diyorsunuz, ama bedeninizle, yaşantınızla ilgili (Allah’ın önerilerini hiç önemsemeksizin) müstakilen karar veriyorsunuz. “Benim hayatım, benim malım…” deyip onlara Allah’tan müstakil ve muhtar olarak var muamelesi yapıyorsunuz. Bu “A” takdiminin amelidir. Platform olan cinsellik bu şekildeki yaşantıya çok kuvvetli şekilde hâkim olur.
TANRI GİBİ YAŞAMAYAN TANRI: VALİZİNİ SON DERECE GÜZEL HAZIRLAYAN AMA YANLIŞ OTOBÜSE YÜKLEYEN KİŞİ GİBİDİR
Bütün bu açıklamaları biraz da “tanrı gibi yaşamayan tanrı”yı daha iyi anlatabilmek için yaptık. O tanrı tipini incelemeye devam edelim: Tanrı gibi yaşamayan bir arkadaşım vardı, konuyu onun üzerinden anlamaya çalışalım. Bu arkadaş cinsellik platformundan etkilenmez. Şöyle ki, cinselliği yanlış yolda kullanmak tanrının özelliğidir ama o öyle kullanmaz. Öfke tanrıya aittir, ama onun öfkesi yoktur. Tanrı hep insanları merak eder, ama o insanları değil 24 saat Allah’ı merak eder. “A” bölücüdür, o bölücü değildir. “A” şikâyetçidir, o kişide hiç şikâyet yoktur. “A” takdir bekler, bunun takdir beklemekten ödü kopar. “A” kandırır, bu kandırmaz, “birisini kandıracağım” diye ödü kopar. “A” ister ve alır, o ne ister ne alır, hep vermeye çalışır, ne verebilirim diye çırpınır. Çok yakından otuz yıldır tanıyorum. “A” haramlara meyillidir, bunun haramdan ödü kopar. Tanrının veri tabanına ait özelliklerin hiç birisini yaşamıyor, tanrı için saydığımız işleri hiç yapmıyor, tanrı gibi yaşamıyor. Ama cennet yok. Niye? Çünkü “ben müstakilen varım ve muhtarım, benim müstakil iradem var…” diyor. Sırf bu nedenle o bir tanrı, tanrı gibi yaşamayan bir tanrı. Çünkü “benim müstakil aklım ve iradem var, kendime ait bir gücüm var. Allah iyiyi ve kötüyü ilan etmiş, onun nasıl yapılacağını Rasulü’yle göstermiş, ben oradan alıp yapıyorum” diyor. Tanrı vasıfları göstermeyen bir hayat yaşamasına rağmen bu takdim onu tanrı yaptı. Çünkü o rablığını ilan ettiği bir takdimle yaşıyor. Bu özellikleri nedeniyle onun “B” yaşantısına geçmesi daha mı kolaydır? Rabbim dilerse! O dilerse her iş gibi o da kolay olur. Bu tanrı gibi yaşamama halini valize eşya koyma işine benzetirim. Arkadaş valizi iyi doldurmuş, valizdeki her şey gümrükten geçebilir. Cennet kapısından kolayca geçebilecek, vize alacak eşyalarla dolu bir valiz hazırlamış, hepsi tamam. Her gün tıka basa da dolduruyor. Karıncanın telaşla yuvasına bir şey götürüşü gibi gayretle, hevesle valizini dolduruyor. Ama valizi yanlış otobüsün bagajına yüklüyor. Bu durumda valizin içinin önemi kalır mı? Kalmaz. Valizi çok iyi dolduruyor ama yanlış otobüse, “A” otobüsüne veriyor. O otobüsün güzergâhı başka, varacağı hedefi başka, ama o kişi valizin içindekilerle meşgul. Onlarla perdelendiği için firmaya hiç bakmıyor. Valizini hangi firmaya, hangi yöne giden otobüse yüklediğini hiç önemsemiyor, işi gücü valiz doldurmak. Tanrı gibi yaşamayan tanrı biraz anlaşıldı mı? Allah’ın izniyle, ona otobüsünün farklı olduğunu Rabbim fark ettirdi, hemen firmaya telefon etti “benim valizleri şu otobüse yükleyin” dedi, o güzelim valizleri doğru otobüse yüklediler. Valizler güzel, otobüs doğru, Allah yolunu açık etsin… “A” yapının özelliklerini söylediğiniz öyle kişiler vardır ki “A”yı fark ettiği halde ondan kurtulamamıştır, hayatı onlardan kurtulma mücadelesiyle geçer. Oysa, tanrı gibi yaşamayan tanrı çok farklı, onun hiç öyle bir derdi yok, onda “A”ya ait hiç bir özellik yok. Ama ne var? “A” takdimi var, “A” takdim özelliği var. Bu, o kadar önemli bir şey ki… Bu varsa o valizlerin hiç önemi kalmıyor. Valizlere ve valizlerin içine bakıp o kişi için “bu cennetliktir” derseniz yanılırsınız. Çünkü o otobüs cennete gitmiyor; o La ilahe. O firma yolcularına; “tanrılar cennete giremez, tanrılara cennet kapalı, tanrılar geçemez” deniyor. Elhamdülillah o arkadaş Rabbimin lütfuyla işi fark edebildi. İşi fark etmesi hemen olmadı, hemen “haa, demek ki öyle” demeye dayalı olmadı, zamana yayıldı. İşi fark ediş, esasen kader bakış açısına dayanıyor, kader konusu kavranıldığında fark edilmiş oluyor. Esas mesele Biiznillah şudur: İnsan Suresi 29 ve 30. ayetleri doğru anlamak ve gereğini yaşamak.
Geldiğimiz noktada yazımıza “B” hali ile “B” takdimi ile devam edeceğiz; “B”deki “BEN”, yani yasal yanlış olan “BEN” kendisini hayata nasıl takdim ediyor, biraz ona bakalım.

 

Şemamızdaki B0 noktası Haniflik Noktası’dır. Bu noktada kararlı, geri dönüşsüz duruyor olmak hanif olmak demektir. Hanif hal, bize Rum Sûresi 30. ayetin önerisidir: “Din’e hanif olarak yaklaşın.” Allah indinde din İslam olduğuna göre, İslam’a hanif olarak yaklaşın. İslam denilince anlayacağımız şey Allah’ın yarattığı sistemdir. Öyleyse, sisteme hanif olarak yaklaşın. Yani sistemi inceleyecekseniz, sistemde bir şey yapacaksanız, sisteme yaklaşma şartı hanif olmaktır, yani “B” noktasında ısrarlı durmaktır. Bu noktanın özellikleri nelerdir, onları göreceğiz. Örneğin bu nokta “iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn” noktasıdır. Ama biz şimdi önceliği hanifi yakından tanımaya verelim. Ayet bize “Vechini hanîf olarak o tek Din’e doğrult” buyuruyor. Vechini yani idrakını, yönelişini, yönünü, yüzünü, kendini (bunların hepsini içine alacak şekilde yüzünü) Din’e hanif olarak doğrult. “Hanif olarak” yönelmek nedir, onu nasıl anlamalıyız? Kendini tanrı ilan etmeksizin, rablığını ilan etmeksizin yönel, bu bakışta ol. Hanif olmak rablığını ilan etmemektir, rablığını ilan etmeksizin vechini o tek Din’e doğrultmaktır.

HİSSETMEK VE MUHTARİYET-91-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.