DOLAR 18,5854 -0.26%
EURO 18,4087 0.2%
ALTIN 1.024,71-0,05
BITCOIN 3742510,22%
Afyonkarahisar
18°

AZ BULUTLU

16:10

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

  • Kocatepe Gazetesi
  • Yazarlar
  • İNSAN, İLİMLE GÖRDÜĞÜ KADAR DÜŞÜNEBİLİR, BASİRETLE İSE DÜŞÜNDÜĞÜ KADAR GÖREBİLİR

İNSAN, İLİMLE GÖRDÜĞÜ KADAR DÜŞÜNEBİLİR, BASİRETLE İSE DÜŞÜNDÜĞÜ KADAR GÖREBİLİR

ABONE OL
22 Şubat 2018 13:41
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 22 Şubat 2018 Perşembe 13:41:04
 

– 112-
“A” Takdim Formu”nun muhtariyet ilan etmesindeki en önemli şey müstakillik ve güç iddiasıdır, var olan güce sahip çıkıp o güçle muhtariyetini ilan etmektir. Böyle yapmakla Muhtariyeti Tercih Gücü hilede yani mekr yollu kullanılmış olur. “B” takdimi ile yaşantıda Muhtariyeti Tercih Gücü İnsan Suresi 29. ayete göre kullanılır. Çünkü Kendini Hissetme Duygusu’nun verilişi lütuf yollu ise “dileyen Rabbine yönelir” ayeti yaşanır. Sonra hemen İnsan Suresi 30. ayet seslenir: Unutma dileyen Allah’tır. Kendini Hissetme Duygusu lütuf yollu ise kişi onu İnsan-29’a göre kullanıyor, İnsan-30 da onu, “A” takdimine kaymasın diye uyarıyor. “Kendim diledim” sanıp da “A”ya düşmeyesin diye diyor ki, dileyen Allah’tır. Böyle olunca “A” takdiminin kastettiği “BEN”le “B”de söylenen “BEN” çok farklıdır; “A” iddiada bulunur, “B” durum tespiti yapar. Bu yüzden “B” takdimi ile “BEN” demek tehlikeli değildir. Şu fark edilmelidir ki, “BEN” demeyi dilinizden silerek “BEN”den kurtulamazsınız, aynı zaman kavramında olduğu gibi. Zaman kaydından kurtulmak için, önce zamanı bilmek ve iyi değerlendirmek gerekiyor, değerlendirirseniz başka boyutlar oluşabilir. Dolayısıyla, “BEN” demek gerekiyor, ama “B” hali ile! Aksi halde “ben dilimden “BEN”i sildim” demekle “BEN”den kurtulamazsınız. Önemli olan “B” idrakıyla takdimdir. Kendini “A” Takdim Formu”nda takdim ederek “BEN” diyen küfür ehlidir. Çünkü müstakillik ve güç ilanı yapıyor, ilan ettiği tanrılıkla Allah’ın varlığını yani Allah’a ait vasıfları örtüyor. “B” takdimiyle “BEN” diyen kuldur, ibadet için, kulluk yapmak için mecburen “BEN” diyecektir. “BEN” diyerek ibadet yapacaktır; “Ben Allah’ın dileğinin suretiyim” hali budur.
FATİHA SÛRESİ’Nİ OKUYAN
TAM BİR DURUM TESPİTİ YAPAR

“Zerre küllün aynasıdır” ifadesini duyarsınız. “Zerre küllün aynasıdır” demek, “küll”de ne varsa zerrede de var demektir. Bir diğer anlam ise, zerre aynadır, küll orada kendini seyrediyor demektir. Bildiğiniz ayna gibi, küll zerrede (o aynada) seyrediyor. Demek ki seyir için bir “ayna” dilemiş, bu aynanın da “BEN” demesi lazım ki ibadet yapsın, yani o seyre zemin olsun. Bu ibadet (kulluk) nedir? Bu ibadet durum tespitidir. Durum tespiti bu nedenle çok önemlidir! Durum tespitini kim yapar? Kul yapar, kul durum tespiti yapar. O yalnızca durum tespiti yapar, onun hiçbir iddiası yoktur! O durumu/nu tesbit ediyor. Fakat biz “durum tespiti nasıl yapılır?” bilmediğimiz için onu bize Allah öğretir, en önemli durum tespitinin nasıl yapılacağını, ne olduğunu Allah öğretiyor. Oysa dünyada bize “A” Takdim Formu” ile yaşantının ayrıca öğretilmesi gerekmiyor. Çünkü dünya yaşantısının gereği olarak o bizde hazır var. Ama “B” Takdim Formu” olarak nasıl durum tespit edilir, bilmiyoruz, bilemeyiz. Onu bizim “Muhammedün Rasulullah”tan öğrenmemiz gerekiyor.  
En önemli durum tespiti Fatiha Sûresi’dir. Fatiha Sûresi’ni okuyan tam bir durum tespiti yapar. O bir durum tespitidir, yani ibadet halidir, kulluk bilincidir, hiçbir iddia içermez. Zaten idrakımız bir iddia içeriyorsa “iyyaKE na’budü VE iyyaKE nestaıyn” ayetini düzgün okuyamayız. İdrak iddiadan kurtulmuşsa, ancak o zaman “iyyaKE na’budü VE iyyaKE nestaıyn” Fatiha’nın önemli bir noktası haline gelir. “iyyaKE na’budü VE iyyaKE nestaıyn” diyen kişi bir iddia sahibiyse Fatiha çalışmaz! Çünkü yaptığı iş durum tespiti olmaz, o zaman Fatiha durum tespiti olmaz. O Fatiha, “A” Takdim Formu”ndaki “BEN”in okuduğu dizeler olur. “İyyaKE na’budü VE iyyaKE nestaıyn” ancak bir iddia içermiyorsa durum tespiti olur. Şartı, onu Rum Sûresi 30 duruşuyla, İnsan Sûresi 30 idrakıyla, İnsan Sûresi 29’a göre kıyamda duran biri olarak okumaktır. Öyleyse olur. İnsan Sûresi 29’a göre kıyamda duran ama Rum Sûresi 30 duruşuyla duran ve İnsan Sûresi 30 idrakıyla “iyyaKE na’budü VE iyyaKE nestaıyn” diyenin Fatiha’sı durum tespitidir, o durum tespiti kulluktur. Bu bakışla, “iyyaKE na’budü VE iyyaKE nestaıyn”, Fatiha Sûresi’nin akıbetini belirleyen odak noktası haline gelir.
Fatiha dışında da önemli durum tespitleri vardır. Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber zikirleri bunlardandır; bunlar çok önemli durum tespit kelimeleridir. Bunları paylaşımlarımızda detaylı ele alacağız inşaAllah…
KÂFİRLER KENDİ VARLIK İDDİALARIYLA
HAKK’IN VARLIĞINI ÖRTERLER

Şimdi bir de şunu tefekkür edelim: Rum-30’da hanif geçer ki hanif ifadesi kula ait bir kavramdır, kul içindir. İnsan-29’da Rab geçer, İnsan-30’da ise Allah geçer. Bu fark edilmesi ve tefekkür edilmesi gereken bir şeydir: HANİF, RAB, ALLAH. İnsan-29 der ki “dileyen Rabbine yol tutar.” İnsan-30 ise “dileyen Allah’tır” buyurur. “Dileyen Rab’dır” demiyor. İnsan-29 “dileyen Rabbine yol tutar” dediği halde İnsan-30 “Dileyen Rabbinizdir” demiyor, “Dileyen Allah’tır” diyor. İnsan-30’da “rab” değil de “Allah” denilmesini tefekkür edelim inşaAllah.
En’am-122: “İşte böylece kâfirlere amelleri süslü gösterilmiştir.”
Allah muhafaza etsin, eğer kişide Kendini Hissetme Duygusu mekr yollu açılmışsa, kişi Kendini Hissetme Duygusu’yla gelen Muhtariyeti Tercih Gücü’nü muhtariyet ilanında kullanır ki işte o örtücülere (kâfirlere) amelleri süslü gösterilmiştir. Burayı Ehlullah şöyle tefsir ediyor: Kâfirler kendi varlık iddialarıyla Hakk’ın varlığını örterler. Ehlullah “A” Takdim Formu”ndaki “BEN”i yani küfrünü ilan eden “BEN”i böyle tarif ediyor: “A”lar yani kâfirler, kendi varlık iddialarıyla Hakk’ın varlığını örttükleri bir takdimle yaşarlar, o idrakla “BEN” derler.
Ankebut-38: “Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip böylece onları doğru yoldan saptırdı.”
Bu yüzden “A” Takdim Formu” ile “BEN” diyenin o yolda hızla, zevkle, coşkuyla ilerlemesinin en önemli sebeplerinden birisi, yaptığı işleri doğru ve güzel sanmasıdır, şeytaniyetin ona onları sevimli cazip göstermesidir. Peki, bu halin sonucu nedir? Ayet, küfrü doğru ve güzel sanışın sonucunu bize şöyle açıklıyor: Böylece onlar doğru yoldan saptılar.
Zümer-22: “Allah kimin sadrını İslam’ı kavramak üzere açarsa bu ona Rabbinden bir nurdur.”
Kendini Hissetme Duygusu lütuf yollu verilmişse Allah o kulun anlayışını İslam’ı kavramak üzere açmış demektir ve bu ona Rabbinden bir nurdur. Oysa Kendini Hissetme Duygusu’nun verilişi mekr yollu olduğunda, o “A” Takdim Formu” olarak zahir oluyor, öyle devam ediyor. Lütuf yolluysa “B” Takdim Formu” olarak devam ediyor. Bu cümlelerle birlikte, “Kendini Hissetme Duygusu”nu tefekkür havuzumuza koyduğumuzu, bu nedenle idrakta bir basamak yukarıya geldiğimizi fark edelim inşaAllah.  
İŞİN NASIL OLDUĞUNU ÖĞRENİNCEYE KADAR SÜBHANALLAH KORUMASINDA DURMALISINIZ
Bazen şöyle düşünülebiliyor: Anne karnında 120. günde kula Kendini Hissetme Duygusu mekr veya lütuf” yollu yüklendiğine göre, yani hidayeti de şekaveti de dileyen O ise, hile yapan da, lütuf yollu yaşayan da O mu? Bu doğru bir tefekkür değildir, hayır. Sübhanallah! Sübhanallah’ı onun için öğreniyoruz, dikkat edin. SübhanAllah durum tespitidir ve bu tespiti yapan kuldur. Kul’un durum tespiti yapması dilenmişse, yani onda ibadet (kulluk) bilinci dilenmişse kul lütuf yollu bir verilişi yaşıyordur, yani durum tespiti yapıyordur. Durum tespiti aslında kulluk bilincidir. Bir zann üretmiyorsunuz, kulluk bilinciyle durumu tesbit ediyorsunuz: Sübhanallah: Allah’ım benimle kayıtlı değilsin diyorsunuz. Sübhanallah’ı böyle anlayıp manasına buradan başlarsak hata yapmayız, çünkü en önemli manası budur: Allahım Sen benimle kayıtlı değilsin, benden münezzehsin. Aksi halde yaptığımız hileyi hurdayı “Allah yapıyor, yapan kim ki!” der, her şeyi O’na yükler, tasavvuf girdaplarına düşeriz. Öyle değil! Peki, nasıl? İşin nasıl olduğunu öğreninceye kadar Sübhanallah korumasında durmalısınız. “Allahım işin nasıl olduğunu bilmediğim için öğrettiğin şekilde Seni onlarla kayıtlamıyorum; sübhanallah; sen bunlardan münezzehsin” demelisiniz. Bu soruların oluşmasına sebep, Kendini Hissetme Duygusu’yla işe müstakil bakmaktır! Müstakil bir idrak oluşturuyorsunuz ve “insanın suçu ne?” diyorsunuz. Bir şey fark ediyor mu ki? Önce müstakil bir “A” takdimi oluşturuyorsunuz, sonra da “onun suçu ne?” diyorsunuz. “Onun suçu ne?” dediğiniz müstakil bir varlık var, fark edin…
SADECE İLİM DEĞİL, BASİRET VE İLİM
İKİSİ BİRDEN GEREKİYOR

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, ashabıyla oturup sohbet ettiği bir zaman buyuruyor ki; “Kendisi için dua etmemi isteyen var mı? Ne için dua etmemi istiyorsanız söyleyin” diyor. Ne güzel bir şans değil mi? Kalkıyor birisi “ya Rasulallah, ben şöyle şöyleyim, dua edin de düzelsin” diyor. Efendimiz dua ediyor. Bir başkası, bir başkası derken nihayet birisi kalkıyor,  “ben şöyleyim ben böyleyim…” diye öyle bir sayıyor ki dinleyenlerin hepsi kafasını eğiyor. Hazreti Ömer dayanamıyor, ayağa kalkıyor “sus be rezil, mahvettin kendini sus!” diyor. Efendimiz diyor ki: “Yapma ya Ömer, söylesin. Bu dünyadaki rezillikle ahiretteki kıyaslanmaz. Burada söylesin ki duamızı yapalım, ahiretteki rezillikten kurtulsun. İkisi kıyaslanmaz.” Ahiretteki haller ve şartlar dünyadaki haller ve şartlardan çok farklıdır. Hakikate karşı dünyadaki âmâlık veya şaşı görme ahirette devam edecek olursa… Ayet onun için diyor ki onlar orada da âmâdır, kördür daha hüsranda, daha zorda, daha kötü durumda, daha şaşkındırlar. Allah muhafaza etsin.
“İman nuru” ve “akıl nuru” tanımlarına hafifçe dokunup bu paylaşımı tamamlayalım. Aslında her şey nurdur, ama bu nurlar yerine göre farklı isimlerle isimleniyor. Bu nurlardan bizim için çok önemli olan ikisi iman nuru ve akıl nurudur. İman nuru akıl nurundan daha geniş kapsamlıdır. Aslında iman nuru da bir nevi akıl gibidir, aklın ulaşamadığı yerleri kavrar, akıl yerine kaim olacak doğrulukta kavrar. İman nuru bu yüzden bizim için çok önemlidir. Bu önemi şöyle anlamaya çalışalım: İnsan, ilimle gördüğü kadar düşünebilir, basiretle ise düşündüğü kadar görebilir. İşte iman ve aklın farkı budur: Siz akılla görebildiğiniz kadar düşünürsünüz, çünkü o kadar görüyor, ulaşabileceği uç o! Oysa imanla düşünebildiğiniz yani öngörebildiğiniz kadar görürsünüz. Bu yüzden, bu yolda sadece ilim değil, basiret ve ilim ikisi birden gerekiyor. Yine bu yüzden, “B” yolundaki mücadele akıl+iman mücadelesidir. İhlâs Hayat Döngüsü yolunun çarkı da akıl+iman işbirliğiyle döner.

HİSSETMEK VE MUHTARİYET-112-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.