DOLAR 18,5508 0.18%
EURO 18,1899 0.13%
ALTIN 992,530,49
BITCOIN 3596780,21%
Afyonkarahisar
23°

AÇIK

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

“TANRI”YI OKUMAYIN, “TANRI”YI DİNLEMEYİN

ABONE OL
23 Şubat 2018 13:38
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– 113-
Bu yolda sık düşülen girdaplardan birisi de General Tanrı haline dönüşmektir. İhlas Hayat Döngüsü dışında ama ona paralel caddede olup, aldıkları tasavvuf kokusuyla (ilhamlarla), hareket edenler veya bilimden yakaladıkları kokuyla hareket edenler bu yolda girdapla karşılaşırlar. Şöyle: Kişiye Kendini Hissetme Duygusu verilince gider kendisindeki Rab gücünü yakalar ve bir iddiada bulunur, o duyguyla Rab gücüne sahip çıkar, o güce “benim gücüm” der. Bir zaman sonra, aldığı tasavvufi kokular veya bilim kokuları nedeniyle “Rabb gücüne sahip çıkmamak gerekiyormuş” der ve kendindeki Rabbi sahiplenmeyi bırakır, Rab gücünü sahiplenmekten vazgeçer. Ama ondaki sahip çıkma özelliği duruyor! Mekanizmayı bilmediği için sahip çıkan yapıdan kurtulamamış. Rabba sahip çıkmaktan kurtulmuş ama o sahip çıkan yapı duruyor. Ondan kurtulması gerektiğinin farkında değil veya ondan kurtulmayı önemsememiş. O yapıdan kurtulmayı önemsemeden, yani ondaki sahip çıkma özelliği dururken kişi okuduğu kitaplardan, yazılardan, dinlediği sohbetlerden Ulûhiyeti öğrenirse, bu sefer Ulûhiyete vurulur, mest olur. Ve ondaki iddiacı yapı, sahip çıkan yapı bu kez Ulûhiyet’e sahip çıkar. Ve ortaya general tanrı çıkar. Kişi daha önce Rabba, Rububiyete sahip çıkarken er tanrıydı. Çünkü kendindeki Rab gücüne sahip çıkıyordu. Şimdi daha yükseğine, Ulûhiyete sahip çıkıyor. Bu sefer iddia Ulûhiyetle ilgili! Öyle olunca o “ben Allah’ım” der. Bunu sesli demese bile etrafa “ben Allah’ım” dercesine bakar, öyle konuşur, Allah’mış gibi davranır. Bunu söyleyemeyebilir, ama ister ki karşıdaki arif olsun da onun Allah olduğunu anlasın. Hikmetli konuşmaya, hikmetli davranmaya başlar. İnsanlar da onu önemli sanar. Çünkü kendileri er! Er oldukları için elbette generali önemseyip selam dururlar. İşte size iki tanrı: Er ve general tanrı. Eskiden er olanın şimdi hikmetli sözler söyleme sebebi, Sultan kılığına girmesidir. Ulûhiyete sahip çıktığı için, Ulûhiyet iddiasında bulunduğu için kendisini Allah sanıyor! Kendilerindeki Rab gücüne sahip çıkan er tanrılar ona bakınca, onun hali onlara yüksek bir mertebe gelir ve onu “ermiş kişi” sanarlar. Bu hal tasavvuf yolunda insanları çok yanıltır. Öylelerinin eserleri, konuşmaları insanları çok yanıltır. Allah muhafaza etsin, onları okuyanların aklı tamamen yanlış bakış açılarına kayar. Bu yüzden diyoruz ki tanrıyı okumayın, tanrıyı dinlemeyin. Çünkü tanrının yazdıkları, anlattıkları aklınızı birden kaydırır. Mesela Ulûhiyeti anlatıyordur, çok cazip olduğu için o cezbeyle kişi yazılanı, söyleneni doğru sanar ve girdaplardan kurtulamaz.
SİZİ NE BU DÜNYADAN KOPARIYORSA,
BİLİN Kİ O YANLIŞ BİR TASAVVUF YÖNTEMİDİR

Demiştik ki, İslamiyet şehadet yoludur. İslamiyet dışındaki hiçbir öğretide, ilimde, felsefede, bakış açısında şahitlik yoktur, onlar inandırdıkları şeye şahitlik yaptırtamazlar, kişileri bir şeye şahit edemezler. Hele meditasyon gibi şeyler, hele onlar, tamamen heykel tanrı üretirler! Düşünmeyin, serbest durun, her şeyi unutun diye, diye… Kişi böyle yapınca rahatladığını sanar; yani ona ameli hoş gösterilir. Rahatlayıp her şeyi unutan, çok normaldir ki Allah’ı da unutur. O zaman Allah da onu unutur. Düşünmeden Allah bulunur mu, mümkün mü? Dikkat edin, tasavvuf çok somuttur! Sizi ne bu dünyadan koparıyorsa, bilin ki o yanlış bir tasavvuf yöntemidir. Bizzat bakıp gördüğünüz şeylerden sizi koparan, sizi hayale, somut olmayan bir şeye sürükleyen yanlıştır. O yüzden Halife efendimiz diyor ki; ben görmediğim Allah’a inanmam! Demek ki İslam’da her şey somut! Kur’an’ın bir ismi Furkan’dır, ayırt edendir değil mi? Somut olmayan şey ayırt edilir mi? Demek ki, o kadar somut! Çok somut olduğu için Furkan Hakk ile batılı, “A” takdimi ile “B” takdimini ayırıyor. Bunu hızla ayırana da Faruk denir. Hazreti Ömer radıyallahu anh, o yüzden, Allah’tan Faruk ismini almıştır; Hakk ile batılı hızla ayırdığı için adı Faruk’tur. Çok hızla ayırdığı için Faruk! Bu iş bu kadar somut! Dolayısıyla, sizi ne bu dünyadan koparıyorsa o yanlış bir yöntemdir. İslam (tasavvuf) çok somuttur, sizi hayattan koparmaz. Salâtta onun için gözünüzü kapatmazsınız. Çünkü salâtınız bu dünyayla ilgilidir. “Gözümü yumunca daha sağlam bir huşu buluyorum” düşüncesi yanlıştır. Hem huşu bulamazsınız hem de yaptığınız yanlış olur. Huşuyu gözünüz açıkken buluyorsanız doğrudur, kapatınca değil! Gözlerinizi tesbihat yaparken kapatabilirsiniz, olabilir. Ama iyisi gözünüz açıkken başarmaktır. Çok gürültülü bir yerde ve gözünüz açıkken aynı derecede başarıyorsanız bu daha iyidir. Başaramıyorsanız, konsantre olabilirim diyeceğiniz sessiz bir yer de olur. Ama salâtta bizzat gözümüzün açık olma sebebi, bu dünyadan kopmanın yasak olmasıdır. Bu dünya önemlidir! Önemli bir zatın, evinde çok gürültü var ve gürültü yüzünden bazen evdekilere “biraz sessiz olun” falan diyor. Ama salât ikame ederken çoluk çocuk, o gürültü yine var, hiç sesini çıkarmıyor. “Efendi, normal zamanda bizi hep uyarıyorsun, ama salâttayken hiç uyarmıyorsun” diyorlar. “Salâtta sizi duymuyorum” diyor. Gürültünün içinde ama gürültüyü duymuyor. İnsanlardan uzak kalmak çok önemlidir, ama bu insanlardan uzağa gitmek değildir. Bizzat insanların arasındayken onlardan uzak kalmaktır. Yani insan diye bir güç ve bir müstakil varlık iddia eden bakış açısından uzak kalmaktır. Bunu fark etmeyenler, insandan uzak kalacağım diye uzakta durur, ama hep insanları özlerler.
İSLAMİYET’TEKİ 2 TÜR ŞEHADET
Şehadet Dini İslamiyet’te çok önemli iki şehadet vardır: 1) “B” İlmi’yle şahitlik. 2) Ehadüs Samed İlmi’nin şahadeti. Şahit olunmadan bu ilimlere sahip olunmaz. Bu iki şahitlik iki ilimdir; bunlar bizzat şahit olunarak, müşahedeyle elde edilir! Kişi B sıfır noktasında “Eşhedü en la ilahe İllallah ve eşhedü enne Muhammeden AbduHU ve RasuluHU” der ve ilk şehadetini deklare eder. Bu “B” ilmi’yle şahitliktir. B sıfır noktasındaki bu şahitlik “Eşhedü en la ilahe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu”dür, bu şahitli��in ilmi ise “B” İlmi’dir. Bir de El Ehadüs Samed İlmi ve şehadeti vardır. Bu ilme girenin müşahedesinin şehadeti; “Eşhedü en la ilahe illallahul Ehadüs Samedullezi lem yelid ve lem yûled ve lem yekûn lehu küfüven ehad”dır. İlk şehadetteki “Abduhu ve Rasuluhu” kelimeleri bu şehadette yoktur. Çünkü bu şahadette kul yoktur, Ehadüs Samed İlmi’nde kul kalkmıştır. Kul kalktığı için yoktur. Kul kalktığında Rab da kalkar. Rab, kul varken vardır. Kul bu hale nasıl ulaşır? Tanrılıktan kurtulma çalışmalarıyla tanrılık iddia eden “BEN”den kurtulur, durum tespiti yapan “BEN”le yaşamaya başlar ve devam ederse “B” İlmi’nin şehadetini yaşıyor olur. Bu şehadet, B sıfır noktasının idrakıyla “BEN” demekle başlar. İlerlenirse bu “BEN” de yok olur. İşte bu “BEN”in yok olduğu şahadet Ehadüs Samed İlmi’nin şehadetidir. Ehadüs Samed İlminin şehadetinde o “BEN” bitiyor. Devam ederse hala o “BEN” var demektir ki o Ehadüs Samed Şehadeti olmaz. Hatırlarsanız, “B” idrakıyla “BEN” takdiminin olduğu yere “yasal yanlış” demiştik. Yanlış ama yasal! Neden? Daha ilerisi, daha doğrusu olduğu için! “B” hayatına girerken o idrakla “BEN” diyeceksiniz ki ibadet yani kulluk başlasın, kulluk yaşansın. Sonra eğer sizde Ehadüs Samed İlmi’nin şehadeti dilenilmişse yasal yanlış da kalkar. Şirk-i Hafi’den tam kurtuluş budur, tam kurtuluş yasal yanlışın kalkmasıyla yaşanır.
GÜZEL TEK ŞEYDİR; HAKK’TIR.
ÇİRKİN TEK ŞEYDİR; BATILDIR

Bu yolda kavramları ve kavramların yerlerini çok iyi bilmek gerekiyor. Esma dünyası “B” Takdim Formu”nun olduğu yerdedir, esma dünyası orasıdır. “A” Takdim Formu”nun olduğu yer esma dünyası değildir. Böyle söyleyince, şöyle sorular oluşabilir: “A” Takdim Formu” yaşantısındaki manalar esma manaları değil mi? Evet, onlar da esma manaları, ama “A” takdimiyle “BEN” diyen kişi onları bırakmıyor ki esma manası olsunlar. Sahip çıkıyor, iddiada bulunuyor “onlar benim” diyor. Rabba sahip çıktığı gibi esmalara da sahip çıkıp onları kendisi tarif ediyor. Onun esma tarifleri aslında ötede beride uzakta bir şey tarif ediştir. O tariflere dikkat edin, tanrılık içerdiğini görürsünüz. Ötede uzakta bir esmayı tarif vardır, seyrettiği uzağındaki bir şeyi tarif ediyordur. O tarifi yapan “A” Takdim Formu”ndadır. Eğer uzakta seyrettiği bir şeyi tarif etmiyor da, bizzat o şeyse, işte o zaman kişi esma dünyasındadır. Esma dünyası o hali yaşayanın yaşantı alanıdır ki o hal “B” Takdim Formu” içerisindedir. B noktasından itibaren, İhlâs Hayat Döngüsü’nün içi Esma’ül Hüsna dünyasıdır. Onlara neden “esma’ül hüsna (güzel isimler)” deniyor? Başka isimler çirkin, O’nun isimleri güzel gibi bir anlam çıkarmayın. Allah indinde güzel ve çirkin sadece şudur: “A” Takdim Formu” çirkindir, bu kadar! Kim Allah’ı örtüyorsa çirkindir, çirkin budur. B noktasından itibaren durum tespiti yapan ise güzeldir. İhlâs Hayat Döngüsü’nde yerini bulmuş hayat güzeldir. Güzel aslında “akıl” demektir, “ilim” demektir. Güzel, Allah Ahlakı’nın bir başka bakış açısından tanımıdır. Bu yüzden güzel, “A” Takdim Formu”nda tanrılığını ilan etmişlerin, tanrıları kıyaslayarak oluşturdukları makamlar değildir, onunla perdelenmeyin. Eğer “Allah güzeldir, güzeli sever” sözünü tanrıların oluşturdukları makamlar gibi sanarsanız, bu ilimle ilgileniyor bile olsanız hala “ötede bir şeye inanıyor” olursunuz, güzel mefhumunu hala tanrılar arasındaki manayla değerlendiriyor olursunuz. Güzel tek şeydir; Hakk’tır. Çirkin tek şeydir; batıldır. Demek ki gerçekte esma’ül hüsna İhlâs Hayat Döngüsü içerisindeki esmalardır. Orada oldukları için onlar hüsnadır, güzeldir. Esma’ül Hüsna’lar orada oldukları için güzeldir, ilim oldukları için güzeldir.
“ALLAHU RABBÜL ALEMİYN” DERKEN
SESLENDİĞİMİZ ALLAH SAYISI SINIRSIZ,
MANASI SONSUZ ÂLEMLERİN RABBİDİR

Esma’ül Hüsna’ların hepsi birer âlemdir de. Rab o âlemlerin rabbidir ona Rabbül alemiyn diyoruz. Esma’ül Hüsna’ların hepsi birer âlemdir. Esma’ül Hüsna’lar bir kompozisyon oluşturdukları zaman, oluşan her birim de bir âlemdir. Esma’ül Hüsna’lardan meydana geldiği için oluşan her yeni birim de bir âlemdir. Bu durumda sonsuz manada, sınırsız sayıda âlem var demektir. Çünkü Esma’ül Hüsna’ların manaları sonsuz, sayıları sınırsızdır. Bir de onların terkiplerini düşünün; sonsuz ve sınırsız terkipler… Demek ki sayısı sınırsız, manası sonsuz âlemler… “Allahu Rabbül alemiyn” derken seslendiğimiz Allah işte o âlemlerin Rabbidir.
Esma’ül hüsna dünyası tamamen Rab şemsiyesinin altındadır. Bu nasıldır, Rab Şemsiyesi ne demektir? Esma’ül hüsna ilmini, âlemini çalıştıran bir elektrik olduğunu düşünün, o Rab’tır, o nur Rab nurudur. Esma’ül hüsnaları Rububiyet Nuru döndürür, onları o nur çalıştırır ve onlardan terkipler, montajlar yapar. Bu terkipleri, montajları neye göre yapar? Mana âleminde ne dilenilmişse ona göre! Esmaül hüsnalar İhlâs Hayat Döngüsü’nün fiiller âlemidir. Mana âleminde ne dilenilmişse ve o dilenenlerden hangisi kesret âleminde vücut bulsun istenmişse, onun Hakk olduğu, Hakk olarak yaratıldığı yer Ef’al âlemidir. Bu yüzden burası Hakk’tır; mana âleminde dilenen mana burada karşılığını bulur, hakkını bulur. Neyle? Rububiyet Nuru’yla. Rububiyet nuru, mana âleminde ne dilenilmişse onun oluşması için Esma’ül Hüsna’ların montajını sağlar, böylece onların Hakk olmasını sağlar.

HİSSETMEK VE MUHTARİYET -113-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.