DOLAR 18,6379 0%
EURO 19,6041 0.41%
ALTIN 1.068,200,65
BITCOIN 313325-0,85%
Afyonkarahisar

KAPALI

06:35

İMSAK'A KALAN SÜRE

Aziz Aslan

Aziz Aslan

06 Aralık 2022 Salı

NE OLUYOR BİZE?

NE OLUYOR BİZE?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Böyle bir konuyu yazmak istemediğim halde 2018/ Kasım ayında yazmıştım. Basına da yansıdığı haliyle hafta sonu ilimizde taciz edilen kızların bir işyerine sığınması ve tacizcilerin yanlış yaptıklarını söyleyen gönüldaşımızın 36 yaşında, 3 çocuk babası oğlunun 8 bıçak darbesiyle öldürülmesi hepimizi derinden üzdü. Neme lazım demeden fedakarca mazlumun yanında olarak hayatını feda eden gencimize rahmet diliyorum. Keşke bu üzücü olaylar bitse de bizde yazmasak.
Hayatımızı olumsuz etkileyen ve düzeltilmesinde acilen fayda gördüğümüz konuları çözüme katkı sağlamak adına paylaşıyoruz. Yaralarımıza parmak basıyoruz.
Üzülerek belirmeliyim ki, bu konuda ilimizin karnesi iyi değil. Bunu ben uydurmuyorum, emniyet kayıtlarımız da durumu doğruluyor. Yaşanan vukuatlar ortada. Gencecik çocuklarımızda bıçak merakı artmaktadır. Beline soktuğu kocaman bıçakla, akşam evine gitmekte olan tanımadığı diğer bir gencin boğazına bıçak dayayıp tehdit ediyor.
Bu şekilde neyi halledeceğiz? Böyleleri yüzünden sokaklar güvensiz hale geliyor. Kızlarımız ve gençlerimiz sokağa çıkmasınlar mı?
Evinden çıkarken nüfus cüzdanını unutan ama bıçağını unutmayan insanların yoğun olarak yaşadığı bir şehirde huzurun ve güvenin tesisinin ne kadar zor olduğu malumdur.
Değerli dostlar; Bunlar, eğitimsiz toplumlarda görülen arzu edilmedik hallerdir. Aile ve öğretmenlere büyük iş düşmektedir. Okul demek sadece not demek değildir. Topluma faydalı insan yetiştirmek öncelikli ve vazgeçilemez görevimizdir.
Emniyet mensuplarımızın bu konuda çaba sarf ettiklerini biliyoruz. Kendilerine teşekkür ederiz. Onların gayretlerine bizler de çevremizi bilinçlendirip, kamuoyu oluşturmakla katkı sağlamalıyız. Konuyu ciddiye almalıyız. Ülkemizin her tarafında benzer üzücü olaylar yaşanıyor. İnsanın gazete okuyası, haber dinleyesi gelmiyor.
Yasalarımızda bu tür suçlara verilen cezalar da ağır ve caydırıcı olmalıdır. Her şeyden önemlisi Allah ve ahiret korkusu olan, vicdanlı insanlar yetiştirmeliyiz.
Lütfen daha duyarlı olalım. Emniyet ve güven yoksa, huzur da, başarı da olmaz.
Emniyet güçlerimize yardımcı olalım. Toplum huzurumuzu hep birlikte sağlayalım.
Eli bıçaklı insanların şehri olarak anılmayalım. Her an kavgaya hazır olan değil, sokakta gülümseyerek tanımadıklarına dahi selam veren insanların yaşadığı şehir olalım.
Kavgasız, bıçaksız, silahsız huzurlu günler dilerim.

Devamını Oku

TRAFİĞİMİZ BU ŞEHRE YAKIŞMIYOR

TRAFİĞİMİZ BU ŞEHRE YAKIŞMIYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu konuyu gündemde tutmak için yılda bir defa yazıyoruz. En son on beş ay önce yazmışız. Bu süre zarfında ciddi bir gelişme olmadığından tekrar hatırlatalım istedik.
Hepimizin bildiği gibi şehrimiz ülkemizin en kavşak noktasındadır. Kuzeyden güneye, doğudan batıya bütün şehirleri birbirine bağlıyoruz. Komşu yedi ile direk karayolu açılımı olan tek il ve demiryollarında bölgeyiz.
Termal, mermer, gıda, toprak gibi lokomotif sektörlerde öncülüğümüz var. Hızla tanınıyor ve büyüyoruz.
Bu güzelliğin yanında yıllardır trafik problemimizi çözemediğimizi kabul edelim.
İnanmayan varsa akşam saatlerinde bankalar caddesi başta olmak üzere ana caddelere aracıyla çıksınlar, görsünler.
Kendimizle beraber dışarıdan yoğun olarak gelen misafirlerimizin şehir içi trafiğinde çok zorlandıklarına şahidiz.
Afyon’daki sürücüler isterlerse bütün ara yollardan çıkıp sağa, sola, karşıya istediği yöne gider ve trafiği alt-üst edebilir. Hatta ters yola girer, ikaz edince de “eee ne var bunda” der gibi tepki gösterir. Bize yakışmayan şeyler.
Örneğin şehrin göbeğinde Bankalar Caddemiz var. En işlek caddemiz. Buraya çıkan ara yolların hepsinden sürücüler istedikleri yöne gitmek için trafik canavarı oluyorlar. Trafik Komisyonu da fırsat veriyor. Hiç bir çıkışta sağa veya sola dönüş yasağı yok. Adam çıkışta sağa dönse yirmi metre sonraki ışıktan rahatça ve nizami bir şekilde dönüp gelecek. Ama 20 metre gitmemek için uğraşa uğraşa sola girmeye çalışıyor. Trafik alt-üst. Arkasındaki araçlar kuyruk. Tabi orada sola dönüş yasağı levhası da yok.
Bankalar Caddesi sadece bir örnek. Şehrin bir çok yerinde durum farklı değil. Yetkililer kusura bakmasınlar kural koymamak için görmezlikten geliyorlar. Bırakın şehirleri, ilçelerde bile her isteyen istediği yere araç sürme yetkisine sahip değil. Ama Afyon’da her şey serbest.
Sayın yetkililer; Hiçbir şey yapamıyorsanız PTT ile ayakkabı tamircileri arasından, Otel Soydan aralığından, Ziraat Bankası aralığından, Numan Usta Lokantası’nın aralığından Bankalar Caddesi’ne çıkışlarda sola dönüş yasağı koyun ve en işlek caddede trafiği işletin kazaları da önleyin. Sadece dört tabela bu iş için yeterli.
Bir diğer sorun, şehir dışından gelen araçlar dolaşıp duruyorlar. Kaldırım kenarlarındakiler haricindeki kapalı otoparklara yönlendirme levhaları yok veya yetersiz. Sanki dışarıdan gelen misafirleri istemiyor gibi bir halimiz var. Bir an için kendinizi şehri bilmeyen birisi olarak kabul edin ve Ankara yolundan girip, çarşıda bir yere park edip, yemek yiyip, alış veriş yapacaksınız. Yüksek ihtimal şehre girdiğinize pişman olursunuz.
Bana göre trafik konusu ciddi olarak masaya yatırılmalıdır. Biraz zor görünse de şehirde yaşama bilincini insanımıza öğretmeliyiz.
Yazılanlar hoşunuza gitmeyebilir ama bunlar gerçek. İspatı da işte orada: Caddeler, sokaklar.
Kazasız günler dileğimle…

Devamını Oku

KÖYLERİMİZ (2)

KÖYLERİMİZ (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçen hafta köylerimizin durumunu yazmıştık. Şimdi aynı konu başlığında köyleri yaşanabilir hale getirmenin yollarını konu edelim.
İnsanların bir yerde yaşayabilmeleri için onları orada doyurmalıyız. Doyuramazsak başka yerlerde ekmek ararlar ve göç ederler.
Tarım politikalarını köylerde yaşayan insanları mutlu edecek şekilde kalıcı ve üretim artırıcı şekilde düzenlemeliyiz.
Ülke tarımının sorunlarının çözümü bağlamında öncelikle yaşanabilir bir köy üretmeliyiz. Okulu, sosyal alanları, yolu, suyu olan , mutlu insanların olduğu köylerimiz olsun.
Girdi fiyatlarını düşürüp işlenmeyen bir karış toprağın dahi kalmadığı, bilinçli bir tarımla üreticiyi üretmeye hevesli hale getirmeliyiz.
Eğer araziler işlenemiyorsa, işlenenlerde üreticiye kar ettirmiyorsa yerimizde sayıyoruz demektir. Millet olarak bu problemi çözmek zorundayız. Toprağın dili tarımdır.
Devletimizin ürün ve üretim planlaması ile bunu yapabiliriz. Hangi ürün nerede ve nasıl üretilmeli? Çiftçi eğitim merkezleri kurmalıyız. Teknolojiye uyumlu gençlerimizi bu konuda hızlıca eğitmeliyiz. Üretimin devamlılığını ancak böyle sağlarız. Çünkü şu an köyde ziraat yapanların büyük kısmı orta yaş üstü. Yakın gelecekte onlarda yapamayacağına göre kim yapacak bu işleri? Gençler ziraat yapmak istemiyor. Daha doğrusu köyde yaşamak istemiyor. Çünkü gelecek görmüyorlar.
Bu konuda ciddi planlamalar yapılmalıdır. Milli eğitim, tarım ve şehircilik bakanlıkları birlikte çalışmalıdırlar.
Köylerin cazibesini ve üretimi artıracak tesisler yapılmalı. Sanki devlet köyleri boşaltmak istercesine il, ilçe, kasabalara dahi Toki evleri yapıyor. Zamanında köylere deprem evleri yaptık. Oturulmuyor. Çünkü köylü ekmek kapısı ahırından , samanlığından uzak yaşayamaz. Devlet köye tesis yapacaksa önce üretimle ilgili yapmalıdır. Öncülük yapmalıdır. Örneğin lavanta , kekik gibi yağ bitkilerini işleyecek tesisleri bu bitkilerin üretimine uygun bölgelerde teşvik edip yaptırabilir. Alternatif ürünlere öncülük yapmalıdır. Bunların sürdürülebilirliği olmalıdır. Gıda krizi derinleşecek gibi görünüyor. Geç de Tarım kentlerini kurmalıyız.
Çiftçi eğitiminden bahsettik. Bakınız Afyon tarım şehri ancak Ziraat Fakültesi yok. Tarım lisesi kurulması için Milletvekilimiz sayın Mehmet Taytak beyin girişimleri var. Tarımı kıymetlendirirsek bununla ilgili okulları da kıymetlendiririz.
Yanlış yatırımlardan da kaçınmalıyız. Onun yerine denetimi yapılmak kaydıyla arıcılık merkezleri ve arı istasyonları kurulabilir. Özel ve yöresel ürünlere has kasaba pazarları desteklenebilir. Özel ürünlerin üretiminde insanlarımızı uzmanlaşmalıyız.
Kısacası üretemezsek ve köylüyü doyuramazsak hepimiz açız.

Devamını Oku

KÖYLERİMİZ

KÖYLERİMİZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye sanayileşmekte olan bir ülke olmasına rağmen tarımsal üretimini de geliştirmek zorundadır. Çünkü nüfusumuzun ciddi bir bölümü hala kırsal kesimde yaşamaktadır. Böyle de olmalıdır. Köy ve kasabaların cazibesini artırıp yaşanabilir hale getirmeliyiz. Buna insanları doğduğu yerde doyurmak da diyoruz. Bunu başarabilirsek en azından kendine yetebilen oluruz. Salgın döneminde de tarımsal üretimin önemi anlaşıldı ve ihtiyaç artarak devam ediyor.
İlimizde de nüfusun yüzde 34 ü il merkezinde yaşarken yüzde 66 sı köy, kasaba ve ilçelerde yaşamaktadır. Yani il olarak tarımı ihmal edemeyiz. Zirai üretimi artırmalı ve köyleri yaşanır hale getirmeliyiz. Bunun çok değişik yolları olabilir.
Öncelikle köylerden göçü durdurmalıyız. 500 dönüm arazisi olan bir ailenin genci de şehre gelip asgari ücretle iş arıyor. Neden çünkü köyde çocuklarının okuyacağı okul yok, sosyal alan yok. O genç kendini değil, çocuklarını düşündüğü için şehir istiyor. O zaman köylerimizi genç ve çocuklarımızın ümit kaynağı haline getirmeliyiz. Oraları cazibe merkezi yapabiliriz.
Okul deyince, köylerimizdeki okulları kapattık, ailesi köyde oturan öğretmenlik mezunlarını vekil olarak okulu açık başka köylere git-gel yaptırdık. Okulu kapanan köy çocuklarını da ilçeye veya kasabaya taşırken kazalara kurban ettik. Milli eğitimden gelen haberlere göre bu olumsuz durumdan dönülmeye başlandığı yönünde. Bu gecikmiş de olsa sevindirici bir durum.
Köylerin durumuna dönersek; İlk önce kırsaldaki göçü durdurmalıyız. Kırsalda bir köy çocuğu olarak doğup büyüdüğüm köyün 100 haneden 30 senede 20 haneye 500 kişiden 60 kişiye nasıl düştüğünü biliyorum. Biliyorum ki aslında insanlar kendini maceraya atıp, bilmediği memleketlerde iş arayıp mekan tutmaya mecbur kalmasa gitmez.
Ayrıca şehir kültürünü özümseyinceye kadar yıllarca çaba sarfedilmektedir. Bir kısmı köyde, bir kısmı şehirde yaşamak zorunda kalan parçalanmış aileler. Özellikle de şehirde mutlu olamayan köyde tek başına yaşamak zorunda kalan yaşlılar. Bunlara benzer daha birçok problem saymak mümkün.
Köylerimizin mevcut durumunu özetleyip sonraki yazılarımızda önerilerimizi de siz değerli dostlarla paylaşalım İnşallah.

Devamını Oku

MESLEKİ KURULUŞLAR

MESLEKİ  KURULUŞLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Demokrasinin gereği derken o kadar mesleki kuruluş çoğaldı ki ; Birlikler, odalar, borsalar, vakıflar, dernekler, kooperatifler diye başlıyor. Partiler, Sendikalar, belediyeler, muhtarlıklar diye devam ediyor. Daha da çoğaltmak mümkün.
Demokrasi elbet gerekli. Ancak sonuçları bu kuruluşların üyelerine olumlu yansıyor mu ona bakmak lazım.
Mesleki kuruluşlar, üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak, problemlerini çözmek için kuruluyor.
En son Tabipler Odaları Birliği’nde görüldüğü gibi bu çok tartışılır bir durumdur. Elbette birkaç kişinin yaptığı densizlik yüzünden üyelerin tamamını töhmet altında bırakmayacağız.
Meslek oda seçimleri yeni bitti. Adaylara önerilerimizi dostane şekilde belirtmiştik. Görevimizi yaptık. Sanırım faydalı da olduk. İşin başındayken seçilenlere de ışık tutalım dedik.
Ancak görünen o ki; insanlar büyük oranda üyesi olduğu odanın çalışmalarından memnun değil. “Biz odamıza karşı bütün görevimizi ve yasal ödemelerimizi yapıyoruz, odamız bizim için hiç bir şey yapmıyor. Sıkıntılarımız çözülmüyor. Bizim ödediğimiz paralarla yurt dışı, yurt içi geziyorlar. Yanlarındaki bazıları da defolu olan üç beş kişiyi memnun ediyorlar ve o defolular oraları geçim kaynağı yapmışlar. O makamları siyaset aracı olarak kullanıyorlar. İnsanlara tepeden bakıyorlar. Sürekli övünüyorlar. Birçoğunun da ağzı bozuk. Temsilde sıkıntı var.” diyorlar.
Benim de şahsi düşüncem; Bu makamların hepsi gelip geçici ve vebali ağır makamlar. Göz açıp kapamadan bitecek olan süreyi faydalı çalışmalarla doldurun. Günü gelince yüzünüzün akıyla, iyi iz bırakarak teslim edin. Koltuğa da yapışıp kalmayın. İnsanlar ya da bu kurumlar size ölünceye ya da mesela doksan yaşa kadar görev vermek zorunda değil. Makamlar sizi şımartmasın. Benliğinize yenilmeyin. Görevi bıraktığınızda da saygınlığınız ve itibarınız devam etsin.
Değerli dostlar; Yine belirtelim ki genelleme yapıyoruz. Hiç kimseyi kastetmiyoruz. Yarası olan gocunsun ve üzerine alınsın. Hem de acilen alınsın. Alınsın ki belki muhasebeye vesile oluruz.
Özellikle odaların üst birlik yöneticilerinin bir elleri yağda, bir elleri balda olduğunu ben de gördüm. İnanın çiftlikleri gibi kullanıyorlar. İsraf almış başını gidiyor.
Tabi ki üst birlikleri de seçenler illerden giden üst kurul delegeleridir.
Son söz olarak; hem üst kurul delegelerini hak hukuk bilenlerden seçmek gerek, hem de bu kuruluşlarla ilgili özellikle harcamaları ve faaliyetleri ile ilgili yasal düzenleme yapmak lazım diyorum.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.