DOLAR 16,6398 0.67%
EURO 17,6358 0.56%
ALTIN 978,040,96
BITCOIN 348609-2,67%
Afyonkarahisar
16°

HAFİF YAĞMUR

13:12

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

“GİT-GEL”LER BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYOR? – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
14 Aralık 2017 13:36
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 14 Aralık 2017 Perşembe 13:36:21
 

– 52 –
Efendimiz (SAV)’in kader konusunda açıkladığı nedir, onun kader bakış açısı nedir? İnsan-30’a inanacaksın, İnsan-29 gibi yapacaksın. Efendimizin açıkladığı budur. Bunda bir ikilem var mı? İnanılacak şey de yapılacak şey de Kur’an-ı Kerim’den! Hüküm beşeri değil ve ikilem yok. Efendimiz’in hükmü bu: İnsan-30’a uygun inanacaksın, İnsan-29’un önerdiği gibi davranacaksın. Batıl Fırkalar bu idraktan uzaklaşmakla oluşan düşünce ve inanışlardır. Bu ayetlerden birine dayanarak diğerini görmezden gelip sapan idrak geçmişte vardı, günümüzde de vardır, yaygındır ve batıl fırkadır. Bir kişi İnsan-30’a dayanıp davranış ve fiil uydurursa bu sapmış fırkadır. İnsan-29’a dayanarak kader bakış açısı ve iman uydurursa o da sapmış fırkadır. Yanılma genellikle budur: Bir grup iman uyduruyor, diğer grup amel uyduruyor. Eğer Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Gunyetü’t Talibin adlı eserini okursanız, bu fırkalar orada detayıyla var.
“ALLAH VERİRSE OLUR” CÜMLESİ DOĞRUDUR,
AMA O İMANDIR. O İMANA GÖRE
FİİL UYDURUP “ÖYLEYSE ÇALIŞMAYA
GEREK YOK” DERSENİZ O YANLIŞTIR

Efendimiz (SAV)’in açıkladığı kader idrakını fark edenin, kabul edenin yaşarken ilişkilerini nasıl düzenleyeceğine çok dikkat etmesi gerekiyor. Allah’a yöneldiğinizde İnsan Suresi 30. ayete göre yönelecek ve konuşacaksınız, insana yöneldiğinizde İnsan Suresi 29’a göre. Bu karıştırılırsa olmaz. Yaşantı gereği iletişim içindeyiz, insanlarla ilişki kuruyoruz, konuşuyoruz. Eğer İnsan-30’a göre konuşursanız sistem bozulur. Hem söylediğinizi anlamazlar hem de sistemi bozarsınız, ayrıca bilginiz de gösterişe girer. Mesela İnsan-30’a göre konuşarak çocuk yetiştiremezsiniz. “Dileyen yok illa Allah” idrakını küçük çocuğunuza nasıl öğreteceksiniz? Günlük yaşantıda bu yüzden böyle sorularla çok karşılaşırız; “biz bu bilgiyi, bu gerçeği çocuğa nasıl vereceğiz?” derler. Nasıl mı? İnsan-29 dilini kullanarak! Orada onu kullanacaksınız. İnsanlarla ilişkilerinizde İnsan-30’a göre davranırsanız yanlış olur. Diyelim ki bir yerde bir ilim meclisi var ve bir arkadaşınızı oraya çağıracaksınız, ama “çağırsam mı çağırmasam mı?” diye düşündünüz. Sonra da “nasibinde varsa gelir, Allah dilemişse olur” dediniz. Bu yaklaşım İnsan-30’a göre fiil uydurmaktır ve batıldır. Bu davranış batıl fırkalara aittir, çünkü İnsan-30’a dayanıp fiil uydurdunuz, oysa o ayet iman oluşturmanız içindir. Siz o ilişkinizde İnsan-29’u kullanacaksınız. “Dileyen Rabbini seçer” ayetine göre davranıp, Rabbiniz ne demişse onu yapacaksınız. Mesela ezan okundu, İnsan-29 ayeti gereği seccadeye gideceksiniz. İnsan-30 ayetini davranış için kullanırsanız olmaz, o zaman seccadeye gitmenize gerek yok ki. Dileseydi seccadeye giderdiniz. Ama bu bakış davranırken yanlıştır. Davranırken, “Dileyen Rabbini seçer” ayeti gereği seccadeye gideceksiniz. Gittiniz, İnsan-30’a göre, o imanla “Allahuekber” diyeceksiniz. Tekbir’le birlikte hukuk değişti, çünkü Allah’a yöneldiniz. Şunu fark etmek gerekiyor ki bu iki ayet arasında bir çelişki yok! Tam tersine, beşer dışı, beşerin kavrayamayacağı bir bütün yapı var!
Müslüman toplumların çoğunu maalesef “İnsan-30”a göre davranmaya meyilli buluruz. Mesela “Allah verirse olur” deyip çalışmayı bırakmaya yatkın görürüz. Eğer kişi çalışmayı bırakmışsa, bu bakış yanlıştır. Dikkat edin lütfen, “Allah verirse olur” imandır ve doğrudur. Ama bu imanın yanına “çalışmamak” fiilini getirmek yanlıştır. “Allah verirse olur” cümlesi doğrudur, ama o imandır. O imana göre fiil uydurup “öyleyse çalışmaya gerek yok” derseniz o yanlıştır, o batıldır. İnanış doğru, o inanışa fiil uydurmak yanlış. Uydurmamalıyız. Kur’an bize “uydurmayın, ikisi de var” diyor: İnsan Suresi 29 ve İnsan Suresi 30. “Dileyen Rabbini seçer” yani İnsan-29 DAVRANIŞ BİÇİMİ’dir, “Dileyen YOK, illa Allah” yani İnsan-30 ise İMAN’dır. Bu ayetin ilk idrak meali “siz dileyemezsiniz Allah dilemedikçe” şeklindedir. Ama “La ilahe”yi yaşayan görür ki daha ileri meal budur: Ayrıca dileyen yok İlla Allah…
ABDÜLKADİR GEYLANİ’DEN BATIL FIRKALAR
Gunyetü’t Talibin’de Abdülkadir Geylani Hazretleri Efendimiz (SAV)’in kader bakış açısı olan FIRKA-İ NACİYE imanını şöyle tarif ediyor: Bütün yaratılmışlar Allah’ın arzusuna, kudretine ve dilemesine kalmıştır. Kulların hiçbir işte dahli yoktur, hepsi Allah’ın emrindedir. Fırka-i Naciye diye Abdülkadir Geylani Hazretleri bunu tarif ediyor. Batıl fırkaları da açıklıyor. Siz o fırkaların isimlerine bakıp onları geçmişte kalmış şeyler sanmayın, hepsi aynen günümüzde de var. O kitaptan tariflerle bir kaç tanesine bakalım. Kaderiye Fırkası: Bunlar kulların ma’siyetlerinde/günahlarında Allah’ın kaza ve kaderini kabul etmezler, ma’siyetleri bizzat kullara bağlarlar. Davranış biçimine göre iman uydurmuşlar. Bir başka fırka Mutezile’ye mensup Cibaliye Fırkası: Bunlar, kullar yaptıkları işlerin yaratıcılarıdır diye inanıyorlar. Günümüzde de eğer birisi böyle inanıyorsa bu fırkadandır. Bir diğer fırka Kaabiye Fırkası: Allah’ın duyan ve gören olduğunu kabul etmezler. Kulun yaptığı işte Allah’ın dilemesi o iş için verdiği emirdir. Yüce Allah’ın iradesi, Zatının fiilinden o işi bilmesidir, zora koşmamasıdır derler. Bakın bunlar insana serbestlik veriyorlar. Bütün bunlar orada BATIL FIRKALAR olarak anlatılıyor.
GİT-GELLER BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYOR?
İnsanlarla ilişkide İnsan-29’a göre, Allah’a yönelişte İnsan-30’a göre davranmalıyız; davranışta kural budur. Konuya tam oturmaz ama anlamaya yardım eder umuduyla bir örnek verelim: Bizler bir tiyatronun oyuncularıyız, hepimizin tiyatroda bir rolü var, bir de yönetmenimiz var. Ben tiyatroda bir öğretmeni oynuyorken rolüm sırasında rol arkadaşlarımla öğretmen gibi konuşurum değil mi? O anda işim odur. Gösteri bitti ve hepimiz yönetmenleyiz. Yönetmenle konuşurken de öğretmen gibi konuşursam ukalalık olmaz mı? O benim rolümdü, beni öğretmen yapan, nasıl öğretmenlik yapacağımı, ne söyleyeceğimi tespit eden o zaten. Gidip de yönetmene öğretmenlik taslamak olmaz. “Rolü yapışmış, rolünün etkisinde kalmış, rolünden kurtulamıyor” der. Mesela birisine polis rolü vermiş, gidip yönetmene polislik yapıyor. Olmaz! Yönetmenle konuşurken farklı konuşulur, yönetmene göre konuşulur. Mana anlaşıldıysa örneği silelim lütfen. Çünkü bire bir düşünüp de, Allah’ı ötede beride bir yönetmen gibi hayallemek, kişiyi tanrı inancına götürür. Önemli olan manayı anlamaktır. Demek ki, Allah’a yöneldiğinizde İnsan-29 idrakıyla konuşursanız, “Allahım, ayette dileyen Rabbini seçsin diyordun, ben de Seni seçtim” derseniz yanlış olur. Allah’a yönelişte “dileyen yok İlla Allah” idrakıyla yani İnsan-30 platformunda yönelmelisiniz. Ama bir arkadaşınızla konuşurken de öyle konuşursanız yine olmaz, bu sefer dünya sistemini bozarsınız. Karşındaki seni anlamaz, bir de yaptığın şey gösterişe döner ki o da farklı bir tanrılıktır: Karşısındakine had bildirmeye çalışan tanrı, ders vermeye çalışan tanrı, karşıdakinin yanlışını vurgulamaya çalışan tanrı olursunuz. İnsanlarla İnsan-29’a göre irtibat kurmak gerekiyor.
Bazen arkadaşlarımız soruyorlar: “Gün içinde bu ikisi arasında gidip-geliyoruz, bu hali doğal mı kabul etmeliyiz?” diye. Çok önemli bir şeyin altını çizelim; doğal kabul etmek ne demektir? Veya nasıl kabul etmek gerekiyor? Eğer siz gün içindeki o gidip gelmeleri doğal kabul ederseniz o kabul sizi bir yere götürür, doğal kabul etmezseniz bu da sizi bir başka yere götürür! O “gel-git”leri doğal kabul etmez de kurtulmaya çalışırsanız Rabbinize yönelir çok tövbeci olursunuz; “Allahım, İnsan-30. ayetinin farkındayım, beni bağışlayıver” dersiniz. Böyle yapmakla siz RASULULLAH (SAV)’in TÖVBESİ’ni fark etmiş olursunuz. Rasulullah (SAV) bir günah işlediği için tövbe ediyor değildi, işte siz O’nun tövbesini fark etmiş olursunuz ve öyle şeylere tövbe etmeye başlarsınız ki. O “git-gel”ler size doğal gelmezse, nihayet siz “tövbe edeni” de silersiniz. O halleri doğal kabul etmek sizi nereye götürür, onu da söyleyelim. O zaman haliniz, Anayasa’nın açığını arayıp oradan yararlanmaya çalışanların durumu gibi olur. “Yasada bir boşluk yakaladım, yürü üstüne” mantığıyla hareket edersiniz. Oysa biz neye talibiz veya neye talip olmalıyız?
O GİDİP GELMELER SİZİ ÇOK FARKLI,
ÇOK HOŞ, ÇOK TATLI BİR TÖVBEYE GÖTÜRÜR

Vera kelimesini hiç duydunuz mu? VERA. Vera sahibi öyle çok önemlidir ki… Vera, harama götüreceğine inanılan şeyden bile kaçmaktır, haramdan değil! “Bununla meşgul olmam yasak değil ama sonu haram olabilir” diye hassasiyet gösteren bir endişe halidir Vera! Müthiş bir şeydir Vera! İşte o zaman o gidip gelmeler size doğal gelmez! Doğal görürseniz zaten onu bir hakmış gibi sonuna kadar kullanırsınız ve şöyle bir tanrı üretirsiniz: Bazen İnsan-30. ayeti hatırlayan, ama hep İnsan-29’u sonuna kadar kullanan bir tanrı. Oysa İnsan-30 aklınızdan hiç çıkmayacak! O “git-gel” haline bir de şöyle bakalım: İki hal arasında gidip gelen ama bundan rahatsız olan kul aslında en önemli zikrullahı yapıyor demektir. O ikisi arasında gidip gelen kişi eğer tanrısından kurtulma gayretindeyse onun o hali önemli bir zikrullah halidir. Çünkü kafayı tanrıya takmak çok önemli bir zikrullahtır. 7/24 sürekli tanrıyla mücadele içinde olmak, “La ilahe”yi fiilde yaşıyor olmak demektir, siz o durumda fiilde “La ilahe İllallah” zikri yapıyorsunuz demektir ki en makbul zikir formudur. Tanrıyı gördükçe “yakaladım seni” deyip ona “La ilahe” diyorsanız, ona Kafirun okuyorsanız, ona fırsat vermiyorsanız, siz onun fonksiyonlarını yok ediyorsunuz demektir! Böyleyseniz, o gidip gelmeler sizi çok farklı, çok hoş, çok tatlı gözyaşları olan bir tövbeye götürür, Rabbinizden ikramdır o. Hazır o hale girmişken sessizce “La ilahe illallah” zikri yapmak da güzeldir: Diyorsunuz ki: Ey Allahım, ben senin ilmindeki suretim, ilahlığımı/müstakilliğimi ilan etmiyorum. İlahlığını ilan eden BEN’e “La ilahe” diyorum. La ilahe illallah, La ilahe illallah…. “La ilahe”yi müstakilliğini/tanrılığını iddia eden BEN’e söylüyorsunuz. “İllallah” derken “İlla Allah”ı ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Dilediğiniz kadar bu zikri yaptıktan sonra “La ilahe illallah, Muhammedün Rasulullah, Allahümme ente maksudiy ve rızake matlubiy” deyip bu idrakla yaşamaya devam ediyorsunuz. Bu zikir öyle önemlidir ki. Bazen zikir yapılan ortamlara su koyarlar ki su o nurdan, o enerjiden nasibini alsın, önemli bir forma girsin de o suyu içip yararlanalım istenir. Bir de bu ortamın tersini düşünün: Ya yanlış yerlerdeki sular?

HİSSETMEK VE MUHTARİYET -52-

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.