DOLAR 18,5862 0%
EURO 18,1923 0.01%
ALTIN 1.020,75-0,20
BITCOIN 368960-1,89%
Afyonkarahisar
12°

HAFİF YAĞMUR

12:57

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

AŞAĞILARIN AŞAĞISI YAZILARI – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
14 Mayıs 2018 13:24
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 14 Mayıs 2018 Pazartesi 13:24:26
 

– 3-
Kur’ân-ı Kerim’i her şeyi içeren kitap diye görmek yanlıştır. Bunun yanlış olduğunu bize âyet ve hadis söylüyor. Efendimiz (SAV)’e yahudiler gelip “Niye yeni bir şey için uğraşıyorsun? Ne varsa hepsi bizim kitabımızda var” diyorlar. Efendimiz (SAV) buyuruyor ki, “Kitaplarda olanlar Allah’ın ilminin yalnızca bir kısmıdır.” Demek ki kitapta bize lazım olan var. Yalnızca mü’mine, yani ahirete iman edene lazım olan var, insanlara lazım olan değil! Fâtiha ile FETİH kitapçığımızı okuyanlar görecektir, Kur’ân inanmayanın nefretini artırır, çünkü ona hitap etmiyor. O mü’mine rahmettir, hüdâdır; muhatabına göre yazılmıştır, bize hitap eder. Mü’minler Kur’ân âyetleriyle müjdeleşirler.
Hac Suresi 62 ve Lukman Suresi 30 âyetlerde bize Hakk ve bâtıl öğretilir. Oradaki “Hakk” için doğru, “bâtıl” için yanlış dersek şöyle bir mânâ çıkar: Allah Hakk’tır, doğrudur, dûnillah algı bâtıldır, yanlıştır. Kur’ân böyle öğretiyor: Dûnillah algıyla, Allah’ın dışı algısıyla müstakilen var ve muhtar zannederek isimlendirdikleriniz, dua ettikleriniz, çağırdıklarınız, kulluk yaptıklarınız bâtıldır. “Kulluk yaptıklarınız” ifadesini görünce “benim Allah dışında kulluk yaptığım bir varlık yok” deyip ayeti ötelemeyin. Ama böyle diyoruz, âyeti böyle düşünerek okuyup öteliyoruz. Ayetin kastettiği bu değil, âyet bunu söylemiyor. Eğer âyet böyleyse, siz “Allah’tan başka kulluk yaptığım bir şey yok” dediniz mi iş biter ve şu tasnif başlar: Bunlar savaş âyeti, şunlar ticaret, şunlar hukuk… Derken sana hitap eden âyet bulamazsın. Oysa hiç öyle değil! Eğer siz “dûnillah/dûniHİ” ifadesini doğru mânâda anlarsanız âyetin tam içine düşersiniz. Bu durumda âyet size der ki: Eğer ‘Allah’ın dışı var, ben de Allah’ın dışında müstakilen varım zannediyorsan, diğer varlıklara da o gözle bakıyorsan, hele de onlara tapıyorsan bu bâtıldır. Ayet bunu kime söylüyor? İnanan kişiye söylüyor! Çok dikkat edin, yalnız Allah müstakilen VAR’dır ve Hakk O’dur.
Efendimiz (SAV)’in açıkladığı Allah’ın ve sisteminin bir rozeti vardır: B. Bismillâhir rahmânir rahıym’in B’si. “B” konusunu özellikle Fâtiha kitapçığında oldukça detaylı paylaştık. Hac-62 ve Lukman-30 “Allah Hakk’tır” derken de “B” var: “Bi ennellâhe Huvel Hakk (doğru/Hakk olan Billâh’tır).” Bu âyetteki doğruyu anlayabilmek için ona “algı” olarak bakalım: Doğru olan Billâhi algıdır, yanlış dûniHİ algıdır. Ayet uyarıyor: Doğruyu, hakikati “B”ye ait ilmin içinde arayın ki o “B” Âmentü Billâhi’de ve Besmele’de kullandığınız “B”dir. Fark edelim, Kur’an’da “Dûnillahi” algının karşısında “Billâhi” vardır, “B” vardır. Hâl böyle olunca, bu iki algıyı kıyaslayarak Kur’ân’da geçen “B”yi anlamaya çalışalım.
Allah’ı hakkıyla bilmek, O’nu Hakk bilmek, dışı olmadığını önce duymak sonra bilmek, daha sonra da yaşamak, Billâhi anlamında iman kapsamındadır. Bu yüzden, “Allahım, senin dışın algısını reddederek, bu iddianın yalan olduğunu bilerek sana iman ediyorum” mânâsında “Âmentü Billâhi” deriz. Kur’ân “Âminû Billâhi” derken bizi bu gerçeğe davet eder: Böyle deyin, böyle iman edin, dûniHÎ idrakı reddedin, Hakk olan Billah’tır der. Öyleyse, Billâhi ve BiHÎ Hakk olup bu çerçevede iman edilmeli, dûnillah ve dûniHÎ bâtıl olup, bu sebepten reddedilmelidir. Kur’ân bizleri bu iman için uyarmaktadır:
“Ey iman edenler, (Billâhi anlamda olmak şartıyla) Allah’a, O’nun Rasûlü’ne, Rasûlüne indirdiği Kitab’a ve daha önce inzal ettiği kitaba iman edin. Kim Allah’a, O’nun Meleklerine, O’nun Kitaplarına, O’nun Rasûllerine ve Âhir Gün’e kâfirlik ederse, gerçekten uzak bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa-136)
Buradaki “Ey, iman edenler” hitabı şöyle anlaşılmalıdır: Ey, inanıyorum diyenler! Ey, inanmak üzere olanlar! Ey, inanmak isteyenler! Ey, inanmak için doğruyu arayanlar! Bu kapsamlardan birinde olana âyet doğru yol için sesleniyor: Âmentü Billâhi gerçeğini öğrenin ve öyle iman edin.
Âmene’r Rasûlü diye bilip sevdiğimiz, bağrımıza bastığımız, öpmeden, okşamadan, koklamadan uyumadığımız, bize Mirac hediyesi olan Bakara-285. âyet buyurur ki: “Er-Rasûl Rabbinden kendine inzal olana (Billâhi anlamında) iman etti. Mü’minler de böyle iman ettiler: Hepsi Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına ve Rasûllerine Billâhi anlamında iman etmiştir.”
Bir kaç cümleyle de olsa âyeti yakından tanıyalım ve konumuza taşıyalım: Sanki dışı varmış algısını reddederek Allah’a iman ederiz. Meleklerine, Kitaplarına ve Rasûllerine de O’nun dışında müstakil varlıklar olmadıklarını bilerek iman ederiz. Yani O’nun dışı, dışında bir alan ve orada da varlıklar düşüncesini reddederek, O’nda O’nun dileğinin sûretiyiz idrakıyla iman ederiz. Meleklerini, Kitaplarını ve Rasûllerini Allah’ın dışına taşımadan, Allah’ın dışında olmadıkları idrakıyla onlara iman ederiz. İşte Muhammedi Bakış’ın güzelliği ve lezzeti…
Bu noktada Ahseni Takviym’e atıfta bulunmak çok uygun olacaktır: İşte biz, “böyle diyeceğiz, böyle inanacağız” diye Rabbimize söz vermiştik: “Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden kendi zürriyetlerini çıkarıp, onları kendi nefslerine şahitlendirerek ‘Elestü Bi Rabbiküm; Bi Rabbiniz ben değil miyim?’ (dedi). (Onlar da kalu; ‘bela şehidna) evet, bilfiil şahidiz’ dediler. Kıyamet günü ‘Biz bundan gafildik’ demeyesiniz (diye).” (A’raf-172)
İnsanı Ahseni Takviym yapan bu hâldir. Bu olay Ahseni Takviym yapımızın başlangıcıdır, fıtratımıza işlenen bilgi budur, bu âyet o hâli anlatır. Dikkat edin, “Rabbiniz değil miyim?” sorusu bizi Âmentü Billâhi’ye davet eder tarzda soruluyor: Elestü Bi Rabbiküm (Bi Rabbiniz değil miyim)? Yani öyle bir Rabbinizim ki dışımda değilsiniz. Ey kullarım, Bi Rabbiniz olarak (Rabbinizin dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar olmaksızın) sizi yaratan benim. Şimdi soruyorum: Bu “B”ler Kur’an’da tesadüf mü? Hep dûnillah’ın zıddı olan yerlerde “B” var, bu tesadüf mü?
Rabbimiz bize “Ey kullarım, Rabbiniz dışında müstakilen var ve muhtar varlıklar olmaksızın sizi yaratan benim” deyince, böyle seslenince, “Bela şehidna (evet, bilfiil şâhidiz)” dedik, “Rabbimiz, müstakilen var ve muhtar olmadığımızı çok iyi öğrendik ve bu duruma şahid olduk” dedik. “Şâhidiz, öğrendik” dediğimize göre bize bu hakikati öğreten kim? Rab! Ahseni Takviym’i bize talim ettirdi, soruyor: Rabbiniz değil miyim? Bunu size öğreten, bunu size işleyen, sonra açılacak şekilde bu bilgiyi size veren (Bi) Rabbiniz değil miyim? Biz de; “Evet, bize öğrettin, öğreten sensin” diyoruz.
Bunu böyle diyenler olarak öyle dikkat etmeliyiz ki yaşarken başka öğreten ve öğretenler tanımayalım, o manaya gelecek işler yapmayalım. “Allahümme Ente Rabbiy” bu mânâda çok önemli bir sesleniş ve yöneliştir: Başka öğreten tanımam, yalnızca SEN! “Başka öğreten tanımam” diyorsak ona uygun da yaşamalıyız.
“Müstakilen VAR ve Muhtar” olmadığımızı öğrendik, “Rabbimiz, bu duruma şahid olduk” dedik. Bu şahitlik neden? Her şeyin hakikatiyle ortaya çıkacağı Din Günü’nde “müstakilen var ve muhtar” olmadığını görünce “bilmiyordum” demeyelim diye. O korkunç günde, o aziym günde “Biz bu gerçeği bilmiyorduk” demeyelim diye bir rahmet, bir lütuf olarak Rabbimiz bunları dünyadayken öğretiyor… Çünkü dünya hayatında insan kendini “dûniHİ algı” içerisinde bulur. Hakk olanın Billâhi hâl olduğunu Allah insanlara bildirmese ve insanın fıtratına bu bilgi işlenmemiş olsa, dûniHİ algıyı gerçek zannetmekten kurtulamazdık…
“Yasal yanlış” tanımını kullandığımız iki yer var. Bir dünya hayatının yasal yanlışı, bir de “B” halinin yasal yanlışı. “B”ye ait yasal yanlış, var göründüğümüz hale Biiznillah “BEN” demektir. “B” hâli olarak tanımladığımız Hakk Yol’daki yaşantının izin verilmiş yanlışı budur; Var Görünüş’ümüze “BEN” dememizdir. Dünya hayatının yasal yanlışı ise, hayata Esfele Sâfiliyn idrak seviyesinden başlamaktır. Bu da bir yasal yanlıştır. Farkı şudur: “B” halinin yasal yanlışını değerlendirilirse onu kullanarak ilerler ve Mukarrebun olabiliriz. Dünya hayatının yasal yanlışında, yani esfele sâfiliynde ileri gidersek haddi aşarak mütekebbir insan oluruz. Dünya hayatına esfele sâfiliynde başlamak, günah formatıyla başlamak günahkâr sayılmak demek değildir. Bu durumun günaha dönüşmesinin şartları ayrıdır, karıştırmayalım! Lütfen dikkat edin, esfele sâfiliyn Allah’ın saptırması değildir, bu yüzden yasal yanlıştır. Aksi halde ondan kurtuluş olmazdı. Kur’an böyle öğretiyor. Bu hakikati hristiyan inanışına benzetenler için söyleyeyim: Bunu hristiyan inancına benzeterek ötelemenin bir dayanağı yoktur. Hristiyan inancında hala doğru olan bazı şeyler varsa onları reddetmek Kur’an’a aykırıdır. Ayrıca, hristiyanlar sırf bunun hakikatini anlayabilseler tevhidi ve İslam’ı tanıyabilirler.
Maide Sûresi 48’de Efendimiz (SAV)e hitaben şöyle buyurmaktadır: “Sana da, kitaptan önünde olanı (daha önce nazil olan tüm vahiyleri) tasdikleyici ve onun üzerine müheymin (himaye edici) olmak üzere Hakk olarak kitabı inzal ettik.” Demek ki, Efendimiz (SAV)’den önceki doğruları da tasdik etmeliyiz. Peki, onun doğru olduğunu nasıl bilip anlayacağız? Doğru, Kur’ân ile bildirilenlere uyan bilgidir. Her bilgi ve iddia elbette doğru değildir.
Âdem aleyhis selâma yapılan bir uyarı var; Bakara-35, A’raf-19: “Şu şecereye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız) zalimlerden olursunuz.” Yaklaştı mı? Yaklaştı. Ve zalimlerden oldu.
Ta-Ha 117: “Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra şakıy (şâki) olursunuz.” Çıktı mı? Çıktı, şâki de oldu.
Bu yüzden başlangıcımızı Kur’ân böyle anlatıyor, çünkü insan hayata böyle başlıyor:
“Ve Âdem Rabbine asi oldu da saptı (şaştı, yaşayışı bozuldu).” (Ta-Ha 121)

Edep; Ya Hu-3-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.