DOLAR 18,5039 -0.02%
EURO 18,1433 -0.12%
ALTIN 987,780,00
BITCOIN 3571940,03%
Afyonkarahisar
25°

KAPALI

12:59

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

SEN TANRI MISIN? – 60-

ABONE OL
4 Eylül 2019 10:42
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İSLAMİYET DUA EZBERLEMEK DEĞİLDİR.
İSLAM, ÖRTÜCÜ OLMAMAK İÇİN
MÜCADELE EDEN HAYAT TARZIDIR
“Biz mürseliyni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak irsal ederiz. Bil fiil gerçeği örten kâfirler ise, batıl ile Hakkı kaydırmaya çalışıyor. Ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.” (Kehf-56)
O yapı uyarılıyor: Varlık iddialarını Allah’a ortak koşanlar, Hakk’ı batıl bir davranışla örtmek için, Hakk’ın gözükmemesi için çalışıyorlar. Ayetleri ve uyarıldıkları şeyleri eğlence edindiler.
“Hakk’ı batılla karıştırmayın. Bilip dururken Hakk’ı gizliyorsunuz.” (Bakara-42)
Bu ayetlerle ilgili iz süreceğiz. “Böyle şeylerle meşgul değilim” demeyin, o yapının izini sürün ve mücadele edin. Sizi normal hayatta varlığıyla Allah’ı örten yapan, gerçeği örtenler sınıfına sokan o yapının izine bir bakalım. İnsanda o iz olduğu için, sıra Allah’ı örtmeye gelince O’nu da örtüyor. Fark edin ve o yapıya ait her türlü davranışı önemseyin. Bu çok önemli bir hayat tarzıdır. Dikkat edin, İslamiyet dua ezberlemek değildir. İslam, örtücü olmamak için mücadele eden hayat tarzıdır.
ALLAH’I ÖRTEN YAPININ İZİNİ
HAYATINIZDA YAKALAYIN VE YOK EDİN
Gerçeği örten, Hakk’ı gizleyen neler yapar, bir bakalım. Onun sanki karşıdakini düşünüyormuş gibi kurduğu cümlelerin altında kendi arzuları gizlidir. Allah’ı örten yapının izini hayatınızda yakalayın ve yok edin inşaAllah. Yok ederseniz, Allah’la ilgili konuşurken örtmezsiniz. Diliniz “ben örtmüyorum” dese bile davranışınızla, fiillerinizle örtüp örtmediğinize bakın lütfen. Karşıdakini düşünüyormuş gibi davranışların altında tanrının kendi arzuları gizlidir. Örneğin, bir arkadaşınla yürüyorsunuz, yoruldun. Ona diyorsun ki yorulmuşsundur, dinlenelim. O öyle bir şey demedi. “Çok yoruldun, biraz dinlenelim” diyen sensin ve sen aslında kendi yorgunluğunu örtüyorsun. Ne kadar basit, ne kadar sıradan yerlere gizlenmiş bir iz değil mi? Ama örtenin (tanrının) izi bu. Bu davranış, o tanrısal fonksiyonun izidir. Böyle der, arkadaşını oturtur, ama ondan önce kendisi “ohh” der. Çünkü o istiyordu. Tanrı “ben yoruldum, siz de yorulduysanız oturalım mı?” demez. Gururu, kibiri, benliği müsaade etmez. O tanrının benliği böyledir. Onu yakalayın. İşte o örtücünün izi! Veya bir AVM’dedir, acıkmıştır. Yanındakilere “acıktıysanız bir şeyler yiyelim” der. Hâlbuki acıkan kendisi, acıkan sizsiniz. Ama “acıktım, bir şeyler yiyelim mi?” demiyorsunuz.Tanrı onu diyemez. Gururuna dokunur. O “acıktım” der mi hiç? Demez, gizler. Günlük yaşantıda yapmadığımız şeyler mi? Bu yüzden, sıra Allah’ı örtmeye gelince de aynı yapı bu sefer Allah’ı örter.
İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMIYORSAN,
YAŞADIĞINA İNANMAYA BAŞLARSIN
Başka bir özelliği: Günlük hayatta vaziyeti kurtarıcı yalan onun alışkanlığıdır, ânı kurtarmak için yalan söyleme alışkanlığı vardır. O an birine bir şey der, geçiştirir. Oysa hadiste Efendimiz (SAV) “Hayvanları bile elinde ot yokken sanki varmış gibi çağırıp kandırmayın” buyuruyor. Çünkü gerçeği örtüyorsun, elinde ot yok. Ne olur ki, bu bir hayvan demeyin. Senin gerçeği örten yanın gelişiyor, o yanınla Allah’ı da örteceksin demektir. Gerçeği örtme yanını yok etmen için bu öneri. Hadislere bu bakışla yaklaşan, nasıl farklı anlamları olduğunu görür, onun için hadisler hayata anlam katan bir iman haline dönüşür. Vaziyeti kurtarıcı yalan alışkanlığı tanrının en önemli ipucudur. Hayatınızdaki “ânı kurtarma, ânı atlatma” hallerine bakın. Hız yapan birini polis durdurdu. “Hızlı değildim, şöyle böyle” deyip bir sürü şey anlattı, polis de bıraktı. Polisi atlatıp kurtulduktan sonra “atlattık ama biz de hız yapmıştık ha” der. Bile bile gerçeği örtüyor. Günlük yaşantıda da böyle davranır. Sonuç onun açısından başarılıdır. Amacı tanrıyı fonksiyonsuz yapmak olan için o bir başarı mıdır?
Bu sahte ilah gerçeği örtmek için gerekçe üretmede uzmandır. Normal yaşantısında, insani ilişkilerinde süper gerekçeler üretir. Ve işin ilginç yanı bu ürettiği gerekçelere bir süre sonra kendisi de inanır, “hakikaten öyle” diye kendini inandırmaya çalışır. Önce inanmasa da bir süre sonra inanmaya başlar. Bu neyi getirir: İnandığın gibi yaşamıyorsan, yaşadığına inanmaya başlarsın halini getirir; yani inancın değişir. İnandığı gibi yaşayamayan, bir süre sonra yaşadığına inanır.
KARŞIDAKİNİN ANLAMASI
GEREKEN NEYSE ONA ONU SÖYLEYİN
Bir örnek daha verelim. Tanrı bilginin gizli olanından hoşlanır. Gizliyi sever. Gittiği dini toplantıda “kayıt yapmayın, not tutmayın, çıkınca kimseye söylemeyin” denilmişse bunu çok sever. O ortamı seven tanrıdır, böyle bir öneriyi yapan da tanrıdır. Çünkü insanların gizliyi sevme yanından yararlanarak iş önemli hale getiriliyor. Bu taktik, tanrısal hayatın çok önemli bir stratejisidir. Bu bir stratejidir, ama “B” yoluna ait olmayan bir strateji. Çünkü ayet Efendimiz (SAV)’e dedi ki “açığa çıkın, artık söyleyin, saklanmayın.” Tam tersini yapıyorlar. Dînî bir şey paylaşılıyor ama kimseye söylemeyin deniyor. Bunu bak bir sen biliyorsun, deniyor. Bu hal tanrıların hoşuna gider. Niye? Kendini özel, ayrıcalıklı hisseder. Yalnızca ben biliyorum hali bu yüzden hoşuna gider. Kendini özel hisseden yapı tanrılık iddia edendir, o işlerden o toplantılardan zevk alan odur. İzini sürün ve yok edin onu.
Tanrı şeffaf olduğunu sanar ama hep îmâlı yaşar, îmâlı konuşur. Bir arkadaşına bir şey der, arkadaşı “öyle dediğini anlamamıştım” deyince, “şöyle yapmıştım oradan anlasaydın ya” der. Hep îmâlı. İmalardan anlamanızı isteyen tanrıdır. “B” yapıda, saf olanda öyle şey olmaz. O zaman bu İzden de kurtulun. Ne demek istemişseniz onu deyin, karşıdakinin anlaması gereken neyse ona onu söyleyin. “B”nin saflığı bunu gerektirir. Ayette “andolsun onlara” denilen safların hayatı bunu gerektirir. Günlük yaşantıda bu izleri sürmezseniz ayette bahsedilen “saf” olamazsınız. Bu yolda gayret eder de bu izleri kendinizde yakalarsanız Kur’an size seslenir:
“De ki: Hakk geldi, batıl silindi, yok oldu, can çekişerek gitti. Muhakkak ki batıl yok olmaya çok mahkûmdur.” (İsra-81)
NASIL “SAF” OLACAĞIZ?
Yaradan “böyle deyin” diyor. Hemen deneyin. Söyleyin: Hakk geldi, batıl silindi, yok oldu, can çekişerek gitti. Muhakkak ki batıl yok olmaya çok mahkûmdur. “Bunu saf olup da diyeceğim?” demeyin, böyle düşünmeyin, hemen söyleyin inşaAllah.
Sahte ilahlar, gerçeği örtme yolunda sözde gerekçe üretme uzmanıdır demiştik, o paragrafın devamı gibi düşünüp bunları da ekleyelim: İşin acı yanı, onlar ürettikleri sözde gerekçelere önce kendilerini inandırmayı başarırlar, böylece amelleri kendilerine süslü gelir. Kişi yaptığı yanlışı bilir ama gizler. Ürettiği gerekçelerle artık o amel ona süslü gelir. Mesela “işte o da hak etmişti” der, “şöyle oldu, böyle oldu” diyerek kendisini düze çıkarmaya çalışır. Ama ayet onları böyle anlatır:
“İşte böylece kâfirlere kendi amelleri süslü gösterilmiştir.” (En’am-122)
Kâfir kelimesinin manasını yerine koyarak ayeti yeniden okuyalım: İşte böylece varlığını Allah’a eş ve ortak koşanlara amelleri süslü gösterilmiştir. Bu yüzden onlar hep kendisini haklı sanarlar.
“Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan saptırdı.” (Ankebut-38)
Şeytanı da gerçek manasıyla anlayalım. Şeytan sizin muhtariyet ilan eden, Allah’a eş ve ortak koşan halinizdir. Sizin o haliniz şeytandır. Ayrıca, sizin o yanınıza yardımcı olan şeytanlıkla görevli varlıklar da var. Ama onlar ancak sizin şeytan yanınıza yardımcıdır. Sizdeki ağa, diğerleri maraba. Şeytanlar sizdeki halin marabalarıdır. Sizdeki tanrılık ağadır, diğerleri hizmetçi. “Euzü”yü eğer hizmetçilerden korunmak için okursanız yetmez, idraken sizdeki ağa duruyorsa olmaz. Ağayı da kapsayan bir korunma istemeliyiz. Dolayısıyla, salâtta Fatiha’ya başlarken “Euzü billahi mineş şeytanir raciym” derken, idraken şeytanlığın marabasını da ağasını da kapsayan bir korunma istemeliyiz. Onu hayatta da fonksiyonsuz yapmamız lazım. Gereğini yapmamız lazım ki ondan korunabilelim. Bu yüzden ayet “Kur’an okumaya başlayınca euzü ile sığının” der. Bu öneri, “Kur’an’ı anlamaya başlayınca şeytandan, şeytanlıktan Allah’a sığının” da demektir. Sığınma, yalnızca marabalardan değil. Sizde bu işi bile bile örten yapıdan! “A” yapıdan da sığının, korunun. O yüzsüzdür. Yüzsüzün bir önemli izi de şudur: Her olayda kendini aklar, başkalarını haklar. Kendini aklar birilerini mutlaka haklar. Karşısındakini sindirmişse aklandığını sanar. O daima kendisini aklar. Yaşantınızda bunu da yakalayın, önemli bir izi de budur onun.
Bu izleri kendinizde, konuşma ve yaşantınızda, hatta düşüncelerinizde yakalar ve temizlerseniz, fonksiyonsuz yaparsanız “saf” olursunuz. O zaman ayet size der ki: “İşte bu saf kişilere andolsun, onlar ne muhteşemdir.” Saf yani havas olmaya çalışanların, daha ileri gidip safın safı (hassül havas) olmaya çalışanların bu idrak yolundaki dizilişleri ne muhteşemdir. İbadet için yan yana gelmişler var ya, saf olma arzusuyla o dizilmişler var ya, işte onlar ne muhteşemdir. Onların hali ne anlaşılması zor idrak halleridir; onlara andolsun. Ayette öğülen safları, bu saf olma halini şimdi Allah’ın izniyle nereye bağlıyoruz, bakın: “Allahümme Rabbe hazihidDa’vetitTammetivessalatilkaimeti, ati Muhammedenilvesiletevel fazilete veddereceterrafiatevebashuMakameMahmudaelleziyveadtehu, inneke la tuhlifülmîâd.”
Bu salâvatı biliyorsunuz, Rasulullah (SAV) Efendimiz öğretmişti: “Ezanı muhabbetle, hürmetle dinleyen, onu tekrar eden, sonra da bu salâvatı okuyana şefaatim şart olur.”

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.