RAMAZAN  İKLİMİ  GİDERKEN

RAMAZAN İKLİMİ GİDERKEN

Toplumumuz bu bereketi Ramazan’la sınırlamaz; üç aylar der. Üç aylar gelince, sanki farklı bir irade ortaya çıkar, bakarız ki insanımız bu süreçte birçok yanlışını ya geri dönüşsüz veya üç aylara mahsus terk eder. Ramazanda da bu devam eder. Bunu hep yaşarız. Çünkü insanımız bilir ki, Recep ayında ektiklerini Şaban ayında sulayacak, Ramazanda ise yüksek hem de çok yüksek bir bereketle, öyle ki dünya ölçekleri değil meleklerin ölçeklerinin bile yetmediği bir bereketle hasat edecektir. Rabbimiz buyurur: Orucun sevabını ben yazarım… Göğsümüzdeki iman nurunun sahibi olan Rabbimiz ve Rasulü (SAV) böyle öğretmiştir. Amenna!
İlk paragrafımızdaki “bereket” ve ” Recep, Şaban, Ramazan” kelimeleri için bir parantez açmak isterim.
İyi incelendiğinizde siz de göreceksiniz ki, dünyada her yıl yaşanmış yerel veya küresel sıkıntılar hep olmuştur; kasırgalar, depremler, hastalıklar, savaşlar, krizler… Ama özellikle son iki yıl, Covid-19 pandemisinin dünyayı neredeyse çaresiz bir gezegene dönüştürdüğü bir dönem yaşanıyor. Ülke olarak biz de bu gemideyiz ve bu süreçten en az hasarla, en az kayıpla nasıl çıkılır, bunun derdindeyiz. Zaten bu dertle dertlenmeyen bir kişinin vicdanının hür, kalbinin temiz olduğu düşünülemez. Bu hedefle yerel yönetimler ve merkezi yönetim olarak ülkemizde bir takım kararlar alınıyor. Unutmayalım ki riski sıfır olan bir karar alabilmek dünyanın hiç bir yerinde ve hiç bir döneminde mümkün olmamıştır. Yani risksiz karar alacağım diyen karar alamaz. Önemli olan geniş uzman ve paydaş görüşüne dayanan kararlar almaktır ki, bunu yapılıyor. Takdir edersiniz ki her bir kardeşimizi memnun edecek alınamıyor; buna yaşanan acılar ve sıkıntılar eklenince duygusallaşıyor, bazen sağlıklı düşünmekte ve büyük toplumsal fotoğrafı görmekte zorlanabiliyoruz. İşte iki yıldır bu koşullarda üç aylar bizi kucaklıyor, misafir ediyor, iman ve idrakımızı onarıp, geliştirip huzur verip gidiyor, hep olduğu gibi. Hani “bereket” dedik ya, işte parayla pulla hiç alakası olamayan bu bereketi görebilmeyi de lütfen önemseyelim. Elbette diğeri de önemli. Ama bir savaştayız ve bu savaştan en düşük can kaybıyla çıkmak hedefiyle esnaf, çalışan, üreten olarak, topluca her birimizin ekonomisini etkileyen, kararlar alınıyor. Ancak bütün Türkiye’nin nihayetinde geçici süreler için zorluğa göğüs gerdiği fakat sonucunda bir insanımızın da olsa canının kurtulduğu bir tablo bizdeki diğerkâmlık genini mutlu edecektir, bize onun bereketini yaşatacaktır. Biz teslimiyet ve tevekkül ehliyiz, biliriz ki; bu da geçer ya HU… Elbette bu günler de geçecek, akıllarda samimiyetle yapılan kalacaktır, yüreği büyük hasbi adımlar kalacaktır; yaparken zarafetle yapılan iyilikler kalacaktır.
Bilelim ki üç ayların gönül dünyamızda bıraktığı iz ve bereket, paraya tedavül edilebilecek bir zenginlik değildir. Bu bereketi yaşamamız için Efendimiz bize bu bereketin duasını da öğretmiştir: “Allahım, Receb’i ve Şaban’ı bize bereketli kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır (âmin).”
İkinci notum, Recep, Şaban ve Ramazan kelimeleri hakkında. Çok üzülerek söylemeliyim ki, özellikle yerli sinema sektörünün ürettiği bazı film ve dizilerde, Recep, Şaban, Ramazan gibi isimler yıllarca öyle dalga konusu yapıldı ki, Allah’ın “Recep benim ayım” deyişi, Rasulullah’ın “Şaban benim ayım” deyişi ile oluşan şeref ve onur “ti”ye alındı. Bu sebeple, günümüzde kimse bu isimleri bırakın çocuklarına koymayı, komedi filmlerindeki algı operasyonları nedeniyle ağzına bile alamaz hale gelmiştir. Ve ilginçtir, bizler müslümanlar olarak Recep, Şaban gibi isimlerle dalga geçen o filmleri, Allah’ın Mennan esmasını dizideki en düşük karakterli adama isim olarak veren dizileri gülerek, hatta reyting rekorları oluşturarak izledik, belki hala izliyoruz. Evet, manevi yönden acı sonuçları olabilecek bu yanlışı fark edelim diye yeri geldiği için açtığımız bu parantezi kapattık.
Önemli şeyler bu dünyada gizlidir. Mesela bir avuç altın tonlarca toprağa gizlenmiştir. İnsanlar da öyle yaparlar; servetlerini gizler, önemli bilgilerini şifreler… Ama İslam şeffaflık, kolaylık, ikram, kurtuluş ve huzur dini olduğundan hazineler gizlenmez, insana hoş ve kolay bir üslupla sunulur. Hatta o kadar sade ve sıradanmış gibi sunulur ki birçok kişi geçer gider de farkına varmaz. Mesela, Fatiha Suresi’nin nasıl bir hazine olduğu hadislerde öyle güçlü açıklanmıştır ama kaçımızın Fatiha okurken kimyası değişiyor bilmiyorum? Oysa birisi kalbinde rahatsızlığı olan birisine şu ilaç kalp için çok tesirli dese ve gerçekten öyle olsa o ilacı nasıl hızla temin eder ve nasıl yüksek bir umutla ve heyecanla ve özenle kullanırız… Aynı şekilde, lütfen üç aylar ve Ramazan ayı ile ilgili müjdeler veren hadisleri internetten tarayıp beş dakikanızı ayırın, daha okurken kimyanız nasıl bir huzur kimyasına dönüşüyor görün.
Ayet ve hadislerde verilen müjdeler, büyük filmin yani ölüm sonrası başlayacak ve yaşanacak hayat aşamalarının bir fragmanı gibidir. Bakın lütfen: İnanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek Ramazan ayını oruçlu geçirenin geçmiş günahları bağışlanıyor… Böyle o kadar çok, o kadar çok müjde var ki…
Ramazan ayının sonlarındayız; ateşten, azaptan, zulmetten, cahillikten, karanlıktan, sahtecilikten, riyakarlıktan, rol yapmaktan, görüntü vermek hastalığından yani şirkten kurtulmak için bu iklimin önemli ve spesifik bir dönemindeyiz. Öncelikle, bizi “Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun” ayetinin muhatabı kılan, Ramazan ve oruca muhabbetli bir kul olmamızı dileyen Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz, lütfen kabul buyur Allahım. Ramazan ve bu ay ile özdeşleşen Kur’an’ı kalplerimizin baharı, sadırlarımızın ferahlatıcısı ve nuru, keder ve sıkıntılarımızın gidericisi eyle Allahım. Senin Hakk yolun hakkındaki kin ve nefret hastalığından kurtar bizleri Allahım; halkını, yarattıklarını Senden ötürü sevenler eyle bizleri.
Eşrafımızın “zimem” defterlerine gösterdiği yüksek muhabbet ve hassasiyeti, gücü yettiğince zorda olan esnaf ve sanatkâra da göstermesinin önemli olduğu bu süreçte ,el ele veriyoruz, Ramazan’ı huzurla tamamlayalım istiyoruz.
Gelin “bir” gönüller olarak birlikte bayram yapalım; hüznümüzü paylaşarak, kederimizi paylaşarak, sıkıntılarımızı gidermeye çalışarak… Bunun için üzerimize ne düşüyorsa yapmak, Afyonkarahisar halkı olarak sizlerin ve bu şehrin manevi sahipleri olan zatların bize verdiği emanet ve sorumluluğun gereğidir.
Son 10 günde biz bulamayanlardanız, sen bize kadir geceni bulduruver,bildiriver Ya Rabbi.(Amin)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi