BEKRİ MUSTAFA DA  İMAM OLDU

BEKRİ MUSTAFA DA İMAM OLDU

Adı “Tam Kapanma” olan ancak eskisinden pek de bir farklı olmayan bu kapanma döneminde değişen ne var? Nasıl kapanmaysa herkes muaf. Fabrikalar hala açık. Bir tek küçük esnaf ve gündelik çalışanlar eve kapandı. Önceki tedbirler sıkılaştırılmış. Bir de nereden çıktığını anlamadığımız içki satma yasağı var. Bir hekim olarak bunun sebebini anlamakta güçlük çekiyorum. Bugüne kadar pandemi döneminde sadece Tayland, Hindistan, Kenya ve Güney Afrika’da alkol yasağı uygulandı. Haliyle bir sonuç alınamadı.
Şimdi bazıları, bu kararı savunarak, “Ramazan da içki içilir mi” diyecekler. “Satılmasın tabi” diyecekler. Hatta buna karşı çıkanı da “kafirlikle” suçlayacaklar. Ancak unutmayın ki bu ülkede Müslümanlardan başka hıristiyan, musevi, yezidi gibi birçok din mensubu ve ateist deist gibi inancı olmayanlar da yaşıyor. Kaldı ki kendini müslüman olarak tanımlayanlar da alkol tüketiyor. Alkol yasağı vatandaşın yaşam alanına müdahaledir. Şayet tıbben kimsenin bilmediği özel bir durum yoksa, “bu karar temel insan haklarını sınırlandırma yetkisinin kötüye kullanımıdır”. O zaman sorun Ramazan ayında içki içilip içilemeyeceği, ya da satılıp satılmayacağı değil, devletin bu ülkede yaşayan tüm kesimlerin hakkını savunup, savunmadığıdır. Eğer bugün bir din devletinde yaşamıyorsak, laik ve demokratik bir ülkede yaşıyorsak, devlet dini kurallara göre kararlar veremez, vermemelidir. Bugün görüyoruz ki, 17 günlük yasak kararı sonrası alkol yasağının dillendirilmesinin ardından market reyonlarında içki kalmadı. Bu yasak o kadar tepki çekti ki, alkol kullanmayanlar bile insanların özel yaşamlarına müdahale edilmesine tepki göstermeye başladı. İçki satışını yasaklayarak bir yere varmak, bir ideolojiyi yerleştirmek mümkün değildir. Öyle olsaydı 4.Murat döneminde yapılan çok katı bir şekilde uygulanan içki yasağı işe yarardı. “4.Murat’ın padişah olduğu dönem, içki yasağının en amansız dönemiydi. Ne garip ki, ayyaşların piri Bekri Mustafa da, o devirde ün yapmıştır.” Halk desteğini günden güne kaybeden, vatandaşın gerçek sorunlarıyla değil de, boş işlerle uğraşan iktidarın yaptıklarını bir kenara bırakalım da biraz eğlenelim. Bekri Mustafa’dan hikayeler anlatalım.
“Bekri Mustafa medrese hafızlık eğitimi almış eğitimli birisi. Ancak alkolle arası çok iyi. Konu, komşu bütün mahalleli ve devletin ileri gelenleri Bekri Mustafa’yı içine düştüğü durumdan kurtarmak amacıyla çare ararlarken, akıllarına O’nu Küçükayasofya Camii imamlığına getirmek gelmiş. Babası gibi kendisi de iyi bir hafız olan ve medrese görüp okuyan ve bu işe yatkın olduğundan şüphe olmayan Bekri Mustafa için bu iş biçilmiş kaftandır. Hele ortada kendisini içkiden kurtarmak gibi bir de önemli sebep varken. Bekri Mustafa, Sultan Murat’ın da onayladığı bu görevi mecburen kabullenir. İşe başladığı gün öğle namazından sonra kaldırılan bir cenazenin namazını kıldırdıktan sonra, tabuta doğru eğilip bir şeyler söylemiş. O’nun bu davranışı bütün cemaatin dikkatini çekmiş. Birisi dayanamamış sormuş “Merakımızı uyandırdı ağa. Cenazeye neler söyledin öyle?”. Bekri Mustafa kendinden emin bir şekilde konuşmuş: “Öteki dünyadan haber sorarlarsa Bekri Mustafa imam oldu de, anlarlar dünyanın halini” dedim.
Ülkemizin içinde bulunduğu durum da biraz böyle değil mi? Hayvanat Bahçesi müdürü Tübitak genel müdürü, oğlanın lise arkadaşları devletin yönetim kurullarında üye, damadın ekibi bakan, yabancı dili olmayan eş, dost akrabalar büyükelçi oluyor.
AKP MAĞDUR OLAN DEĞİL,
MAĞDUR EDEN DURUMUNDA
AKP Afyonkarahisar il başkanı 27 Nisan e-muhtırası nedeniyle basın açıklaması yapmış. Yılbaşından bu yana AKP il başkanının yaptığı bilmem kaçıncı darbe açıklaması. Söyle söyle bitiremedi. Neredeyse her haftaya bir darbe girişimi(!) sıkıştırıyorlar. 4 Nisan’da emekli amirallerin yaptığı ve darbe açıklaması(!) olarak nitelenen Montrö Açıklamasının yıldönümünde de açıklama yapılacağı kesin. AKP yöneticileri darbe mağduriyeti arkasına sığınmaktan ve siyasi hamasetten bıkmadılar. İktidarda geçen 19 yılın ardından şunu söylemek lazım; AKP iktidar partisi olarak mağduriyete uğrayan değil, bizzat mağduriyet yaratan durumunda. Vatandaşımız da artık, darbe söylemlerinden bıktı. Vatandaşımız, AKP’li yöneticilerden, yalan yanlış işlerle uğraşmayı, demagojiyi bir yana bırakıp “128 milyar nerede” sorusuna cevap vermesini bekliyor. Vatandaşımız pandemi döneminde ülkelerin vatandaşlarına yaptıkları destek ve harcamaların gayrisafi milli hasılalarına oranında, Türkiye’nin %2.5’in altında bir oranla en düşük destek veren ülkeler grubunda yer almasının sebebinin açıklanmasını istiyor. Vatandaşımız, çağ atladığı söylenen Türkiye’nin nasıl oluyor da gelişmekte olan ülkelerin bile altında, az gelişmiş ülkelerle aynı grupta yer aldığının izahını bekliyor. Ya da “Tam kapanma” denilerek konulan yasaklarla maddi destek vermeden insanları eve kapattığınızda ne yiyip ne içeceklerini, nasıl ısınacaklarını, evlerinin, işyerlerinin kirasını, nasıl ödeyeceklerini, borçlarını nasıl ödeyeceklerini anlatmanızı bekliyorlar. Vatandaşımız maskede dağıtımında olduğu gibi, aşı geldi, geliyor, gelecek söylemleri yerine bir an önce aşıların tamamlanmasını bekliyor. Canlarıyla cüzdanları arasında sıkışan vatandaş sizden “sabredin” cümlesi dışında icraat bekliyor.
Son Söz; “Artık bir şey yapmaya cesaret edemiyorum, çünkü yasak olmasından korkuyorum” Anne Frank

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi