ÂLİM VE SEYYAH BEDREDDİN EL GAZZİ SEYAHATNAMESİ

ÂLİM VE SEYYAH BEDREDDİN EL GAZZİ SEYAHATNAMESİ

Anadolu’yu eski zamanlardan beri pek çok yabancı seyyah gelip görmüş ve başlarından geçenleri kaydederek seyahatnamelerinde ve hatıralarında anlatmışlardır. Bu seyyahlardan özellikle batılı olanların çoğu gayet iyi bilinmekle beraber Arap veya doğulu seyyahlar üzerinde çok durulmamış ve batılı seyyahlar ve eserleri kadar bilinmemişlerdir. Bu doğulu seyyah ve ilim adamlarından biri de 1530 yılında Afyonkarahisar’a da gelen Bedreddin El Gazzi’dir.
1463 yılında Kahire’de dünyaya gelen Bedreddin El Gazzi döneminin en büyük alimlerinden birisi ve aynı zamanda önemli bir seyyahtır. Şam’ın önde gelen ailelerinden birine mensup olan Bedreddin El Gazzi Ramazan 936 / Mayıs 1530 tarihinde, Osmanlı imparatorluğunun Türkçe konuşulan topraklarına doğru yola çıkar. Nihai hedefi İmparatorluğun başkenti olan İstanbul’dur. Amacı bazı şahsi işlerini görüşmek ve yardım istemektir. Yol boyunca Suriye ve Anadolu şehirlerini, coğrafyasını, kültürünü gözlemleyerek kaydeder. Seyahati sırasında başından geçenleri El-Matali’ El-Bedriyye Fi’ El-Manazil El-Rumiyye “Rum Diyarlarında Ayın Doğuşu” adını verdiği seyahatnamesinde anlatır.1 Bedreddin El Gazzi’nin seyahatnamesi Prof. Dr. Abdulrahim Abuhusayn ve Tarek Abuhusayn’ın da katkılarıyla 2015 yılında İstanbul Ticaret Odası tarafından “Bedreddin El Ghazzi’nin İstanbul Seyahatnamesi” adıyla kitap haline getirilerek dilimize kazandırılmıştır.
Bedreddin El Gazzi, Mısır’da Şemsüddin El Maliki gibi zamanının ilim adamlarından dersler almış, birçoğuyla görüşmüş, eserlerinden yararlanmıştır. Böylece kendisi de devrinin ilim adamları arasına girmiştir.2 Babası Şam müftüsü Radiyuddin el Gazzi’dir. Şam’dan başladığı seyahatin güzergâhı Şam-Humus-Hama-Maarre el Numan-Halep- Adana-Ereğli-Konya-Akşehir-(Afyon)Karahisar-Yenişehir-İznik-İzmit-Gebze-Üsküdar-İstanbul olmuştur. Arada küçük yerleşim yerlerinden ve isimlerinden de bahseder.
El Gazzi’nin Kaleminden 1530 Yılında Şehrimiz…
El Gazzi, geçtiği tüm yerlerde olduğu gibi geldiği Afyonkarahisar’da görüp yaşadıklarını seyahatnamesinde anlatır. El Gazzi ilk olarak İstanbul’a giderken 1530 senesinde Akşehir üzerinden Afyonkarahisar’a gelir. Güzel çiçeklerin ve nehirlerin arasında sabah akşam yürüyerek Şevval’in on dokuzu Çarşamba günü kuşluk vakti Türklerin Akşehir diye adlandırdıkları El Bayda şehrine geldiğinde burayı çok beğenip sevdiğini kaydeder. Yanındakilerle birlikte Akşehir’de bir süre konaklarlar. Daha sonra yola devam ederek 21 Şevval Cuma günü sabahının erken saatlerinde Karahisar’a gelir. El Gazzi, Afyonkarahisar’a gelişini ve ilk izlenimlerini seyahat kayıtlarında şu cümlelerle ifade eder:
“Öğle vaktine kadar orada (Akşehir) kaldıktan sonra, yine derelerden tepelerden inişlerden, yokuşlardan düz ve sarp yollardan, kırlardan, çiçeklerin arasından, ovalardan, dağlardan, ay ışığından ve fanuslardan istifade ederek gece gündüz demeden yola devam ettik. Nihayetinde cuma günü, sabah erkenden, güneş sarı bayrağını çekip parlak yüzü afakı sardığı bir vakitte Karahisar’a geldik. Dağlar arasındaki bu zarif şehirde, küçük bir dağ üzerine kurulmuş olup ortasında sağlam, yüce, güvenli, korumalı, metin, siyah taşlı bir kale vardı. Taşları siyah olduğu için ona Karahisar adı verilmiş. Şehrin yakınlarında bostanlar ve bol miktarda sular vardı. Şehrin dışında da soluklanabilinecek gezinti yerleri, otlaklar ve çiçekler mevcuttu. Bakıldığında insanın gözleri sevinçle doluyor. Şehrin güzel çarşıları, muazzam mescitleri, güzel ve geniş binaları, cuma namazı kılınan büyük bir camisi vardı. Orada cuma namazıyla ikindi namazını cem’ettik. Seferi olduğumuz için namazların bazısını kısalttık bazısını tam kıldık.”3
El Gazzi Afyonkarahisar’da kendisine ilginç ve değişik gelen bazı uygulamalardan bahseder. Bu durumu şöyle nakleder: “Cuma günü orada Türklerin kendilerine göre icat ettikleri bir olaya şahit olduk. Cuma günü müezzinlerin hepsi minareye çıkıp insanları namaza davet ediyor ve Peygamberimize salât ve selam getiriyorlar. Sonra tek bir müezzin minareye çıkıyor ve ezan okuyor. Sonra hafızlar bir sedirde oturup birbiri arkasına Kur’an okuyorlar. Kur’an’dan sonra Arapça ve Türkçe beyitler okuyorlar. Sonra sünneti kılıyorlar, arkasından imam minbere çıkıp birçok hareket yapıyor. Bunlardan bazıları sünnete aykırı. Mesela kılıca dayanmıyor, selam vermiyor, yüksek ses ve nağmeyle hutbe okuyor, merdiveni çıkıp inerken çok takırtı yapıyor, kıyamda ve oturuşta sağa sola yöneliyor.”4
El Gazzi duygusal ve memleket hasretiyle yaşayan bir yapıdadır. Afyonkarahisar’da bulunurken Şam civarından gelen bir kişiyle karşılaştığında yine hissileşir. Memleketi Şam’a ve oradaki sevdiklerine duyduğu özlemi had safhaya çıkar. Şöyle der. “Şehrin dışına kamp kurmuş, çadırın giriş çıkışına bayrak asmıştık. Orada deniz yoluyla gelen Şam ehlinden birisiyle bir araya geldik. Aile ve dostlarımızdan haber sorduk. İyi olduklarını ve selamlarını getirdiklerini söylediler. İşte burada bir türlü sakinleşmemiş vecdimiz yine hareketlendi. Sevdiklerimize olan özlemimiz artmaya, gözlerimizden yaşlar akmaya kalbimiz yanmaya başladı.” 5
El Gazzi, İki namaz arasında Afyonkarahisar’dan ayrıldıktan sonra doğal sıcak suların aktığı hamamların (Ömer ve Gecek) yakınlarından geçtiklerini, ancak durmadan, istirahat etmeden yeşillikleri ve kırları geçerek yollarına devam ettiklerini kaydeder.6
Bedreddin el Gazzi İstanbul’a ulaşıp yerleştikten sonra Şevval 937/Haziran 1531 tarihinde şehirde veba salgını ortaya çıkar. Bunun üzerine padişah Bursa’ya gider. El Gazzi’de İzmit’e giderek orada bekler. Bir süre sonra padişahın İstanbul’a döndüğü haberini aldığında el Gazzi kendisi de İstanbul’a döner.7 Daha sonra İstanbul’da Vezir Ayas Paşa ve Anadolu Kazaskeri Kadiri Çelebi’nin yardımları ve çabalarıyla bütün işlerini tamamlayıp durumunu düzelttikten sonra dönüşe geçer.8
Bedreddin El Gazzi Dönüş Yolunda Tekrar Karahisar’da…
Dönüş yolunda yine bir Cuma günü tekrar geldiği Afyonkarahisar’da başından geçenleri seyahatnamesinde şöyle aktarır:
“Gündüz gidip gece hâkimiyetini ilan etmişti ki; biz (Şevval ayının otuzu Cuma akşamı) Akviran köyüne giriş yaptık.”9
“Güneş ziyasını doğudan gösterdiğinde biz, yolumuza devam ediyorduk. Akşam olmadan Karahisar şehrine geldik. Bölgeye gelmemiz cuma gününe tesadüf etti, orada bulunan bir imarete yerleştik. Güzel bir mekândı. Ziyadesiyle memnuniyet ve ünsiyet hissettik. Geçmişteki yorgunlukları unuttuk, ruhumuz ve nefsimiz huzura kavuştu. Bugünün rahatlığı geçen günlerdeki yorgunluğumuzu unutturdu.” Der.10
El Gazzi, Karahisar’da şehrin ileri gelenlerinden Hacı Ramazan’ın oğlu Hacı Şaban’la tanıştığını, Hacı Şaban’ın bütün hayır ve hasenatını önlerine serdiğini, yıkanma ve diğer ihtiyaçlarını gayet misafirperver bir şekilde gidermelerini sağladığını söyler. Hacı Şaban’ın avladığı avın bir parçasının gövdesinden ayrılması halinde, o parçanın helal olup olmadığını kendisine sorduğunu. Ona:
“Eğer hayvan vurulduktan sonra hemen ölürse, hem bedeni hem de ayrılan parçası helaldir. Şayet bir müddet sonra ölürse haramdır. Ancak hayvan kesilirse beden helal, parça haramdır.” Cevabını verdiğini ve verdiği cevabın Hacı Şaban’ın çok hoşuna gittiğini ve fetvayı memnuniyetle yazıp sakladığını da anlatır. Zilhicce ayının başladığı gece, sahur vaktine kadar Karahisar’da kalır. Sabah namazını kıldıktan sonra Karahisar’dan ayrılarak tekrar yola koyulurlar.11
El Gazzi ve kafilesindekiler Karahisar’dan ayrıldıktan sonra yolları üzerinde bulunan Çay’a varırlar. Çay’a varışlarını seyahatnamesinde şu cümlelerle anlatır: “Durmadan, gece gündüz demeden, gündüzü geceye, geceyi gündüze katarak Çay adında büyük bir köye geldik. Gündüz sona yaklaşmış, sıcak sakinleşmiş ve kafilemiz yorgun düşmüştü. Fırsatını bulduğumuz anda, suların aktığı, ağaçların gölgelediği bir yere kamp kurduk. Gözlerimiz uykulu iken ağaç dallarından öten bülbül sesleriyle uyandık. Farz namazımızı kılar kılmaz süratle yolumuza koyulduk. Yolumuzun üstündeki diğer bir köye varmak için azimle yolumuza devam ettik.”12
El Gazzi ve kafilesindekiler, kuşluk vakti Nişikli13 köyüne vardıklarında bu köye ısınamadıkları için yine yola koyulduklarını ve nihayetinde Akşehir’e ulaştıklarını söyler.14
El Gazzi İstanbul’dan ayrıldıktan sonra memleketi Şam’a dönmek üzere İstanbul-Gebze-Derbent-İznik-Yenişehir-Ermeni Pazarı (Pazaryeri)-Bozüyük-Karahisar-Çay-İshaklı-Akşehir-Konya-Ereğli-Ulukışla-Gülek Boğazı-Adana-Halep-Hama-Humus güzergâhını takip ederek Şam’a geri döner. Arap diyarlarının fethinden kısa sayılabilecek bir zaman sonra o bölgeden birisi olan El Gazzi’nin bir Müslüman ve doğulu gözüyle gerçekleştirdiği Anadolu seyahati o dönem Afyonkarahisar’ını anlayıp tasavvur edebilmemiz açısından da değerli bilgiler içermektedir.

 

Yararlanılan Kaynak:
-Bedreddin El Gazzi’nin İstanbul Seyahatnamesi, İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, Hazırlayanlar: Abdulrahim Abuhusayn ve Tarek Abuhusayn, İstanbul, 2015, 189 sayfa
Dip Notlar:
1Bedreddin El Gazzi’nin İstanbul Seyahatnamesi, İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, Hazırlayanlar: Abdulrahim Abuhusayn ve Tarek Abuhusayn, İstanbul, 2015, s.9
2Tarih Boyunca Seyyahların Gözünden Afyonkarahisar, Hasan Özpınar, Afyonkarahisar, 2019, s.4
3 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.82-83
4 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.83
5 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.83
6 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.84
7 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.37
8 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.12
9 a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.171
10 a.g.e.,İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.172
11 a.g.e.,İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.172
12a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.172
13a.g.e.’de Nişikli olarak geçmekle beraber, Çay ve Akşehir arasında bulunan ve eski ismiyle İshaklu(ı), günümüzdeki ismiyle Sultandağı yerleşim yeri.
14a.g.e., İstanbul Ticaret Odası Yayınevi, s.172

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi