(Dünden Devamı)
11 Eylül 338 tarihli bir raporda Yunanlıların yaptıkları mezalimde uyguladıkları metot şu şekilde belirtilmiştir: “Düşman, mezâlimine şiddetle devam etmekte ve her yeri yakıp kavurmaktadır.
En ziyade isnat edilen cürüm (silâh ve çetelerle alâka) olarak gösterilmekte ve bu bahane ile bunlar nety ü tağrîp edilmektedir. Bu günlerde silah için şiddetli beyannameler dağıtılmakta, bir köyde veya mahallede bir silâh veya fişek ve bıçak bulunursa, 100-1000 liraya kadar ceza-yi nakdî alınacağı ve sahibi idam edileceği ilân olunmaktadır. İşte bundan maksat köyleri ve kasabaları soymak ve mütefekkirlerle silâh tutanları öldürmektir. Zira, düşman soymak istediği zengin veya öldürmek istediği mütefekkir ve gencin hanesine esnâ-yı taharride bir tabanca veya fişek bırakarak maksadı temin etmiş olurdu.
Hapishaneye ilka edilenler evvelemirde çırılçıplak soyulur ve kolları altından tavana asılır, tel kamçılarla dövülür ve düşman istediği gibi bu adamdan ya ifade alır veyahut öldürür. Veyahut servetinin umumunu gasp edinceye kadar devam eder. İşte hapishane mezâlimi bundan ibarettir.
Düşman bir kadının ırzına geçmek istedi mi, ya hanesine silâh taharrisi (arama) bahanesiyle girer veya zevç [eş], birader, pederini hapseder. Bu veçhile kadının ırzına cebren (zorla) tasallut eder. Erkekleri camilere doldurup kadınların ırzına alenen taarruz ise bu kısımdan hariçtir. Şimdiye kadar cereyan eden bu fecâyi gittikçe şiddetini artırmakta ve Kuva-yi Milliye Teşkilâtı bahanesiyle bir kat daha ehemmiyet kesbeylemektedir.”9
b. BİR FRANSIZLA BİR BELÇİKALININ RAPORU
Fransız vatandaşından Mösyö Karlojiro tarafından hükümete takdim edilen raporda, Yunanlıların intikamla yolları üzerinde tesadüf ettikleri bütün köyleri yaktıkları, bütün hayvanâtı gasp ettikleri ve işlenmedik cinayet bırakmadıkları anlatılmaktadır. Bir Yunan subayının köyleri ateşe verdikleri, genç kız ve kadınları bir araya toplayarak iffetlerini ayaklar altına alarak kirlettiklerini ve sonra ellerini, ayaklarını bağlayarak sıraya koyup kurşuna dizerek öldürdüklerini övünç kaynağı olarak daha sonra anlatması insanlık ayıbı olsa gerektir10.
Belçika’nın Atina elçisi, 30 Eylül 1921 tarihinde Dışişleri Bakanı HenriJaspara’a gönderdiği raporunda “…memleketi öyle bir tahrip ettiler ki, taş taş üstünde bırakmadılar” diyerek vahşetin boyutunu göstermektedir. De Neeff, daha sonra yapılmış olan zulüm ve vahşeti keşfederek “bu yüzden savaşın yeniden başlaması halinde ‘çok vahşi bir karakter’ almasının kaçınılmaz olduğunu” belirtmektedir11.
(Devamı Yarın)
9 İbrahim Ethem Akıncı, Demirci Akıncıları, TTK. Yayını, Ankara 1989, s. 271.
10 AYZV., 3. kısım, Ankara 1338, s. 260-261.
11 Zeynep Kerman, Belçika Temsilciliği Vesikalarına Göre Millî Mücadele, Dergâh yayınları, İstanbul 1982, s. 40.
ASAYİŞ
31 Mart 2023GÜNDEM
31 Mart 2023GÜNDEM
31 Mart 2023ASAYİŞ
31 Mart 2023ASAYİŞ
31 Mart 2023UNCATEGORİZED
31 Mart 2023UNCATEGORİZED
31 Mart 2023Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.