Hasan Tahsin Günek
Hasan Tahsin  Günek
hasatahsingunek@kocatepegazetesi.com
Demiryolcuların Hatıralarında Milli Mücadele Günleri- II
  • 0
  • 578
  • 11 Eylül 2021 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Önceki yazımızda 1950’li yılların başlarında Türk Demiryolculuğu tarihini derlemeye memur edilen demiryolu müfettişlerinden merhum Ziya Gürel’in çalışmaları sırasında milli mücadele de görev almış ve o kutlu günleri birebir yaşamış demiryolculardan dinleyip kayda geçirdiği hatıralar arasında olan “İstiklal Harbinden Bir Hatıra” başlıklı yazıyı siz okurlarımızla paylaşmıştık.
Bugünde yine merhum Ziya Gürel’in Türk Demiryolculuğu tarihini araştırma çalışmaları sırasında milli mücadelede görev almış demiryolculardan merhum Abdullah Aray’dan Afyonkarahisar ve Çay istasyonlarında görevde iken yaşadıklarını anlatmasını isteyerek kayda geçirdiği ve daha sonra Demiryol dergisinde yayınladığı “Milli Mücadelede Genç Bir Hareket Memuru” başlıklı yazısını paylaşacağız.
Afyonkarahisar istasyonunun ele geçirilmesi üzerine Çobanlar-Afyon hattının tamiri ve buralara görevlendirilecek memurların isimleri 28.8.1338 tarihli bir telgrafla Nafıa vekâletince Demiryolları Umum Müdürlüğünden talep edilir.
Bunun üzerine Nafıa Vekâletine, Demiryolları Umum Müdürlüğü tarafından Behiç Bey imzasıyla gönderilen 30.8.1338 tarih ve 11226 numaralı telgrafla; Hattın Erkânı Harbiyenin arzusu üzerine tamirine ve istasyonun muhafazasına yönelik tedbirlerin alındığı, Afyon istasyon müdüriyetine Ereğli istasyonundan Süleyman, Hareket memurluğuna Abdullah Dündar, Muhabere Memurluğuna Mahmut Hamdi ve Yaşar Fehmi Efendiler, Manevracılığa Mustafa Şükrü, Makasçılığa Hacı Osman ve Ambar Müdür Vekâletine teftiş dairesinden Şükrü, Kantarcılığa ise Şevki Aziz ve şimendifer taburundan Mehmet Sait Efendilerin tayin edildikleri ve Şimendifer taburundan iki muhabereci ve üç makasçı daha tayin edileceği isimlerinin ayrıca bildirileceği belirtilir.
Merhum Gürel, telgrafta isimleri geçenlerden Abdullah Dündar’ı (Sonraki yıllarda Hareket Dairesi Reis Muavini Abdullah Aray) tanıdığını, evvelce bir konuşma sırasında milli mücadele yıllarında Akşehir ve civarı istasyonlarda hareket memuru olarak bulunduğunu anladığını söyler. Yine kendisi olduğunu tahmin ettiği için telgrafta ismi geçen Abdullah Dündar’ın kim olduğunu kesinleştirmek için kendisine sorar. Filhakika kendisi imiş der.
Merhum Gürel, milli mücadele yıllarında iş başında bulunmuş arkadaşlardan hatıralar derlemenin meslek tarihimiz için ne kadar faydalı olacağını izaha lüzum yoktur. Bu sebeple de Abdullah Aray’ın konuşmamız esnasındaki sözlerini tespit etmiş bulunuyoruz.” Diyerek merhum Aray’ın anlattıklarını kayda geçirir. Milli Mücadele sırasında Afyonkarahisar’ın alınması üzerine buraya Hareket Memuru olarak görevlendirilen merhum Abdullah Aray o günlere ilişkin hatıralarını anlatmaya başlar:
Milli Mücadelede Genç Bir Hareket Memuru
“Mesleğe Afyon hareket şakirdi (öğrenci) olarak 336 senesinde girdim. O esnada 17 yaşında idim. Düşman Afyon’u işgal edince (birinci işgal) Akşehir’e çekildik. Çay ve daha ilerisine kadar ilerleyen düşman, mağlup olunca Afyon’u da boşaltarak Dumlupınar’a çekildi. Akşehir’de vazife görürken Afyon’a avdet (geri dönüş) emrini aldım. Tahsin Tevfik (Eskişehir Hareket Başmüfettişi iken vefat eden), Ziya Rayman (Teftiş ve Tetkik Kurulu Müfettişliğinden emekli), telgraf fen memuru Edip ve ismini hatırlayamadığım bir demiryolu subayı ile birlikte Afyon istasyonunun telgraf makineleri ve pilleri ile sair malzemesini koyduğumuz bir vagonetle Afyon yolunu tuttuk. Düşman Çay – İshaklı (Sultandağı) arasından başlayarak Afyon’a kadar bütün köprüleri tahrip ettiğinden böyle bir köprü yerine geldiğimiz zaman vagoneti hep birlikte kaldırarak karadan karşıki rayın üstüne kadar kol ve omuzlarımızda taşıyorduk. O gün elli kilometrelik yolu zaman zaman vagoneti de sırtlamak suretiyle on saatte alarak Afyon’a geldik. Ve yorgun argın hemen işe başlayarak istasyonun telgraf ve diğer tesislerini düzenlemeğe çalıştık. Ertesi sabah Akşehir’le muhabere (iletişim) sağlanmış oldu.
Yine bu muharebe (savaş) sıralarında rahmetli Tahsin Tevfik ile Çay istasyonunda bulunuyorduk. Çay – Bolvadin şosesi üzerinde mevzi alan askerlerimizle onların öncü kıtaları arasında kalmıştık. Tren işlemiyordu. Biz muharebe eden ordu birliklerimizin geri ile olan muhaberelerini temin için orada kalmıştık. İstasyonda yiyecek hiçbir şey kalmamıştı. Bir yerden bir şey tedarik etmemiz mümkün olamıyordu. Aç kalmıştık. Amele barakasının rafında kabuk kısmı tamamen alınmış yalnız içi kalmış ve taş kesilmiş bir tayın ekmeği bulunca nasıl sevinmiştik? Bir askerden o esnada üç dört sigara vererek satın aldığımız yarım hıyarla birlikte çeşme başında bol su ile yumuşatmaya çalışarak yediğimiz bu ekmeğin tadını ve onu yerken duyduğumuz iştihayı, sonradan hiçbir ziyafet sofrasında bulamadım. Bu halimizi gören oradaki birlik komutanları bize, istasyon mühürüyle mühürliyerek verdiğimiz makbuzlar mukabili yetecek kadar erzak vermeye başladılardı.
Sakarya muharebeleri sırasında bir defa Akşehir’de ve müteaddit defalar yine Çay’da hava taarruzuna uğramıştık. Düşman ilk çekilişinde istasyon binasını yaktığı için amele barakasında iş görüyorduk. Bu hava taarruzları rahatımızı kaçırıyor, iş görmemize engel oluyordu. Bombaların tesirinden korunmak için kendi kendimize bir karar verdik. İstasyonda birçok demir travers vardı. Onlarla barakanın etrafına demirden bir zırh yaptık. Bu zırhlı barakada hava taarruzlarından korkumuz kalmayınca rahatça vazife görmekte devam ettik.
Büyük Taarruzdan evvel Akşehir’den Konya’ya tayin edilmiştim. Orada Konya Garına da bakan Hareket Müfettişi Nüzhet Bey’in (2. İşletme Müdürlüğünden emekli rahmetli Nüzhet Keyder) yanında bir müddet çalıştım. Akşehir’in işi cephe faaliyeti dolayısıyla yine artmıştı. Tekrar oraya gönderileceğimiz anlaşıldı. Esasen on, oniki kişi kadar müslüman memur olduğundan cephe işleri hep bize düşüyordu. Akşehir’e hareket etmeden önce Umum Müdürümüz Behiç Bey, Süleyman, Tahsin Tevfik ve Teftişi Hâsılat Dairesinden Şükrü ile beni çağırarak ordunun taarruza geçeceğini Akşehir’den orduyu takiben Afyon’a gideceğimizi ve orada göreceğimiz vazifeleri bize tebliğ etti.
Akşehir’e geldikten sonra taarruz başladı. Kumrallı’ya geldik. Taarruzun inkişafını (gelişmesini) bekledik. Afyon’un istirdadı (kurtarılması) üzerine bir nakliye arabası ile Afyon yolunu tuttuk. Arabamızın atları, parçalanmış bir araba enkazından ürkerek bizi bir dereye yuvarladılar. Lehü’l-hamd (Allah’a hamd olsun.) bizlere bir şey olmadı. Arabayı ve atları doğrulttuk, tekrar yola koyulduk. Afyon’a gelince istasyona ait bazı mebanideki ( binalar) yangınları söndürmeye çalıştık. Kumrallı – Afyon arası süratle tamir ediliyordu. Behiç Bey ile diğer memurları hamil (taşıyan) tren 7 Eylül sabahı Afyon’a girdi.
Bir müddet sonra kısım fen memuru Basri ile birlikte Kütahya’ya kadar hattı ve istasyonları muayeneye memur edildim. Bir oto drezin ile yola çıktık. Dört beş saat fasıla ile ardımızdan da bir tren geliyordu. İstasyon ve aralarda kimse yoktu. Fakat düşmanın çekilirken hattın bazı yerlerine dinamit veye bomba koyması ihtimali vardı. Onun için hem yol alıyor, hemde gözlerimizi yola dikmiş, olanca dikkatimizle bomba veya dinamit gibi şeyler var mı? Diye bakıyorduk. Çekürler (Çöğürler) iştasyonunun çıkış makasının biraz ilerisinde demirden yuvarlak bir cisim gördük. Bomba olmak ihtimali karşısında uzun müddet yanına sokulamadık. Bomba olmadığını anladık. Amma bu müddet zarfında epey korkulu anlar geçirdik. Yolda giderken böyle şüphe veren cisimleri görür görmez uzağında duruyor, ne olduğunu anlamadan üzerinden geçmiyorduk. Fakat Çekürler’de makas başındaki cisim dolayısıyla geçirdiğimiz korkunun tesirleri henüz üzerimizden gitmeden, biraz sonra bir kurpu (viraj) döner dönmez hakiki bomba zannını veren bir cisim daha gördük. Amma yakınına kadar geldiğimiz bu cismi tetkik için durmaya süratimiz dolayısıyla imkân bulamadık ve göz göre göre bomba sandığımız cismin üzerine gittik. Gözlerimiz yumulmuş, yumruklarımız sıkılmış ve ayaklarımız kısılmış olarak üstünden bu zaruri geçiş sonunda bu cismin bomba olmadığı anlaşıldı. Amma geçerken bir anda havaya uçacağımızı sanmış ve bu anı bekleyerek çok büyük bir heyecana daha uğramıştık.
İstasyonları ve yolu mayene ede ede Kütahya’ya geldik. Düşman istilasından kurtulan Kütahya halkı milli hükümet tarafından gelecek herkesi kucaklamak için yola çıkmış olacaklar ki, Kütahya istasyonuna girerken beldenin ayan ve eşrafı memurları ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından bir bando mızıka ile karşılandık. Biz milli hükümetin bu suretle Kütahya’da ilk temsilcileri olduk. Dört beş saat sonra bizi takiben gelen trene de daha büyük bir tören yapıldı.”
“Abdullah Aray’dan sohbetimiz esnasında dinlediklerim bunlardır.” diyor en sonunda Merhum Ziya Gürel ve şunları ekliyor:
“Bunlarda açlık var, korkular ve ızdıraplar var. Fakat bunların üstünde “vazife” de var. Hayatın zorlukları, elemleri, ızdırapları, sevinçleri ve hatta gülünçlüklerinin kargaşası arasında; bu çalkantılardan zerre kadar müteessir olmayan, bunlarla inip çıkmayan; sağa sola sapmayan; kendi başına; sanki bir ray üzerinde imiş gibi değişmeden bir seviye giden, demiryolcu topluluğunun “vazife”telakkisinin kalın, kuvvetli çizgisini görmemek kabil mi?
Bir demiryolcu; İçinde bulunduğu şartların kötülüğü nispetinde, millet ve insanlık uğrunda, hakkıyla gördüğü vazifesi dolayısıyla, kendi yolunda, kahramanlaşmış demektir.” diyerek satırlarını sonlandırıyor.
Allah hepsinden razı olsun.
Dip Not:
“Milli Mücadelede Genç Bir Hareket Memuru”, Zafer Bayramı ve İktisadileşme Özel Sayısı, Demiryol Dergisi, Yıl: 1953, sayı:22-23, sayfa:20-21

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM