DUA 11

DUA 11

“Allâhümme innî es’elüke hubbeke ve hubbe men yuhibbüke, ve’l-amele’llezî yübelligunî hubbeke. Allâhümmec‘al hubbeke ehabbe ileyye min nefsî ve ehlî ve mine’l-mâi’l-bârid.”
“Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allah’ım! Senin sevgini bana nefsimden (canımdan), ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl.” (Tirmizî, Daavât 73, Tefsîrü’l-Kur’ân 39)
Bu duamızı Hz. Davud (AS)’dan öğreniyoruz. Hz. Davud (AS) duasında sevgiden bahsediyor. Duasında Rabbimizden istediği gerçek sevgi nedir, birlikte anlamaya çalışalım.
Sevginin kelime anlamı, insanı bir kimseye ya da şeye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten içsel duygu, yaklaşmak anlamındadır. Sevginin zıddı olan nefretin kelime anlamı ise kaçmak uzaklaşmak anlamındadır.
Sevgi yaklaşmak anlamındayken nefret uzaklaşmak anlamını taşır. Gerçek sevgiye ahseni takvim fıtratında yaratılan insanın yapısı açıktır, çünkü bu halle Rabbine yakındır. Esfele safilin hal Allah’tan uzak olduğu için gerçek sevgiye kapalıdır; bu halde yaşanılan duygu nefret temellidir.
Tin Suresi 5. Ayetten öğrendiğimiz gibi, biz dünya hayatıyla birlikte ahseni takvim halden esfele safilin hale indirildik. Bu şunun için de önemlidir: Fıtratımız olan ahseni takvim halin yapısı gerçek sevgiye açıkken, dünya hayatındaki formatımız olan esfele safilin halin yapısı nefret temellidir. Çünkü reddedilmiştir, Allah’tan uzağa düşmüştür. Esfele safilin halde yaşayan insan Rabbinden uzak kalması sebebiyle gerçek sevgiyi yaşayamaz. Sevgi diye yaşadığı duygu aslında nefret seviyesine göre değişir. Birinden ya da bir şeyden az nefret ediyorsa onu sevdiğini zanneder, çok nefret ediyorsa “sevmiyorum” der. Yaptığımız bu tanımı dünya hayatı standartları içerisinde anlamak kolay değildir. Mesela: Sevdiklerimizi düşünelim, onlara karşı olan sevgimiz gerçek bir sevgi midir, yoksa nefret temelli bir sevgi olabilir mi? Bunu birlikte inceleyelim.
Diyelim ki hayat boyu iyi anlaştığımız ve çok sevdiğimiz bir kardeşimiz var, ortak olduğumuz bir mal üzerinde birlikte bir karara varamamaktan dolayı tartışıyoruz hatta bu durumdan dolayı küslük yaşıyoruz. Yıllardır birbirimizi çok sevdiğimizi düşündüğümüz o kardeşimizle anlaşamamaktan dolayı şimdi düşman oluyoruz. Böyle olaylar yaşanmıyor mu? İşte bu sevgi esfele safilinin sevgisidir. Esfele safilinin sevgisinde, ilahlık hissiyatlarını tatmin edemediği zaman karşısındakine duyduğu “sevgi zannettiği” duygu birden nefrete dönüşür. Çünkü çok sevdiğini düşündüğü kardeşi için bile olsa “hüküm, güç ve mülk sahibi” olma duygusunu kaybetmeyi göze alamaz.
Bu dünyada başlangıç formatımız olan esfele safilin yani Allah’tan uzak halde yaşamaya başlayan insan Billahi anlamdaki çabasıyla ahseni takvim fıtratına ulaşır. Ancak bunun için Billahi anlamda çaba gerekir. Eğer bir insanda bu çaba yoksa onun yaşadığı her sevgi esfele safilin halin nefret kökenli sevgisidir. Bu sevgi eşine karşı olsa da çocuğuna karşı olsa da böyledir. Bir gün eşine karşı çok sevgi doludur, onu çok sevdiğini ve çok mutlu olduğunu düşünür, ertesi gün bu duygularından eser kalmaz, gördüğü tek şey eşindeki eksiklerdir. Bu şekildeki bir yaşantının da hayat mücadelesi olduğunu zanneder. İlahlık hissiyatını tatmin edebilmek için, yaşadığı ilişkide suçlu bulmaya çalışır, hep karşı tarafın suçlu olduğunu ve ancak o değişirse bu sorunu aşabileceğini düşünür. Bu düşünceler insanı çözümsüzlük üzerine bir kısır döngüye sokar. Sıkıntının kaynağının doğru tanımlanamaması sebebiyle çözüm de yanlış yerlerde aranır. Esfele safilin halde gerçek sevgi yaşanamayacağı için, yaşadığı bu sevgilerin temelinin nefret olduğunu bilen bir inanan bu halden bir an önce kurtulmaya çalışır.
Esfele safilin halden ahseni takvim hale nasıl ulaşırız?
İlk koşul, Billahi imanla Rabbimize iman etmek ve bu imanın gereği olarak;
* nefsin şerrinin konuşma dilini kullanmamak,
*Sadrımızı dunihi algı ve zanlardan temizleme gayretinde olmak,
*Allah adı namına “BEN” diyebilmektir. Bunu diyebilen inananlar “tek ve bir”dirler.
Bu gayrette olursak halimiz, başlangıç formatımız olan esfele safilin halden ulaşmamız gereken fıtratımıza, ahseni takvim hale Allah’ın izniyle ulaşıverir; yaşadığımız sevgi de nefret temelinden gerçek sevgi temeline hicret eder. İnsandaki bu yapıyı fark eden Hz. Davud (AS) Rabbimize, “Allah’ım, beni Senden uzakta kalma duygusundan kurtar ki seni sevebileyim, seni sevenleri de sevebileyim, senin sevgine ulaştıracak amelleri de sevebileyim” diye yakarışta bulundu.
Önceki haftalarda paylaşmıştık, Rasuller ve Nebiler’in duaları, onların çektikleri sıkıntılar, bu sıkıntılarda Rabbimize yönelişleri hep bize bir yol göstermek içindir… “Allah’ım! Sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl” diye Rabbine yalvaran Hz. Davud (AS) bize neyi anlatıyor, öğretiyor? Rabbimizin sevgisinin kendisine hayatında değer verdiklerinin sevgisinden üstün olmasını yine Rabbinden diliyor. Nefsinden, canından, ailesinden ve çölde kaldığında bulup da içebileceği soğuk suyun vereceği hoşluk gibi sevgilerin, bir an bile olsa Rabbine duyduğu sevgiyi örtmesinden korkuyor ve öğrendiğimiz bu duayla Rabbine sığınıyor…
Bizim bu sığınıştan bir şey öğrenmemiz gerekiyor. Mesela evladımızı çok sevdik hemen bu duayla Rabbimize sığınmak, “Allah’ım, evladımın sevgisi sana olan sevgimi örtmesin, aman Ya Rabbi.” Biz bu sığınışlarla evladımızla ilgili sevginin de hakikatini yaşayabiliriz. Eğer bu sığınış olmazsa evlatlarımız putlarımız oluyor ve imtihanlarımız en sevdiklerimizden geliyor… Doğru sevgi üzerine temellenmeyen her ilişkimiz bize imtihan vesilesi oluyor. Bu evladımızsa, o kadar emeğe rağmen gün geliyor size “Benim için ne yaptın ki?” diyebiliyor.
Mal ve mülk sevgimizde de aynı duayla sığınmalıyız. “Allah’ım bu dünyada bekçisi olduğumu bildiğim bu varlıkların sevgisi senin sevgini örtmesin, medet Ya Rabbi…” sığınışında olan bir inanan için, Rabbimizin izniyle edindiği mal, mülk bu dünyada ona ancak hizmet eder.
“Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allah’ım! Sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl (âmin).”
Hz. Davud(AS)’dan öğrendiğimiz bu dua ile Rabbimize yalvararak, duamızın gereklerini de hayatımıza katarak yaşama gayretinde olursak, Rabbimizin Meryem Suresi 96. Ayetinde bize bildirdiği gerçek sevgiyi yaşayabiliriz.
Meryem Suresi 96: “İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vuddâ.” “Muhakkak ki iman edip salih amel yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi