Edep; Ya Hu – 202

Edep; Ya Hu – 202

Maide Sûresi 100: “De ki; habis tayyib ile müsavi olmaz, velev ki habisin çokluğu hoşunuza gitse de. O halde ey Lüb sahipleri, Allah’tan ittika edin ki felaha eresiniz.”
Ayette “habis” ile “tayyib” kıyaslanarak eşit olmadıkları söyleniyor. Meallerde habis yerine “kötü” yazılıp “kötü ile iyi bir olmaz” denir. Ama Muhammedi açıklamadaki karşılığını bilmek için manayı yerine doğru koymak lazım. Habis nedir? Allah’a ortak olarak yapılan her hal habistir. Bu kapsamdaki her türlü hal necistir, pistir. Habis, necis, pis, iflah olmaz, düzelmez demektir, Allah’ı örten her türlü haldir! “Velev ki habisin çokluğu hoşunuza gitse de” ifadesine dikkat edelim. Dikkat etmek tezekkür ve tefekkür etmektir. Ayet bize “lüb sahipleri tezekkür eder” diyorsa dikkat edeceğiz. Lüb sahibi olmak için önce “lüb sahibi gibi” davranmak lazım. Bu taklid insanı taklid ehli yapmaz. Taklid ehli Billahi anlamında iman açıklamamış kişidir, onun yaptıkları taklid ehlinin işleridir. Amentü Billahi imanını deklare ettikten sonra kişinin yaptıkları taklid değildir. Bir çocuk konuşmayı öğrenirken evdeki büyüklerden ayrı tutulsa konuşmaya geç başlar. Çünkü taklid edemiyor! Konuşmayı öğrenirken, siz ona “taklid ehli” diye kızar mısınız? Büyüklerini taklid etmeden yürüyemez de. Demek ki doğru yolda taklid şart. Bu yolda taklitten korkmamak lazım, bunlar insanı “taklid ehli” yapmaz. Veliyi taklid etmeden veli olunmaz, lüb ehlini taklid etmeden “lüb ehli” olunmaz. Ama “B” imandan sonra, yani nefs-i levvamede iseniz böyle! “B” imanını açıklamamış ve nefs-i levvamede değilseniz zaten taklid ehlisiniz, o zaman tüm yaptıklarınız için size taklid ehli denir.
Ayet bize; “velev ki habisin çokluğu hoşunuza gitse de o ikisi eşit olmaz” dedi. Eğer Lüb sahibi olmak gibi bir hedefimiz varsa burayı tefekkür ve tezekkür edelim. Çünkü ayet bize “Lüb sahipleri tezekkür eder” diyor. Evet, Allah’a ortak olarak yapılan her şey habistir, bu kapsamdaki her davranış, her hal habistir. Habis, necis, pis, iflah olmaz, düzelmez demektir. Allah’ı örten her türlü hal pistir, kötüdür. Kötü olan (yani Allah’ı örten) herşey habistir. Tayyib ise temiz demektir ve Hakk yoldaki her davranış, her hal temizdir, tayyibtir. Bazı arkadaşlarınız olur, bakarsınız her şeyi temiz her şeyi. Sözü temiz, bakışı temiz, yürüyüşü temiz, niyeti temiz, aklı temiz, kalbi temiz, her şeyi temiz… Hakk yol böyledir, onun her şeyi temizdir, tayyibdir. Batıl ise habistir, onun da her şeyi kötüdür, hiç bir şeyi iflah olmaz.
Ayetteki “velev ki habisin çokluğu hoşunuza gitse de” kısmındaki “hoşunuza gitse de” denilen yani habisten hoşlanan esfele safiliyn yapıdır. “Siz” derken kast ettiği odur, sizin kendinizi içinde bulduğunuz ve mücadele etmeniz gereken o yapıdır. “Habisin çokluğu, mücadele etmeniz gereken o yapının hoşuna gider” diyor. Kendinizi içinde bulduğunuz yapı habisin çokluğunu sever. Çok evi olmasını, çok arabası olmasını sever, çok parasının olmasını sever. Ama Allah ve Rasulü çok umurunda olmaz. Hele evi, arabası, malı o kadar çok olur ki Allah ve Rasulü hiç aklına gelmez. Her işi çok rayında gider, sağlığı, işi, eşi… Bazıları onlara bakınca yanılır ve der ki; adamın dinle diyanetle işi yok ama tuttuğu altın oluyor, evinden mutluluk şakırdamaları geliyor, bu nasıl iş? Dikkat edin, Allah ona öyle “çok” şey vermiş ki Allah’ı unutmuş. Sen onun neyine özeniyorsun? Bir yanda da bir gariban vardır; hastanede kuyrukta bekler, sıra gelmez; beklerken “Allah, Allah, Allah” diye acıdan inler. İşin aslını görürsen bu adam şanslıdır.
Efendimiz diyor ki; “bu dünya bir ağacın gölgesinde oturdun, dinlendin, kalktın” gibi bir şeydir.” Ağaç gölgesinde servetin olsa ne olur ki! Biraz sonra kalkıp gideceksin. İstasyonda tren bekliyorsun, üç beş dakika sonra tren gelecek. Biri sana, “şu büfe çok kar eder, sana satayım” deyip duruyor. Az sonra trene binip gideceksin, büfeyle ne işin olur ki! Dünya işte böyle bir şey. Azrail çekmiş sreni, tren geliyor. Sırayla birileri binecek. Her an hazır ol. Valizini hazırla, azığını hazırla, unutma ki en hayrlı azık takva. Hazırla ve bekle. Ama sen biletini almamışsın, valizin boş, hangi trene bineceğini bilmiyorsun, istasyonda arsa kapma peşindesin. Olacak iş mi? Bu yüzden ayet uyarıyor: “Senin esfele safiliyn yapın habisin çokluğunu sever. Ama Lüb sahipleri bunu anlar.” diyor. Bunu anlayın, tefekkür edin, ittika edin, esfele safiliynin cazibesine kapılmayın ki; felaha eresiniz.
Yusuf-111: “And olsun ki onların kıssalarında Lüb sahipleri için bir ibret vardır. O Kur’an beşer tarafından uydurulan bir söz değildir. Kendinden öncekileri tasdik edendir, her şeyi tafsil edendir ve iman eden bir kavim için de hüda rehber ve rahmettir.”
Ra’d-19: “Ancak Rabbinden inzal olunan Hakk’tır”ı (bu gerçeği) bilen kimse âmâ kimse gibi midir? Yalnızca Lüb sahipleri tezekkür eder.”
İbrahim-52: “İşte bu, insanlara bir tebliğdir; onunla uyarılsınlar, O’nun İlahun Vahid olduğunu bilsinler ve Lüb sahipleri tezekkür etsinler diye.”
Sa’d-29: “Bu sana inzal ettiğimiz bir kitaptır, mübarektir. Onun ayetlerini tedebbûr (derinlemesine tefekkür) etsinler ve Lüb sahipleri tezekkür etsin diye.”
Zümer-9: “Böylesi mi, yoksa sacid (secde ile) ve kaim (kıyam ile) gecenin vakitlerinde kânit (müstakim) olarak ahiretten hazer eden (ikan hale yaraşmayan davranışlardan sakınan) ve Rabbinin rahmetini uman mı? De ki, hiç bilen ile bilmeyen bir (eşit) olur mu? Ancak Lüb sahipleri tezekkür eder.”
Fatır Sûresi 19, 20, 21, 22 ve 23. ayetler: “Âmâ ile basıyr bir olmaz, Zulmet ile Nur da bir olmaz. Zıll ile harur da, diriler ile ölüler de bir olmaz… Muhakkak ki Allah dilediğine işittirir… Sen kabirlerin içindeki kimselere işittirici değilsin. Sen ancak bir uyarıcısın.”
Ayete göre “âmâ” kalbiyle göremeyendir, kafa gözü görmeyen değil kalbi kör olandır, fuadı aktifleşmemiş kişidir. Basıyr ise kalbi ile görebilendir. Ayet işte bu ikisini kıyaslıyor ve ikisi bir olmaz diyor. Âmâ ve Basıyr’in anlaşılması için zulmet ile nuru, zıll ile haruru yani gölge ile güneşli yeri ve diri ile ölüyü karşılaştırıyor. Buradaki diri ve ölü idrakla ilgilidir. Çünkü “idrak olarak ölü” olanlar da vardır. “Allah dûnu’nda varlık” iddiasında bulunan Allah için ölüdür. Ayette geçen “kabirlerin içindekilere (ölülere) işittirici değilsin” ifadesindeki kabir içinde olmak, doğruya yani hakikate karşı kendisini kabre sokmuşluktur. Hakikate karşı kendini kabre sokmuş (düşüncelerine zincir vurmuş, hakikatın önünü kapatmış) kişilere işittiremezsin…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi