• TARİH: 28.02.2021
Edep; Ya Hu – 233 – DENGE ÖNEMLİ,  DENGELEYEREK YÜRÜMELİSİN

Edep; Ya Hu – 233 – DENGE ÖNEMLİ, DENGELEYEREK YÜRÜMELİSİN

İnşirah Suresi’nin ilk ayetindeki Efendimiz (SAV) için geçen “sadrak” ifadesini anlamak, yine ayetin manasını ve bize mesajını anlamak için “sadr” ifadesiyle kastedileni iyi bilmek gerekiyor. “Sadr” birçok ayette geçiyor. Sadrı doğru anladığımız zaman onun geçtiği ayetleri anlamak, ilgilerini oluşturmak çok kolaylaşacaktır.
Önceki yazılarımızda ve İNŞİRAH kitapçığımızda “Sadr, Kalb, Fuad, Lüb Organizasyonu” adlı mekanizmayı Biiznillah geniş ve detaylı ele aldık, elhamdülillah. Sadr, Kalb, Fuad ve Lüb kavramlarını incelediğimiz bu yolculuğu Kur’an ayetleriyle yaptık, yapıyoruz, Kur’an’dan hiç ayrılmıyoruz. Çünkü yöntemimiz Kur’an’ı yine Kur’an’dan dinlemek; soruları Kur’an’dan sormak, cevaplarını Kur’an’dan almak, mümkün olduğunca içinde “bana göre” cümlesinin olmadığı bir anlatım tarzında olmayı çok önemsiyoruz. Eğer beşere göre bir şey olacaksa, onu Efendimiz (SAV)’in hadisleri kapsamında olacak şekilde anlatmak istiyoruz. Dolayısıyla daima usulümüz; Kur’an’ı Kur’an’dan öğrenmeye çalışmak…
Tevbe Sûresi 14. ayette “sadr”, 15. ayette “kalb” geçer. Sadr, kalp, fuad ve lüb, konusunu özellikle içinde “sadr ve kalb” geçen ayetler ile inceliyoruz, anlatış ve kompozisyonumuzun çatısını özellikle bu ayetler oluşturuyor. Tevbe Sûresi 14 ve 15. ayetlerdeki “sadr ve kalb”in bize anlatmak istediği şeyi yakalayabilmek için, bir önceki ve bir sonraki ayetlere birlikte ele alalım:
Tevbe-13: “Yeminlerini bozmuş, er-Rasul’ü yurdundan ihraca kastetmiş ve üstelik ilk kere kendileri size savaşa başlamış bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz haşyet duymanız için “ehakk” Allah’tır.”
Tevbe-14: “Mukâtele edin onlarla ki Allah sizin ellerinizle onları azaplandırsın, rezil etsin onları, onların aleyhine size nusret versin. Ve böylece müminler kavminin sadrlarına şifa versin.”
Tevbe-15: “Kalblerdeki ğayzı (gadabı) gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah Aliymun Hakiym’dir.”
Tevbe-16: “Yoksa siz, Allah sizden mücahede edenleri, Allah’tan ve Rasulü’nden ve iman edenlerden başkasını veli edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yapmakta olduğunuz her şey için Habiyr’dir.”
Ayetleri tefekkür etmeye başlamadan önce “zahir” nedir, onun bir tarifini görelim. Çünkü ayetlerin zahiri manaları üzerinden gideceğiz. Zahiri en azından iki türlü düşünmek lazım; birisi ayetin geldiği zamanki durum: Ayet hangi ortam için, nasıl bir durumda ve “ne demek” için geldi? Ancak zahiri bu yönüyle ele alan kişi, zahire yalnızca böyle bakar ve böyle değerlendirirse işi orada bırakır; bir hikâye gibi düşünüp o işi, o manayı orada, o olayda bırakır. Kişinin zahirle ilgili düşüneceği ikinci hal de önemlidir ki, o zahirin günümüze taşımasıdır. Evet, ayetler o günün şartları ve olayları içerisinde böyle geldi, bunu dedi ama ayet bugün bana ne diyor? Zahiren “ayet bana şunu diyor” diyeceğimiz bir bakış. bulmak gerekiyor. Eğer kişi bu iki zahiri bulup amele çevirmezse onda “bâtınî mana” açılmaz.
Hem yeri geldiği için, hem de çok önemli olduğu için vurgulayarak söyleyelim; bâtınla amel yapılmaz. Amel zahirle yapılır ve insanı kurtaracak olan şey ameldir. İnsanı ahiret hayatında kurtaracak olan onun amelidir. “Ne düşündün de cennete gittin?” diye bir şey yoktur, “ne yaptın da cennete gittin?” vardır. Elbette yaptıklarınla cennete gidemezsin, cennet Allah’ın merhameti ile mümkündür ama inanan kişinin salih amel yapması gerekiyor. Yanlış düşünerek, yanlış inanışla iş ve amel yaparsan zaten yaptıkların boşa gider, o ayrı. Ayetler diyor ki, yanlış düşünerek, yanlış düşünceyle iş ve amel yapıyorsan yani şirk koşarsan amellerin boşa gider. Şirk koştun mu bitti, o zaten hesaba alınan bir şey değil. Ama sadece doğru düşünerek, doğru düşünüyor olmakla cennete gidilmez. O doğruyu yaparak gidilir, amelle gidilir, bu yüzden “Amenû ve amilus salihati” prensibi önemlidir. İşte onun için, bâtınla amel olmaz. Hele de gözünüzü kapatıp hayal kurarak bâtın yakalıyorsanız hiç amel olmaz. Onun adı ham hayaldir. Kişi kendisini ibadette zanneder, ama öyle bir ibadet yoktur; amel yapamadığınız amele dönüştüremediğiniz bir ibadet yoktur.
Efendimiz (SAV)in hadisi şöyledir: “Her şeyin taşkınlığı olduğu gibi bilginin de taşkınlığı vardır. Taşkın olan bilgiden korununuz.”
Bilgi taşkınlığı nedir? Taşkınlık kapsamındaki bilgi, bir kere seni ikileme düşüren bilgidir, bilginin seni Hakk Yol’da tereddüde düşürmesidir. Böyle bakıldığında, az bilgili olup da ikileme düşmeyen kişi daha şanslıdır. Düşünün lütfen, siz normalde güzel güzel salâtınızı ikame ediyorken din adına bir bilgi duydunuz ve tereddüde düştünüz: Salât ikame etmeli miyim, etmemeli mi? O bilgi seni tereddüde düşürdü, sende taşkınlık yaptı. Böyle bir bilginin sana ne faydası var ki? Bu yüzden her şeyi öğrenmeye çalışmak şeytana kapı açar. Peki, nasıl bir yol takip edilmeli?
Denge önemli, dengeleyerek yürümelisin; bilgin kadar ameli ve amelin kadar bilgiyi dengeleyeceksin. Daima, öğrendiğin bilgiyi bir amelle dengeleyeceksin, yani bilgini, bildiğini hayata geçireceksin. Hayata geçiremediğin bir bilginin peşine koşar ve onu da yığarsan taşkınlık olur. Zaten hadiste de “bilgi zararlıdır” denmiyor, “taşkınlığı zararlıdır” diye uyarıyor Efendimiz (SAV). Amele çeviremediğin bilgileri yığar da taşkınlık oluşturursan sana zarar verir. Neden? Seni fitneye düşürüp amelden uzaklaştıracağı için. Bu yüzden amel zahirle yapılır, daima.
Peki, bâtınla amel olmaz mı? Şöyle olur. Bir kişi ona zahir olan bir şeyle, zahirle amel ediyorsa ve amelinde de ihlâsı yakalamışsa, onun daha önce bâtın diye bildiği bilgi onda zahir olur. Dolayısıyla yine zahirle amel yapar. Bir bâtın bilgi sizde zahir olmadan onunla amel yapamazsınız. O bâtın bilginin sizde zahir olması için, siz o bilgi kulvarının zahirinin ne olduğunu iyi öğrenip amele çevirmeli, sonra da onun ucundaki bâtının sizde zahir olmasını beklemelisiniz ki onunla amel yapasınız…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi