Edep ya Hu -241- Kişilik diye tanımladıkları

Edep ya Hu -241- Kişilik diye tanımladıkları

Ayetlerde geçen “hıyanet” ifadesi, Risalet ve Nübüvvet’le bize gelen ilim ve marifetle ilgilidir; “O bilgi ve yaşantıya” hıyanet etmektir. O bilgi ve yaşantıya hıyanet etmeyin buyrulur. Bu hıyaneti yapanlar münafıklardır, şimdi münafıklarla ilgili Bakara Suresi 15-20 ayetlere ve Münafikun Suresi 4. ayete bakalım:
“Gerçekte Allah onlarla (münafıklarla) alay ediyor da tuğyanları içerisinde basiretsizce kendilerini sürüklüyorlar. İşte bunlar hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. Onların (ibretlik) misali, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimsenin durumu gibidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah onların nurunu giderir ve karanlıklar içinde bırakır; (artık hiç bir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimsenin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah inkârcıları tamamen kuşatmıştır. O şimşek neredeyse gözlerini (ve idraklarını) kapıverecek. (Şimşek) onlara her aydınlık verdiğinde ışığında yürürler, üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı, işitmelerini de görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”
Münafikun-4: “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış keresteler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakının. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?”
Bir emniyetli ortam düşünün; insanların baskı altında olmadığı, rahatlıkla fikirlerini söyleyebildikleri bir emniyetli ortam. Böyle bir ortamda bir inkârcı rahatlıkla Allah ve Rasülü’ne inanmadığını açıklayabilir; böyle güvenli ortamda bir imanlı da Billahi anlamdaki imanını beyan edebilir. Ancak ortam güvenli olsa bile bir münafık çıkıp da ben bir münafığım açıklaması yapmaz. Kendisinin münafık olduğunu beyan etmez. Çünkü Kur’an münafıklar için bazı özellikler açıklamıştır. İşte münafık olan bu Kur’an’ın açıkladığı özellikleri kendisine konduramaz. Münafık olan kendisini, inanış şeklini ve davranışlarını doğru ve yerinde kabul eder.
Birkaç çeşit münafık tipi varsa da ortak noktaları şöyledir: Billahi anlamda iman edip salih amelle meşgul olan ihlâslı kullar münafıklara kişiliksiz insanlar gibi görünür. Münafıkların kişilik diye tanımladıkları ise “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası ve bu iddianın fiilleridir. Haniyf bir imanlı bütün bunları reddettiği veya terk etmeye çalıştığı için bu hal münafıklara göre bir kişilik kaybıdır. Dolayısıyla münafıklar ihlâslı kulların Billahi anlamda imanları ve Allah’a teslimiyetleri ile ortaya çıkan fiilleriyle gizli veya açık alay ederler. Alay etmeyi, onları küçümsemeyi veya kandırmayı kendileri için bir hak ve doğru davranış görürler. Bakara Sûresi 9. Ayet bu durum için şöyle der: “Allah’a ve iman etmiş olanlara hile yarışına kalkışırlar, aldatmaya çalışırlar. Oysaki hileyi ancak kendilerine yapıyorlar da bunun şuurunda değillerdir.” 9. Ayetten öğreniyoruz ki bir münafık bir başka münafığı bilir ve tanır. İş birliği yapabilir, organize olabilir. Münafıkların asıl savaşları Allah’a ve Allah’ın sistemine karşıdır. Bu yüzden de Allah’a inanmış ve teslim olmuşlar da onların hedef kitleleridir. Savaşlarını hile üzerine bina ederler ve aralarında da bu konuda yarış yaparlar. En iyi hile planları yapmak onlara karizma kazandıran bir kriterdir. Amaçları inananları aldatmaktır. Oysa oluşturdukları hile, yaptıkları bu hile hamleleriyle daha da aşağının aşağısına düşerler ve orada da sabitlenirler. Ancak bunu akıl edemeyen, göremeyen, kendisini doğru yolda zanneden şuursuzlardırlar. Münafıkların oluşturdukları hileleri daha yakından görebilmek ve anlayabilmek için bir hadise kulak verelim. Rasulullah (AS) Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Münafığın alameti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder.” Bu üç alametin kaynaklandığı noktalar da çok önemlidir. Çünkü esfele safiliyn dosyaları işte şimdi söyleyeceğimiz bu kaynaklarla açılmıştır. Üç özelliğini, Efendimiz (SAV) buyurdular ya konuşunca yalan söylerler, söz verince sözünde durmazlar, kendisine bir şey emanet edilince hıyanet ederler. İşte bunlar nereden kaynaklanıyor? Kaynakları çok önemli…
Söz verince sözünde durmaz. Bunun kaynağı ne? Çünkü Allah’a “Rabbim sensin” sözü verdi ancak dünya hayatında bu sözünde durmadı. Artık sözünde durmama dosyası faal oldu. Konuşunca yalan söyler. Kaynak ne? Sözünü bozduğu için, Rabbine verdiği sözünü bozduğu için “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunarak Allah’a yalan söyledi, iftira etti ve batıla karıştı. Ve kendisine bir şey emanet edilirse hıyanet eder. Bunun kaynağı: Allah ona “BEN” demeyi emanet etti. Oysa o kendi adına “BEN” diyerek bu emanete hıyanet etti. Dolayısıyla yalan söylemek, sözünde durmamak ve bir emanete hıyanet etmek dosyaları o kişinin esfele safiliyn formatında açıldı ve faal hale geldi…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi