Ekmek kuyruğu – Kocatepe Gazetesi

Ekmek kuyruğu – Kocatepe Gazetesi

Sezer Küçükkurt 28 Eylül 2010 Salı 03:00:00
  Yıkılan Emek Sosyal Tesislerinin önünden 25 Eylül Cumartesi günü iki kez geçtiğini bu alanda Afyonkarahisar Belediyesine bağlı Yüntaş A.Ş firmasının ekmek satış noktasının bulunduğunu anlatan CHP Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe, ekmek satış büfesi önünde gözlemlediklerinden duyduğu rahatsızlığı ifade etti. Ünlütepe; “Büfede yazan o yazıya baktım, okudum. O yazıyı dikkatle okudum ve utandım. Hayırsever bir kimse 50 kuruştan 5 adet ekmek alırsa büfe önündeki cam kutunun içerisine bırakacak, oradan yoksul insan 3 ekmek alabilecek. Türkiye bir sosyal devlettir. Sosyal hukuk devletidir. 7-8 yaşındaki çocuğu orada 3 ekmek almak için 30 dakika, 1 saat bekleten düzene lanet olsun. Bunları bekletenlerde Allah korkusu yoktur. Utansınlar, orada 30-40 yaşında kadınları gördüm. 60 yaşındaki kadını bağdaş kurmuş otururken gördüm. Ne olur Belediye Başkanımız o gelenler belli onların isimlerini alıp adreslerine günlük 3 ekmeği götürsün. Eğer Belediye yapmı-yorsa kamu çalışanları bunu yapsınlar. İnsanımızın yoksulluğunu teşhir etmeye hiçbirimizin hakkı yoktur. O Afyon’un siyasetçileri için Afyon’un kamu yöneticileri için bir yüz karasıdır. Lütfen oradaki şey kaldırılsın o yoksul insanların evine getirilsin. Kömürü nasıl getiri-yorsan o ekmeği de götür. On yaşındaki çocuk geleceğe başka türlü hazırlanıyor. O psikolojik baskıyla hazırlanıyor. Ona hakkımız yok.” dedi.
YÜNTAŞ Büfeleri’ndeki “Bir ekmek de sen al” adı altında yıllar önce başlatılan ve halen sürdürülen bu kampanyanın bugünkü uygulamasında aksama olduğunu kabul etmek gerekir. Bu kampanya aslında gayet halisane bir şekilde başlatılmış ve uzun yıllar böyle devam etmişti. Ama sonrasında bu halisane uygulama hakkına razı olmayanlarca sulandırıldı. Sulandıranlar da bizzat bu uygulamadan faydalananlar oldu. Buradan aldıkları sayısız ekmeği gidip mahalle bakkalına satanlardan tutun da, başka bir garibin hakkı olduğunu düşünmeden onlarca ekmek almak için ailece sıraya girenlere görmek mümkün hale geldi. Afyonkarahisar’da barınan mültecilerin en birinci uğrak yeri oldu YÜNTAŞ büfeleri. Diyeceğimiz o ki; bu uygulama faydalı ve iyi bir uygulama. Ama uygulama şeklinde bir aksaklık var. Büfe önlerinde ekmek için sıra bekleyen insanlar gerçekten de hoş olmuyor. Hakikaten bir tek ekmek için bekleyenler olduğu gibi, bu işin suyunu çıkaranlar da mevcut. Bu güzel fikrin uygulamasını gözden geçirmekte yarar var galiba…
SÖZE, YAZIYA DAİR
Konuşmak kolay, yazmaksa zor. Söz uçuyor gidiyor, yazı kalıyor. Sözün kusuru fazla görülmüyor, yazının kusuru göze batıyor. Söz inkâr edilebiliyor ama yazı ortada kalıyor.
Aslında söz de uçup gitmiyor. Herkesin başında bir kâtip faydalı konuşulanı da yazıyor, faydasız konuşulanı da.
Bir adamın ne mal olduğunu anlamak mı istiyorsunuz, nasıl konuştuğuna bakınız. Boş laflar ediyorsa, zâhiri hoş görünse de içi boştur. Boş tenekenin sesi çok çıkarmış ya, işte o hesap.
Uzun sözler, faydalı bile olsalar bıktırır, usandırır. Asıl hüner ve marifet az lafla çok şey ifade etmekte değil midir? İnsan kendisine en büyük zararı diliyle verir. Kişi konuştu mu doğru söylemeli, lâkin her doğruyu söylemek doğru değildir.
Öğüt veren bir kişi ettiği öğütleri kendisi uygulamı-yorsa, onun sözünün tesiri olur mu hiç?
Peygambere üç kere “Din nedir?” diye sormuşlar. Üçünde de “Nasihattir” cevabını vermiş.
Ama nasihatler arasında da fark vardır diye düşünüyoruz. İlmi, irfanı, yetkisi olmayan biri ötekine namaz kıl derse, tesiri nasıl olur, bir âlim aynı şeyi de-yince tesiri nasıl olur? Nasihat aynıdır ama edenden edene fark vardır.
Kendisi perhiz yapmayan doktorun perhiz öğüdü neye yarar ki?
Bir musibet bin nasihatten evlâdır (yeğdir). Başına gelen musibetlerden ibret ve ders almayıp kendini toparlamayan kişiye ne kadar nasihat edilse boştur.
Ölüm insana nasihatçi olarak yetmez mi? Ölenlerden ders almıyorsan senin için yapılacak bir şey yoktur. Hz. İsa, “Ben biiznillah ölüleri dirilttim ama ahmaklar için yapabileceğim bir şey yoktur…” buyurmuş.
Lüzumsuz ve faydasız çok lâf eden ahmaktır. Ahmaklık onulmaz bir hastalıktır. Çok okumakla iş bitmez. Okuduğun faydalı, hikmetli, lüzumlu olmalı. Tesirli bir nazar, tesirsiz bir sürü lâftan hayırlıdır.
Çok konuşan birine: “Efendi niçin bu kadar çok, bu kadar karmakarışık, bu kadar ipsiz sapsız lâflar ediyorsun, iplere saçma sapan boncuklar diziyorsun?..” diye sormuşlar. “Ben Allah için konuşuyorum…” diye böbürlenmiş. “Ne olur Allah için konuşma!..” demişler.
Gevezenin ömrü biter lâfı bitmez. Zevzeklerin hayatı boş lâfla geçer. Hz. Peygamber ne güzel söylemiş: “Kuli’l-hayr ve illâ feskut… Ya hayırlı konuş, yahut dilini tut.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi