Erdoğan EMRE yazıyor: İBRAHİM KÜÇÜKKURT’u anarken

Erdoğan EMRE yazıyor: İBRAHİM KÜÇÜKKURT’u anarken

Rahmetli ağabeyimiz İbrahim Küçükkurt’u vefatının 9’uncu yılında hayırla anarken, O’nunla yaşadığım anılarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Askerliğim sonrası (1968-70) Ankara’da Emlak Kredi Bankası Genel Müdürlük binasında çok iyi şartlarda çalışırken, bugün hepsi de Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan, sırasıyla; Ziya Uz (İller Bankası Gen. Müd. muhasebe müdürü) Sami Öznur ve İbrahim Küçükkurt, ziyaretime geldiler.
1972 ortaları olacak, Afyon Belediyesi’nde bana ihtiyaçları olduğunu, şehrin 35 senelik imar planının ilk defa yenilendiği ve önümüzdeki aylarda geleceğini, belediye inşaat kadrosunda yeterli teknik eleman olmadığını, (O yıllarda Fen İşleri , İmar İşleri müdürlükleri henüz yoktu, kadro henüz kurulmamıştı), ayrıca bu memlekete olan borcumun ödenmesi zamanı geldiği.. gibi ikna edici sözlerle beni aynı kadro ve özlük hakları ile Afyon Belediyesi’ne naklettiler.
Belediye’de 2 senelik memuriyetim ve sonradan meclis üyesi sıfatıyla 4 yıllık encümen üyeliğim süresince yani 6 yıl, gerek İbrahim Ağabey gerekse kardeşi, arkadaşım Şükrü, Kocatepe Gazetesi’nde beni sürekli cesaretlendiren yazılar neşrettiler. Sami Öznur’un mühendisi sıfatıyla neredeyse tam yetkili olarak tüm kararlarda imzam oldu ve Kocatepe beni hep destekledi.
Hiç unutmadığım bir hatıram var; yeni imar planında arsasının kıymeti düşen bir vatandaşın beni tehdit etmesi, bu yollu mesajlar göndermesi bir şekilde rahmetli Şükrü’nün kulağına gitmiş; makamıma gelip, beni alışık olmadığım bu durum karşısında arkalayıcı ve yalnız olmadığımı gösterir davranışlarla cesaretlendiren konuşmalar yapıp; “isim ver gerekeni yapayım” diyecek raddeye getirmişti. (O yıllarda buna benzer önemli-önemsiz birkaç tehditle karşılaşmıştım, tabii yeni evli, 30 yaşında genç bir mühendis ve tarafsız bir belediye başkanının en güvendiği kişi olmanın sorumluluğu da eklenirse nasıl karar vereceğini şaşırıyor insan).
İbrahim Küçükkurt’un AKÜ’nün kuruluşu üzerinde büyük emekleri vardır. O olmasaydı da belki Üniversite Eskişehir’den koparılıp Afyon’a getirilirdi ama en erken 10 yıl sonra diye düşünüyorum. AKÜ’ye hep müzaheret etti Küçükkurt, yayınlarına bile karıştı, büyük ümitlerle çıkarılan Afyonkarahisar Kütüğü’nün pek fazla ilmi değeri olmadığını ama iyi bir resim albümü olduğunu söylemiştim: hala da öyle düşünüyorum, dağ fare doğurdu gibi sözler sarfettim, haliyle buna içerlemiş İbrahim ağabey, sözünü budaktan esirgemez her zaman “lafı tam gediğine” koyardı, nitekim bir toplantıda buna işaretle, “beğenmeyenler var, bugüne dek hiç yapılmayanlar yapıldı ama bazılarını memnun edemediler, daha iyilerini yapacak kişiler elbette çıkacaktır..”, diye kibarca üniversiteyi arkalamıştı.
O dönemde meşhur Rektör Şan Öz-alp, Afyon’da çoğu kişiyi ve tabii bazı öğretim üyelerini memnun etmeyen sıkı ve çok otoriter yönetim sergilemişti. Öğretim üyelerine bir görev verdiğinde tarih koyan, şu gün bu yazıyı, araştırmayı,.. masamda istiyorum diyebilen bir yönetici idi; geçinebildiği tek adam Küçükkurt idi.
Eşi Neriman hanımın evde şiddetle uyguladığı sigara içme yasağını, Kadir Altınkaya’nın ofisinde toplanan Kitap Kulübü’nde ağzımızı sıkı tutmamızı tembihleyerek 1-2 tane içtiğini hatırlarım.
Lise arkasındaki Oruç Apartmanında iken bizim yanımızdaki apartmanda kalıyorlardı, uzun süre yakın komşuluk ettik; sabah namazlarını mutlaka Yeşil Camide kılardı, bazı günler namaz dönüşü kapı önünde karşılaşır şakalaşırdık, çok manidar ve yerinde şakaları vardı. Afyon Tarihini, halk yapısını (etimoloji diyorlar) iyi bilen ve değerlendiren de O’dur, bir mana da şehrin kahyası, muhtarı gibi, her sülaleyi, her esnafı iyi tanır.
Uzunca bir süre, sahibinin vekili olarak anahtarı bende olan Esvab Emini Konağı’nda sonbahar-kış gecelerinde haftada bir tertiplediğimiz (1995-2000) gezekvari toplantılarının köşe taşı gibi değişmez üyesi idi.
Bir tür Encümen-i Daniş olan bu toplantılarda tek konu “Afyon üzerine herşey” diye özetlenebilir; şehirde vukubulmuş herşey, yangın vb doğal afetlerden tutun da aklınıza ne gelirse, herşey en yetkili ağızlardan dinlenir ve değerlendirilirdi.
Benimle beraber 6-7 kişilik gençler kadrosu (Kadir Altınkaya, Ahmet İlaslı, Ülküer Abi, Turizm müd. Muzaffer Uyan, Yılmaz Soytekin) önceden mabeyin salonunu düzenleyip mangalları ve şömineyi yakar, aşağıdaki listeye göre yaşlıları evlerinden alıp getirir, sonunda da evlerine taksim ederdik.
Hepsi de rahmetli olan yaşlı üyelerimiz şunlardı;
Mehmet Dönergöz, Ahmet Mihrioğlu, Ahmet Öğüt, Kemal Alpergül, Fikri Yazıcıoğlu, İsmail Hızal, Dr Muhsin Keskin, Nuri Özsoy, Metin Yurter, İbrahim Küçükkurt…., bazen de bunlar yanında gelebilen değişken misafirler.. Malayani konuşmaların olmadığı bu nadide toplantıların önemini anlayınca ses kaydına almaya başladık, büyüklerimizin önünü açıp konuşmalarına fırsat yaratan Küçükkurt, bir anlamda “önünden kaçan” (kolaylaştırıcı) idi; hiç kimseden duymadığım bazı anekdotların sahibi de O’dur. Toplantı arasında aşağıya, taşlığa inip bir sigara tellendirirken bu defa benden saklandığını itiraf ederdi, çünkü tamamen ahşap olan konakta sigara içmeyi kesin olarak yasaklamıştık. Nitekim, daha önceleri ev sahibi Özelsel ailesinin zamanında (1985-90 arası) tertiplediğimiz büyük toplantılarda Vali, Belediye Bşk, kuvvet Komutanı vb ileri gelenler de içemez, çok nadir olarak Komutan Paşa hazretleri sokağa çıkıp tek sigara içip yukarı çıkardı.
Atatürk’ün Afyon ziyaretlerinde yaşanan olayları o gün orada yaşamış gibi anlatışı hepimizi heyecanlandırırdı.. Taşkapılıoğlu’nun evinde verdiği ziyafet sonunda yaptığı gafı anlatırken, başka bir ziyarette Eşi Latife Hanımla beraber kendilerine ikram edilen kaymağın üzerindeki simsiyah çörekotunu fare pisliği sanan eşine sinirlenip söylediği kibarca sözleri bizi ne kadar güldürmüştü.
Çok etkilendiğim bir başka olayı kendisinden dinlediğimde hem şaşırdım hem gururlanmıştım; Ortaokuldan sonra ailesinin görüşleri vb sebeplerle okuyamıyacağını duyan amcam Aşık Emre, hemen olaya el koyup Eskişehir Ticaret Lisesine kaydını yaptırıp velisi olmuş, mezuniyetinden sonra da akademiye devam ettirmiş, “Beni sürekli takipten vazgeçmedi, hayatımı kurtardı, O olmasaydı ben kasap çırağı olacaktım” derdi.
Torunu ile evlendiğim, 42 yıllık Müftü Hüseyin Bayık’a enişte demesi de beni şaşırtmıştı, meğer dedemizin ikinci evliliğini yaptığı Cemile Hanım (Büyük alim, Çil Hafız hoca’nın kızı) Küçükkurt sülalesine müntesip imiş.
Birkaç sene farkla yaşıtı olduğu arkadaşları; Erdoğan Bayık, Nuri Demirayak, Berker Abi, Adnan Bayık, gibi kişiler, geri planda kalmayı yeğledikleri halde O öne çıkar, grup sözcüsü rolü üstlenirdi; iyi bir stratejisyen ve yönlendirici idi. Bu ve benzer huyları-davranışları sebebiyle yakın çevresinde “Küçük Atatürk” yakıştırması yapılırdı.
Gazetesini hiçbir zaman silah olarak kullanmadı. Şehir Kulübünün ana kadrosunda adı geçerdi. Kulüp müdavimlerinden rahmetli sınıf arkadaşım Niyazi Hoca’yı (İplikcioğlu) sever ve takdir ederdi. Kulüp’te meşhur kağıt oyunlarına iştirak ettiğini pek sanmıyorum, içki kullandığını da görmedim-duymadım.
Fedakarca davranışları arasında sayılabilecek iki örnek aklımdan çıkmaz; kansere yakalanan kasap Ahmet Kocaşaban ile ABD’ye gitmesi, Sami Öznur’u Afyon SSK Hastanesinden ambulansla Ankara’ya götürüp tedavi ettirmesi..
Tam 45 sene önce bugünlerde yani 25 Aralık 1975 günü İsmet Paşa’nın vefatı üzerine bu büyük kahramanın kabrine konulmak üzere Kocatepe’den alınan toprağı ikimiz beraber götürüp Anıtkabir’de Paşa’nın defni sırasında yetkililere teslim etmiştik. Merasim sonrası Atatürk’ün Mozolesi altına özel izinle girilen kripto bölümüne de girip Ata’yı kabri başında ziyaret edebilmiştik.
Ne ilginçtir ki 34 sene sonra aynı günlerde İbrahim Ağabeyi de toprağa verdik, küçük kardeşi Şükrü’den bir yıl sonra.
Kocatepe Gazetesi O’nların ayrılığından sonra öksüz kalmadı; yeğeni Sezer bu büyük emaneti, kutsal bir miras kabul edip daha geliştirip modernize ederek bugünlere getirdi. Ama sonuçta Afyonkarahisar çok değerli bir evladını, sevdalısını, temsilcisini, avukatını, tarihçisini kaybetti.
Gizli-kapaklı yaptığını iyi bildiğimiz hayırlar arasında kendi adını taşıyan bir ilkokul ve birçok öğrenciye sağladığı eğitim bursunu sayabiliriz.
9’uncu ölüm yıldönümünde iki kardeşi de saygı, sevgi ve özlemle, minnetle ve şükranla yad ediyoruz. Allah rahmetini esirgemesin, kabirleri nurla dolsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi