GÜLEN İKİ YÜZ = DOSTLUK

GÜLEN İKİ YÜZ = DOSTLUK

Canın sıkılır; rahatlamak, huzur bulmak için bir dosta ihtiyaç duyar. Hemen koşarsın yanına.
Moralin bozulur ya da hastalanırsın hemen yanında bir dostunun, arkadaşının olmasını istersin. Olmadı, telefonuyla teselli olmayı beklersin.
Düğünün derneğin olur. Yine gözün, gönlün kapı da hep onu bekler.
İnsanoğlu böyledir. Yaşamanın tadını, lezzetini sevdikleriyle beraber olunca hoş olacağını, mutlu olacağını sanır. Bundan dolayı da her yüzüne güleni dost, her yakınında olanı da arkadaş bilir. Ondan çok şey bekler.
Ama bu yalan dünyanın ya da dünyalının yakınlığı da dostluğu da büyük bir muammadır. Baharın güzelliği. Güneşin sıcaklığı insanı aldatabilir. İnsanoğlu, tarihten bugüne bu cazibeye kapılmış. Her şey her zaman güzel olacak sanmıştır. Mümkün mü? Esas bu fani Dünya’nın kara kışı var. Buz gibi soğuk olan yüzü var. Her zaman bizi üzen ve hesapta olmayan tarafını da mutlaka göz önünde bulundurulması lazım!
Bizden olan fani de ondan pek geri kalmaz. İşte size olmuş gerçek bir yaşam örneği:
Birkaç gün önce sevdiğim, çok değer verdiğim bir arkadaşımın çok üzgün olduğunu gördüm. Gerçekten morali bozulmuş, berbat bir durumdaydı.
-Ne bu hal kardeşim? Ne oldu sana? Canını sıkan nedir? Anlat bakalım!
Kendini biraz toparlayıp. O koca başını bana dönerek…
-“Dost vurgunu!?”dedi.
– Açık konuş oğlum. Neyimiş vurgun-murgun?
Biraz içini çekip, yüzüme o kaygılı, korku dolu mahmurlu gözlerle bön bön bana bakarak.
-Çok değer verdiğim, sevip saydığım bir yakınımın iş yerine gittim. Biraz konuşayım, halleşeyim. Diye. Yaa adama bir şey soruyorum, cevap vermiyor. Konuşuyorum, beni dinlemiyor. Ara-sıra arkasını dönüp bir şeyler yapıyor! Belki işi vardır. Onun için böyle yapıyordur. Diye düşündüm.
– Olabilir. Sende biraz alıngansın kardeşim.
-Yok yaa öyle değil. Ben içerideyken birkaç kişi daha geldi. Onlarla çok iyiydi. Ayrıca birkaç defa telefonu çaldı. Yine onlarla da gayet iyiydi, hoş sohbetler etti. Oysa çoğu zaman bana telefonunu açmaz! Geri dönüşü olmaz. Mesajlarıma bile cevap vermiyor. Adam yerine koymuyor. Bu beni kahrediyor! Bu tavırları sadece bana yapıyor! dedi.
-Kafana takma. İnsanlık hali, olur böyle şeyler. Deyip Onu teselli edip, moralini düzeltmeye çalıştım.
Ancak, bu iş baya kafama takıldı! Aynı şeyler bana yapılsa ne yapardım! Diye epeyce düşündüm. Bunun yenilir yutulur tarafı yok. Böyle arkadaşlık olmaz.
Yaa konuş konuş sözlerin kabul görmeyip, avare avare boşlukta sallanıp sallanıp geri seni bulması. İnanın hiç hoş değil!
Eğer yakınım dediğin zat; sana karşı ilgisi alakası yoksa! Halini hatırını sormuyorsa! Bir günden bir güne kapını çalıp, yanına gelmiyorsa! O kişi gözünde, senin beş paralık değerin yok demektir.
Hiç olmazsa üç beş defa sen gidersen. Bir kerede olsun onun gelmesi lazım.
Böyle vefasız, buz gibi dostu neyleyeyim ben!.
Bu tür şeylere “Boş veeer, gitsin!” denemez, denmemeli!
Ahlaki açıdan baktığında da bunun konulacak uygun bir yeri yok!
Böyle dostluk, böyle arkadaşlık yerin dibine batsın.
Gerçekten zor bir durum. Böylesi ilişki ve tavırları asla doğru bulunamaz. Her ne sebeple olursa olsun asla tasvip etmemeli.
İnsana hatta bütün canlılara değer ver ki; karşılığında değer bulasın!..
Tam da bu konuyla ilgili Hz Muhammet (sav) “Mümin, herkesle kaynaşan ve kendisiyle kolayca kaynaşılan kimsedir!” diyerek. Samimiyeti, dostluğu ve anlayış üzere olunması gerektiğini tavsiye ediyor.
Karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü ve anlayış; dostluğun, arkadaşlığın, kardeşliğin temelini yani özünü oluşturur.
Toplumsal huzurun, toplumsal barışın ve kaynaşmanın yolu budur! Ancak bu şekilde Hak ve adalet yerini bulmuş olur!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi