DOLAR 18,5450 0.14%
EURO 17,9633 -0.36%
ALTIN 980,49-0,69
BITCOIN 3584763,33%
Afyonkarahisar
21°

HAFİF YAĞMUR

13:01

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

AŞURE ORUCUNUN FAZİLETİ VE EHLİ BEYTTEN YANA TARAF OLMAK

ABONE OL
10 Ekim 2016 13:25
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Muharrem Günay 10 Ekim 2016 Pazartesi 13:25:31
 

Âşure orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(Tîrmizî. Savm: 40. )
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Aşûre Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(A.g.e., Savm: 47.)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(İbni Mâce. Siyam: 43) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir. (İhyâ, 1:238)
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Aşûre Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Aşure gününde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nispetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşûre Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Aşure günü anne, baba ve akrabaları ve kabirleri ziyaret etmekte, çocukları sevindirmekte, sadaka vermekte, ilim meclislerine gidip sohbet etmekte çok büyük hayırlar vardır.  Peygamber efendimiz:
“Aşure günü çoluk çocuğunun nafakasını geniş tutanın bütün sene nafakası bol olur” buyurmuştur. Ayrıca Aşure günü gusletmek sünnettir. Peygamberimiz bir hadislerinde: “
“Kim aşure günü boy abdesti alırsa günahlardan temizlenir. İki defa gusledenin gözleri ağırmaz” buyurmuştur.
Aşûre gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur.  Her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür.
Biz Türkler Ehli Beytten Yana Taraf Olmuş Bir Milletiz
Biz Müslüman Türkler, Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında baş gösteren mücadelede ve ondan sonraki Ehli Beyt ile Emeviler ve Abbasiler arasındaki mücadelede her zaman Hz. Ali ve Ehli Beyt’ten yana taraf olmuş bir milletiz. Hiç şüphesiz Kerbela’da acımasızca şehit edilen Hz. Hüseyin ve yakınlarının, haksızlığa ve zulme karşı onurlu direnişleri, doğruluk adına samimi yürüyüşleri, bütün müminlerin gönüllerinde unutulmaz izler bırakmıştır. Resûlullah Efendimizin torunlarına bu zulmü reva görenler ise; insanlığın ortak vicdanında mahkûm edilmişlerdir.
 Muharrem, bizim için ortak bir hüzün ve matem mevsimi olduğu kadar, bir adalet, hikmet, hak ve hakikat sofrasıdır. Bizler bu hadisenin matemini tutarken, aynı acıların bir daha yaşanmaması için; Muharrem’i doğru okuyup anlamaya, müspet sonuçlar çıkararak ibret almaya ve yüce Rabbimizin; “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın…” (Âl-i İmrân, 105) emrine uygun hareket etmeye her zamankinden daha çok muhtacız. Geçmişi unutmadan fakat geçmişe de takılık kalmadan tarihteki bu acı olaylardan ders almak ve aynı dinin ve Türk milletinin birer mensubu olmak düşüncesinden hareketle hareket etmek ve birbirimiz sevmek zorunda olduğumuzun farkında olmalıyız. Önemli olan bu acı olayların bir daha yaşanmamasıdır. Bu acı olayı Âşık Yunus şöyle anlatır:
 ***
Şehitlerin ser çeşmesi, Enbiyanın bağı başı
Evliyanın gözü yaşı Hasan ile Hüseyin’dir.
Hz. Ali babaları, Muhammed’dir dedeleri
Arşın iki küpeleri Hasan ile Hüseyin’dir.
 ***
Kerbela’dır yazıları, şehid olmuş gazileri
Fatma ana kuzuları Hasan ile Hüseyin’dir.
Derviş Yunus dünya fani, bizden evvel gelen hani
İki cihan sultanı Hasan ile Hüseyin’dir. (Yunus Emre)

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.