MÜŞRİKLERİN HZ. PEYGAMBER’İ ÖLDÜRME PLANLARI

MÜŞRİKLERİN HZ. PEYGAMBER’İ ÖLDÜRME PLANLARI

İçlerinde Ebû Cehil ve Velid bin Muğîre’nin de bulunduğu Mahzumoğullarından bir topluluk, uzun uzun konuştuktan sonra Peygamber Efendimizin (sav) vücudunu ortadan kaldırmaya karar verdiler. Vazifeyi Velid bin Muğire yerine getirecekti. Resûl-i Ekrem (sav), namazda Kur’ân okumaya başladığı bir sırada, Velid yanına kadar sokuldu. Fakat o da ne! Öldürmeye gittiği zâtın sesi var, okuduğu Kur’ân şirk kiriyle paslanmış kulağına geliyor, fakat gözü onu bir türlü göremiyordu. Velid şaşkınlaştı. Telaşla arkadaşlarının yanına döndü ve durumu anlattı. Bu sefer hep beraber gittiler. Fakat, yine Efendimizi (sav) görmeye muvaffâk olamadılar. Çünkü ileri gittiklerinde ses arkadan, arkaya doğru gittiklerinde ise ses ön taraftan geliyordu. Nihayet hayretler içinde kalıp dağıldılar. Kâinata bir rahmet güneşi olarak doğan Peygamber Efendimiz (sav), müşriklerin bu küstahça hareketleri karşısında evine döndü. Birazcık olsun üzüntüsünü yok etmek, sıkıntısını gidermek için örtüsüne büründü ve yattı. (Salih Suruç, Kâinat’ ın Efendisi (Asm), I/263-264 Nesil yayınları, 2013)
Kureyş müşrikleri Resûl-i Ekrem Efendimizin (sav) vücudunu ortadan kaldırmak için kat’î karar almışlardı ve bunun için faâliyetlerini sürdürüyorlardı. Bu sırada Cenâb-ı Hak, Sevgili Resûlüne hicret emrini verdi. Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ebû Bekir (ra)’in evine her gün sabah veya akşam vakitlerinde uğrardı. Fakat, hicret emrini aldığı gün, öğle vakti sıcağında, âdeti olmadığı bir saatte başını sararak Hz. Ebû Bekir (ra)’in evine vardı. Efendimizin (sav) geldiği haber verilince Hz. Ebû Bekir (ra) şaşırdı ve “Vallahi, Resûlullah bu saatte hiç gelmezdi. Bu gelişinde mutlaka bir iş var.” diye konuştu.
Sonra Efendimizi (sav) içeri alıp minderinin üzerine oturttu ve “Anam, babam sana fedâ olsun, Yâ Resûlallah, ne haber var?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (sav), “Yüce Allah, bana Mekke’den çıkmaya ve Medine’ye hicret etmeye izin verdi” buyurdu.
Hz. Ebû Bekir (ra) merakla, “Senin refakatınla şereflenecek miyim, yâ Resûlallah?” Diye sordu.
Peygamber Efendimiz (sav), “Evet!..” deyince gönlüne sürûr, gözlerine sevinç göz yaşları doldu.
Hz. Aişe (ra) bu ânı şöyle anlatır:
“O güne kadar, bir insanın sevincinden böylesine ağladığını görmemiştim.”( Sîre, 2/128-129)
Resûl-i Ekrem (sav) ve Hz. Ebû Bekir (ra), Medine’ye kadar kendilerine kılavuzluk etmek üzere, henüz müşrik, fakat güvenilir, sözünde durmasıyla tanınmış biri olan Abdullah bin Ureykit’le anlaştılar. İki binit devesini kendisine teslim ettiler. Üç gün sonra Sevr Dağı eteğinde buluşmak üzere sözleştiler.
Bundan sonra Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ebû Bekir (ra)’in yanından ayrılarak Hâne-i Saadetine döndü. (A.g.e., 2/128-129; Tabakât, 1/227-228; Buhari, 2/332, Taberî, 2/245; Uyunu’l-Eser, 1/181)
Hz. Cebrâil (as)’in İhbârı
Bu sırada vahiy meleği Cebrâil (a.s.) gelip Peygamber Efendimize (sav) müşriklerin kararını bildirdi ve başvuracağı tedbiri de şöyle açıkladı:
“Şimdiye kadar yattığın yatağında, bu gece yatma!”
Bunun üzerine Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (sav), Hz. Ali (ra)’yi çağırdı ve
“Yatağımda bu gece yat uyu! Şu yeşil, geniş aba hırkamı da üzerine ört! Korkma! Sana hiç bir zarar erişmeyecektir.” dedi.
Ayrıca Hz. Ali (ra)’ye, kendisine teslim edilen emânetleri sahiplerine verinceye kadar da Mekke’de kalmasını emretti.
Mekkeliler, “Muhammedü’l-Emîn” lâkabını verdikleri Peygamber Efendimize (sav) son derece güvenirler ve en kıymetli eşyalarını, saklayamamaktan korktukları için ona teslim ederlerdi. Kureyş ileri gelenlerinin, hakkında ölüm kararı aldıkları sırada da kendilerinde emanet olarak birçok kıymetli eşya vardı. Ama o, bu karara rağmen, emânetlerin sahiplerine verilmesini Hz. Ali (ra)’ye emretmekle bir kere daha büyüklüğünü ve emânete sadakatını ortaya koyuyordu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi