REBİÜLAHİR AYI

REBİÜLAHİR AYI

Rebiülahir, hicri ayların dördüncüsüdür. Bolluk, bereket, yağmur anlamlardaki “önceki bahar” ayından (Rebiülevvel’den) sonra gelen, “ikinci bahar, sonraki bahar” anlamındaki Rebîülahir ayına 6 Kasım’da girmiş bulunmaktayız. Billahi manada iman etmişler, müslimler, Müslümanlar olarak vaktin farkında olmak, zaman yönetimini önemsemek ve zamanı Asr Suresi’nde önerildiği gibi dünya hayatında, Hakk yolda başarılı olmak üzere kullanmak bizim için çok önemli. Allahım, bunu bize sevdir, kolaylaştır, hayat tarzı eyle ve ikram ediver (âmin).
İçerisinde bulunduğumuz Rebiülahir ayında, diğer aylarda olduğu gibi farz ve nafile ibadetlerimizi yerine getirmemiz tavsiye edilir. Her daim işimiz zaten kulluk; farzlar, nafileler… O zaman “ibadet, farz, nafile” kavramlarını hatırlayalım. İbadet Allah’a kulluk yapmaktır ve bir hayat tarzıdır. Bu bakışla, bütün yaratılanlar yaşantılarıyla, insanlar da hayat tarzlarıyla kulluklarını yapmaktadır. Ancak “Allah’ın razı olduğu bir kulluk” için duada, yönelişte olanlar, hedefi Allah rızası olanlar için ibadet; Allah yokmuş gibi yaşamamayı, Allah’ın dışı varmış da biz yaratılanlar oradaymış zannından (duniHİ algıdan) kurtulmayı, Billahi imanla (behemehâl Allah’ta, Allah’la), O’nun razı olduğu hayat tarzıyla yaşamayı ifade eder. Kulluk için bu hatırlamadan sonra; şekilli ibadetler olarak farz nedir, nafile nedir, tanımlayalım.
Nafile ibadet; farzlar, vacip ibadetler dışında kalan, “daha fazla ne yapabilirim” muhabbetiyle yapılan ama Efendimiz (sav)’den öğrenilen ibadetlerdir. Burada ibadeti bir yöntem, bir şekil, bir amel olarak düşünüyoruz ama aslında bir hayat tarzı olduğunu, bir hayat tarzı oluşturduğunu bilerek bu tanımları yapıyoruz. Farz ibadetler ise, Rabbimizin inanan kullarına “sizin için olmazsa olmaz” dediği ibadetlerdir, bu önemi nedeniyle kendimiz için “zorunlu” gördüğümüz işlerdir. İşte bir inanan olarak biz, önerilen “farz ibadetlerimiz”i yerine getirdikten sonra yine bizim için çok büyük birer nimet olan nafile ibadetlerle karşılaşır, buluşuruz… Nafilelerin bizim sonsuz hayatımız için bir önemini bize Efendimiz (sav) hadislerinde şöyle bildirir:
“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk amel salâtıdır (namazdır). Eğer o düzgün olursa işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Salâtı düzgün değilse, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan olursa, Aziz ve Celil olan Rabbi “Kulumun nafile namazları (salâtları) var mı, bakın?” buyurur. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.” (Tirmizî, Salât, 188/413)
Unutmayalım ki Rasulullah (sav)’in 7/24 hayatı tümüyle Zikrullah ve RAZI’lık kapsamında ibadettir ve O (sav) bizim için tek örnektir, en güzel güzel örnektir… Ahzab Suresi 21. Ayet, Efendimiz (sav)’i bize “üsve-i hasene” olarak yani Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı talep edenler için en güzel örnek, en doğru hayat tarzı olarak tarif etmektedir…
Farz ibadetleri zaten yüksek bir muhabbetle yapmaya çalışan Billahi manada bir inanan için bu durumda şu soru devreye girmektedir: Efendimiz (sav)’in nafile ibadetleri nelerdir?
Hadisleri okuduğumuzda Rasulullah (sav)’in gün ve gecelerinde farz ibadetler haricinde birçok nafile ibadetle meşgul olduğunu görürüz. Farz namazlar (salâtlar) öncesi ve sonrasında kıldığı (ikame ettiği) sünnetler… Geceleri kıldığı teheccüd salâtı… Günün belli saatlerinde kılınan, “işrak, duha, evvabin” olarak bilinen salâtlar… Sevindiğinde Allah’a şükür etmek için kıldığı şükür namazı… Güneş ve ay tutulması esnasındaki namazlar, Efendimiz (sav)’in nafile ibadetleri içerisinde salâtlarına birer örnektir. Ayrıca; itikâf, infaklar, oruçları, her gün belli bir miktar Kur’an okumak gibi nafile ibadetleri de bizim için önemli nafilelerdir.
Rebiülevvel ayı ile gelen baharı, bolluğu, bereketi, yenileyiciliği, tazeleyiciliği Rebiülahir ayında da devam ettirmek, hayat boyu sürdürülebilir kılmak için bizler Efendimiz (sav)’den öğrendiğimiz nafile ibadetlerimizle Rabbimize yönelişimizi bereketlendirmeliyiz…
Rasulullah (sav), bir gün Hz. Ali (ra)’e şöyle sordu: “Ya Ali, ömrünün uzun olması seni sevindirir mi? Rızkının bol olması seni sevindirir mi? (Allah ve O’nun Rasulü ile) sohbette kalman seni sevindirir mi? Düşmanlarına galip gelmen sevindirir mi? Sȗ-i hâtimeden (sapmış bir sondan, duniHi algı ile ölmekten) kurtulmak (son nefeste Billahi iman ile olmak) seni memnun eder mi?”
“Elbette eder, ya Rasulallah” deyince, Efendimiz (sav) “Öyle ise akşam ve sabah şu duayı üç defa oku” buyurmuştur:
“Sübhânallahî mile’l-mizân ve müntehe’l-ilmi ve meblega’r-rızâ ve zinete’l-arş.”
“Mizân dolusunca, ilminin hudutsuzluğunca, rızaya ulaşıncaya dek ve Arş’ın ağırlığınca SübhanAllah (Bu miktarda SübhanAllah… Seni böyle tesbih ederim. Ehad ve Samed olduğun için yaratılmışlarla kıyastan münezzehsin. Tüm yaratılmışlar, SENİN dışı ve sınırı olmayan zatında, ilmindedir ve hiç birinin ayrıca bir müstakil varlığı ve vasfı, özelliği yoktur).
Bu tesbihi hakkıyla hayatımıza katabilmek üzere sığınıyoruz:
Ey Allahım, bu sayısızca, hudutsuzca tesbihimizi, zikrimizi, duamızı, yönelişimizi kabul buyur; “SübhanAllah” manasını dosdoğru ve hep daha ilerleyen biçimde anlayıp, fark edip idrakıyla yaşamayı, böyle de ölmeyi ve böyle de yeniden dirilmeyi lütfediver, ikram ediver (âmin).

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi