TARİHİ DİZİ FİLMLER Bozkır Arslanı Celâleddin

TARİHİ DİZİ FİLMLER Bozkır Arslanı Celâleddin

Son yıllarda geniş kadrolarla ve büyük paralar harcanarak, tarihi konuları içeren dizi filmler yapılıp, televizyonlarda gösterilmektedir. “Diriliş Ertuğrul” ve “Kuruluş Osman”, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş aşamasını ekrana getiren, uzun soluklu dizilerdir… İmparatorluğun son yıllarını konu alan “Payitaht Abdülhamid”, ülke içindeki bölünmeleri anlatan bir başka yapımdır. Kuşkusuz kısa ve uzun süreli başka yapımlar da vardır ama, dikkatimi çeken iki ayrı dizinin birincisi, “Büyük Selçuklu”, ikincisi “Bozkır Arslanı Celâleddin” dir.
Bu dizilerden Abdülhamid finali yaparak konuyu kapattı. Celâleddin, bir süre daha gösterimde kalacaktır, ama diğer diziler de sezon finali yaparak, tatile girdiler. Ben bu dizilerde işlenen konular ile ilgili düşüncelerimi yazacağım. Ama Cuma akşamları atv’de gösterime devam eden Celâleddin ve Harezm izlenimlerimi yazmak istiyorum. Zira, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde dolaşırken, çok etkilendiğim bölgelerin başında Harezm gelmektedir.
***
Özbek Yazarlar Birliği’nin davetiyle gittiğim Özbekistan başkenti Taşkent’e gider gitmez, “beni Harezm’e gönderin” demiştim. Özellikle de Kadim Urgenç’in yerine kurulan Yeni Urgenç’ten başlayacak bir program yapılmıştı.
Önce Karakalpakistan’a, oradan da tahsis edilen bir otomobil ile Nukus’tan ayrıldıktan kısa bir süre sonra “Kızılkum Çölü”ne girmiştik. Amuderya (Ceyhun)’nın sol yanı Kızılkum, sağ yanı ise “Karakum” çölü idi. Karşımıza çıkan “Karadağ”, bir ova ülkesi olan Karakalpakistan’ın en yüksek yeriydi. 7-8. yüzyıllardan beri bilinen “Toprakkale”, asırlardır konik tepenin üzerinden ovayı gözetliyordu. Sağ yanımızdaki Toprakkale’yi seyrederken, rehberim Şerif Halmuradov; “Bu kale, Harezm’in köküdür.” demişti.
Bir buçuk saatlik yolculuktan sonra Harezm toprağına girmiştik. Az sonra Urgenç’teydik. Bu Urgenç, Cengiz Han’ın yerle bir ettiği kadim Urgenç’in yakınında kurulan yeni Urgenç’ti…
***
Hemen vurgulamak isterim ki, ben bu eski ve yeni Urgenç’i gördükten sonra Cengiz Han denilen ve kimi tarihçilerin sempatik göstermeye çalıştıkları serseriden ve hatta Moğollar’dan nefret etmiştim.
Urgenç’ te ilk olarak kentin yöneticileri ile görüşmüştük. Moskova Bilimler Akademisi mezunu olan Rahimecan isimli kadın ayrıntılı bilgiler vermişti ve onun yanındaki Âşık Erkin ile de tanışıp, dostlaşmıştık. Kent içindeki tiyatro binasının adı Agâhî idi.
Daha sonraki yazılarımda Karakalpakistan ve Harezm topraklarının neden bu denli geri bırakılmış oldukları ile ilgili saptamalarımı yazacağım.
Kent içinde dolaşırken “Agâhi” adına tiyatro binasını göstermişlerdi.
Harezm’in merkezi olan Urgenç nüfusu 120 bin dolayında idi, ama çevresindeki yerleşim birimleriyle birlikte vilayetin nüfusu, 1 milyonu buluyordu. Tarihî Hiva da buraya bağlıydı. Yanımıza Âşık Erkin’i de alıp Hiva’ya müteveccihen yola çıkmıştık. Yol üzerinde gördüğüm “Karaman Köyü” beni çok şaşırtmıştı.
Hiva’da ilk olarak, restoran hâline getirilen eski bir medresenin özel bir odasında yemek yedikten sonra gezmeye başlamıştık.
Hiva, İpek Yolu üzerindeydi ve 11-13. yüzyıllarda Harezm Devleti’nin başkentiydi. “Hi” su, “vah” ise oh, çok şükür anlamını içeriyordu. “Hi-vah”, zaman içerisinde “Hi-va”ya dönüşmüştü ve “su var” demekti. Hiva UNESCO tarafından korunan kentler listesine alınmıştı.. Hiva’da 50 bin kişi yaşıyordu. İç kalenin çevresi 6500 metreydi ve 26 hektarlık bir alana yayılıyordu. İç kalenin “Halvan”, “Taş”, “Bahçe” ve “Ata” adlı 4 kapısı vardı. İç Kaleyi de içine alan kent alanı ise 54 hektardı ve tam 10 kapısı bulunuyordu.
Hiva, artık bir müze kent olmuştu. Bize kenti, Müze Müdürü Kurbanbay Babacanov gezdirmiş ve çok yararlı bilgiler vermişti. Ama hemen belirtmeliyim ki, burayı layıkı ile gezebilmek için orada birkaç gün kalmak gerekirdi. Hiva, açık bir müzeydi. Öylece korunuyor ve bir yandan da restore çalışmaları yapılıyordu. Son yıllarda dünyanın her tarafından çok sayıda turistin ağırlandığı Hiva’da 56 tane tarihî yapı vardı. Bunların çoğu medrese idi. Görülen o idi ki Hiva, tarih içerisinde, Türklerin ilim, irfan yuvasıydı. Adım başında bir medrese, mescitler, minareler… Orta Asya Türk mimarisinin en güzel örnekleri ile Türk sanatı gözler önüne seriliyordu. Seyrine doyum olmayan mimarinin yanı sıra, çini ve ağaç oymacılığı sanatlarımız sergileniyordu.
Geziye turistik otel olarak kullanılan M.Emirhan Medresesi’nden başlamış, oradan Özbek Türklerinin ikinci klasiği olan Agâhi’nin medresesine gidip görmüştük… II. Muhammed Rahimhan Medresesi, “Erk” adı verilen “Hanlar Sarayı, Büyük Kadı Medresesi, Allakulihan Medresesi, Yakupbay Hoca Medresesi, görülesi yerlerdi…
Ünlü Türkmen ozanı Mahdumkulu Feraği’nin 1750-1755 yılları arasında tahsil yaptığı Şir Gazi Medresesi, 1712’de kurulmuştu. Mahdumkulu’nun şiirlerini, Türkiye Türkçesi ile ilk kez ben yayımlamıştım ve bu yüzden onun adıyla anılan yapıdan adeta çıkmak istememiştim.
Hiva İçeri Kale’de bir de Tıp Tarihi Müzesi oluşturulmuştu. Müze girişinde 10-19. yüzyıllarda Harezm’den yetişen Biruni, İbni Sina, Kamariy, Yusuf Harezmi, İbn Irak, İbn Hammar, Mesihî, Çağminin, İlâki, Me’mun, Ebul Gazi Bahadır Han, Musa Harezmi, Hazarankiy vb. gibi âlimlerinin portreleri sergileniyordu. Müzedeki İbni Sina Salonu ise, bizim için çok önemliydi. Zira 980-1037 yılları arasında yaşayan bu değerli bilgin, ülkemizde en çok tanınan bilim adamlarından biriydi. Rus bilgin Gerasimov İran’a, Hamedan’a değin giderek İbni Sina’nın mezarını açmış, kafa tasına bakarak, onun birçok büstlerini yapmıştı. İbni Sina eserlerinin önemli bir kısmını Harezm’de yazmıştı.
Hiva’da gezmeyi sürdürürken; Pelvan Ata türbesi, Ebulgazi Bahadır Han Türbesi, İsfendiyar Han anıt mezarı, Han Veziri İslam Hoca Medresesi, Talib Mahsun Medresesi, Cuma Mescidi’ni görmüştüm. Bu Cuma Mescidi’nin mimarisi, Afyonkarahisar’daki Ulu Cami’yi andırıyordu.
Sonra Allahkuluhan Medresesi, Akmescit, Kutluk Murat Medresesi, 1657’de Ebulgazi Bahadır Han ve oğlu onuruna inşaa edilen hamam…ve bir de Etnografya Müzesi…
Hiva’da, tüm güzellikleri görebilmek için en az üç gün gerekiyordu.
***
Tarihteki Harezm Devletini kuruluşundan itibaren şu Şahlar yönetti:
-Anuş Tekin (1077 – 1097)
-Kutbeddin Muhammed (1097 – 1128)
-Atsız Harezmşah (1128 – 1156)
-İl Arslan Harezmşah (1156 – 1172)
-Sultan Şah (1172-1193) Kuzey Horasan’ı yönetmişti.
-Alâeddin Tekiş Harezmşah (1172 – 1200)
-Alâeddin Muhammed Harezmşah (1200 – 1220)
-Celaleddin Harezmşah (1220 – 1231)
İşte televizyonda izlediğimiz dizide anlatılan Celâleddin, bu son Harezmşah’tır…
1920 yılında Hiva’da, Harezm Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1921’de cumhuriyetin adı Harezm Halk Sovyet Cumhuriyeti oldu.
1922’de Harezm Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oldu.
1914’de Özbekistan’a bağlı Harezm Vilayeti oldu.
***
Harezm insanının dili de kültürü de farklıydı ve onlar Özbekler’e benzemiyorlardı. Burada konuşulan dil, Türkiye Türkçesi’ne yakındır… Bu yüzden Ruslar ve Özbekistan’ı yönetenler, Karakalpakistan gibi Harezm’in de bağımsız devlet olmasını istememişlerdir…
Seyrediniz Bozkır Arslanı Celâleddin (Harezmşah) dizisini ve yukarıda bahsettiğim dizileri… Türkiye-Özbekistan işbirliğiyle çekilen filmin oyuncuları arasında birçok Özbek sanatçı olduğu gibi çekimlerin de önemli bir bölümü Özbekistan’da yapılmaktadır.
İşte bu diziyi seyrederken, Orta Asya, özellikle Urgenç ve Hiva seyahatlerimi anımsıyorum… Son baharda, Büyük Selçuklu ve Kuruluş Osman dizileri tekrar yayına başlayınca da, o dizilerden alacağım ilhamla, kadim Selçuklu toprakları ve ecdadımızın Moğollarla yaptıkları savaşlarla ilgili düşüncelerimi yazacağım.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi