TEHLİKENİN  FARKINDA MISINIZ?

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Uzmanlar ülkemizde 1975 yılına kadar %2 olan kısırlığın 2009′da %25′e çıktığı, 2050′de % 95′e çıkabileceğini bilimsel öngörü olarak uyarıyorlar. Son 60 yılda nüfusun her yıl artış oranı, % 2.5’tan yıllar içinde % 1.5 oranına düşerken 2020 yılında aniden % 0.55’e düşmüş bulunuyor. Bu oran sıfıra düşerse önümüzdeki asır bu topraklarda neslimiz büyük oranda sıkıntıya girecek.
Geleceğimiz açısından son derece önemli olan bu konuda bize aktarılan bilgileri biz de sizlerle paylaşmak isteriz:
Nüfusu azaltma projesi yeni değil. Küresel doğurganlık oranı 1950’deki 4.7 iken, 2017’de 2.4 çocuğa düştü. Bu gidişle 2020 ve 2050 yılları arasında “altın oran” olarak da bilinen doğurganlık oranı dünya çapında yüzde 2.1’in de altına inecek ve nüfus azalmaya başlayacak.
Türkiye’de nüfus planlaması olarak dayatılan proje 50 yıl önce başladı, 2020’de 1.76 ile Türk tarihinin beka sorunu düzeyine indi. Nüfus artış hızındaki ciddi azalmayı, mülteci doğumları gizliyor. Her yeri saran tüp bebek merkezlerine milyarlar ödüyoruz. Son bilimsel veriler, erkeklerde kısırlık oranının yüzde 45’e çıktığını ve doğurganlık durumunu gösteren altın oranın beka sorunu yaratacak düzeye düştüğünü gösteriyor. Toplum ise televole ve kısır çekişmeleri oyalanıyor. Çoğu ülke yönetimi ise dünya nüfusunu azaltma fikrinin yararlarına inanmış ki, artan kısırlığı dert etmiyor.
Bakın Dr. Kemal Yeşilçimen bu konuda neler söylüyor:
Araştırmalara göre, bir milletin 25 yıldan uzun bir süre devamlılığını sağlayabilmesi, nüfusun en azından sabit kalması ve yaşlanmaması için, aile başına düşen doğurganlık oranının 2.11 olması gerekmektedir. Buna ‘altın oran’ deniyor. Nüfus uzmanlarına göre gelişmiş ülkeler için altın oranın 2.1 olması yani doğurgan her kadının 2.1 çocuk doğurması gerekiyor. Daha net ifadeyle her 100 kadının 210 çocuk. Bunu basitçe açarsak teori şu: Dünyada doğan her kız çocuğun biri kız en az iki çocuk doğurması gerekiyor ki toplam nüfus aynı seviyede sürebilsin.
Altın oranın 2 değil de 2.1 olmasının nedeni de şu: Olağandışı durumlar hariç 100 kadının doğuracağı 210 çocuğun 105’i kız oluyor. 5 kız çocuğu ya doğurganlık yaşına gelmeden hayatını kaybediyor ya da genetik veya çevresel nedenlerle doğurganlık yeteneği kazanamıyor. Yani altın oran olan 2.1’in altına inilir ve doğurganlık trendi o şekilde devam ederse (ve ölüm oranı da aynı kalırsa) nüfus kaçınılmaz olarak azalıyor. (Ölüm oranı da düşerse, nüfus sabit kalıyor veya az da olsa artıyor ama ortalama yaş yükseliyor.) Az gelişmiş ülkelerde ise altın oranın 3’e kadar yükselmesi gerekiyor. Çünkü bu ülkelerde bebek ve çocuk yaşta ölüm oranları gelişmiş ülkelere göre çok yüksek.
Türkiye’de doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2020 yılında 1,76 çocuk olarak gerçekleşti. Yani, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2020 yılında 1,76 oldu. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10’un çok altında kaldığını gösteriyor.
Doğurganlık oranı azalırken yaşlı nüfus artıyor, yaşlı toplum oluyoruz. Türkiyede yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranı 2015 yılında %8,2 iken, 2020 yılında %9,5’e yükseldi. Yaşlı nüfus oranı yüzde 7’yi geçen ülkeler “yaşlı toplum” kabul ediliyor. Yüzde 10’u geçen ülkeler ise “çok yaşlı bir toplum” olarak tanımlanıyor. Dün genç toplumuz diye övünürken, yakında çok yaşlı toplum olacağız, haberiniz olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi