CEMAZİYELEVVEL AYI

CEMAZİYELEVVEL AYI

Kameri ayların 5.si olan Cemaziyelevvel (1 Cemaziyelevvel 1443), 5 Aralık Pazar günü başladı. “Yağmursuz, kurak, kuru ve soğuk” anlamlarına gelen “cemazi” sözcüğü ile başlayan bu iki ay (Cemaziyelevvel ve Cemaziyelahir), mübarek üç aylardan önce olmaları sebebiyle tövbe ve hazırlık ayları olarak da kabul edilmiştir. “Tövbe ayı” olarak görülmesi dolayısıyla, nasıl ve neden tövbe etmemiz gerektiğini hatırlayalım, bunu Rasul ve Nebi tövbelerinden anlamaya çalışalım.
A’raf Suresi 23: “Rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn.”
“Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik; eğer sen bağışlamaz ve merhamet etmezsen (mahvolur) hüsrana uğrarız.”
Biz bu ayette, Rabbine yönelen Hz. Âdem (as)’ın tövbesine şahit oluyoruz. Hz. Âdem’in bu sığınışının sebebini ise A’raf Suresi 19, 20, 21 ve 22. ayetlerden öğreniyoruz.
Rabbimiz Hz. Âdem’i uyarmıştı: İstediğinizden yiyin için, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, zalimlerden (şakiylerden) olursunuz. Bunun üzerine şeytan, Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı Rablerine asi yapacak, onlardaki Billahi yapıyı örtecek şekilde vesvese vermeye başladı, sonra da “kesinlikle size nasihat edicilerdenim” dedi. Onlar yasaklanan ağaçtan tadınca da “Aşağıların Aşağısı”na yani dünyaya indirildiler. Daha önce görmedikleri avret yerleri birbirine gösterildi de hemen örtmeye başladılar. Rabbimiz onlara nida etti (seslendi): “Ben size şu ağacı yasaklamadım mı ve “muhakkak şeytan sizin için apaçık düşmanınızdır” demedim mi?”Bunun üzerine Hz. Âdem ve Hz. Hava yaptıkları yanlışın farkına varıp şu duayı ettiler: “Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik! Eğer sen bağışlamaz ve merhamet etmezsen (mahvolur) hüsrana uğrarız.”
Hz. Âdem ve Hz. Havva Rablerinin yasakladığı bir şeyi nasıl yaptı? Şeytanın tuzağıyla! Peki, bu tuzak nedir? Şeytanın inananlar için temelde tek bir tuzağı vardır: Kuldaki Billahi yapıyı örtmek! Farklı tuzaklar kurmuş gibi görünse de hizmet ettiği amaç tektir, budur: Kulu Rabbine asi yapmak! Şeytan sadece bunun için çalışır. Bir gücü olmamasına rağmen ısrarla verdiği vesveseyle Hz. Âdem’i ve Hz. Havva’yı yasaklanan o ağaca yaklaştırdı. Bu vesvese öyle hemen bir anda olup bitmiş bir olay değildir, yani onlar bir anda gelip hemen o ağaca yaklaşmadılar, şeytan o vesveseyi hep verdi, sürekli verdi. Onlar bu vesvese süreci sonucu ellerinin altında olan, onlara hizmet eden Allah nimetlerini görmeyip yasak ağaca yaklaştılar. Ama yaptıkları yanlışı, Rablerinden ayrı düştüklerini hemen fark edip sığındılar.
Hazreti Yunus (as) da öyle…
Enbiya Suresi 87: “La ilahe illâ ente, subhaneke, inniy küntü minez zalimiyn.”
“(Senin dünunda/dışında) müstakilen var ve muhtar (bir ilah, bir varlık) yok, ancak sen! Seni tesbih ediyorum. Kesinlikle ben (nefsine zulmeden) zalimlerden oldum.” duasıyla balığın karnında Rabbine tövbe eden Hz. Yunus (as) bize ne anlatıyor acaba?
Hz. Yunus (as) Nebi olarak gönderildiği halkına uzun yıllar irşat görevi yaptı. Halkı Hz. Yunus (as)’a güvenmelerine rağmen ona iman eden olmadı. Hz. Yunus (as) “eğer iman etmezlerse üzerlerine azap ve felaketin geleceğini” söylemesine, halk da Hz. Yunus (as)’ın yalan söylemeyeceğini bilmesine rağmen yine de davetine uymadılar, iman etmediler. Bunun üzerine Hz. Yunus (as) halkından ümidini kesmiş, Rabbine danışmadan bir gemiye binip halkını terk etmişti. Saffat Suresi 139-148’den öğreniyoruz ki Hz. Yunus (as)’ın bindiği gemide yaşanan sıkıntılardan dolayı gemidekiler içlerinde bir günahkâr olduğunu düşündüler. Bunun üzerine kura çekildi ve tekrarla çekilen kurada hep Hz. Yunus (as) çıktı. Hz. Yunus (AS) yaptığı yanlışı o anda anlayıp denize atladı, gemiyi terk etti ve bir balık tarafından yutuldu; o pişmanlıkla Rabbini tesbih etmeye başladı; “La ilahe illâ ente, sübhaneke, inniy küntü minez zalimiyn.” tesbihiyle Rabbine sığındı.
Rabbi Hz. Yunus (as)’ı affetti ve karaya çıkardı. Faydalanması için üzerine kabak türü bir ağaç bitirdi. Sonrasında Hz. Yunus (as) halkının yanına döndü. Halkı ise üzerlerine gelen azap ve felaketin farkına vardıkları anda tövbe etti, Rabbimiz bu tövbeyi de kabul etti. Şimdi şu soruyu önemseyelim: Hz. Yunus (as)’ın halkını terk etme sebebi neydi?
Bir Rasul ve Nebi olarak gönderildiği, Hakk’ı anlatmak için yıllarca çabaladığı halkından ümidini kesmişti, yani kendine göre bir “hüküm” vermişti. Nefsinin şerriyle kendisini müstakil ve muhtar bir varlık olarak gördü, “Bunca yıl Hakk’ı anlattım, inanan olmadı, azap ve felaketin gelmesine çok az kaldı” zannına kapıldı. Hz. Yunus (as) bu zannıyla Rabbine danışmadan bir yol seçti; halkını terk etti. Halkı hakkında zanlarıyla verdiği hükmün yanlış olduğunu çekilen kuranın hep kendisine çıkmasıyla anladı ve itiraz etmeden gecenin karanlığında atladığı denizde onu balık yuttu… Ve hemen o karanlıklar içinde Rabbini tesbih etmeye başladı; “(Senin dünunda) müstakilen var ve muhtar yok, ancak sen! Seni tesbih ediyorum. Muhakkak ki ben (nefsine zulmederek) zalimlerden oldum” duasıyla inleyerek Rabbine sığındı. Peki, onun nefsini zulmete düşüren hal neydi, nedir?
Hz. Yunus (as)’ın nefsini zulmete düşüren “Müstakilen var ve muhtarım” zannıyla halkı üzerinde “hüküm” vermesidir. Oysa “hüküm” yalnızca “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan Allah’a aittir. O nefsinin bu hakkını teslim etmedi. Kul nefsin hakkını teslim etmediğinde nefse zulüm başlar…
Eğer Hz. Yunus (as) bu idrakle bu yanlışa düşmeseydi, irşat ve tebliğinde sadece kendi tercihi ve gayretinden sorumlu olduğunu, sonucun Allah’a ait olduğunu bilseydi huzurla Rabbine teslim olacaktı.
Hz. Âdem (as)‘ın ve Hz. Yunus (as)’ın duasında geçen “nefsime zulmettim, Rabbim beni affet” yakarışının tek sebebi vardır: Müstakillik zannıyla yapılan yanlış tercih! Nefse zulmün tek sebebi müstakillik zannıyla yapılan yanlış tercihtir. Onlar (as) işte bunu fark ettiler… Ve fark ettiklerinde de tövbe ettiler… Tövbeleri, kendilerini Allah’tan ayrı düşüren duniHİ yapıdan Allah’adır, o yapıyı reddettiler, vechlerini Rablerine döndürdüler.
Biz de fark etmeyelim mi, biz de sığınmayalım mı?
Sonuç olarak; içine düştükleri nefse zulüm yanlışının ve onları Allah’tan ayrı düşüren duniHİ yapının farkına varan Hz. Âdem (as) ve Hz. Yunus (as) derin bir pişmanlıkla Rablerine sığınmış, bu sığınışlarıyla da bize çok önemli bir yol gösterici olmuşlardır…
Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (SAV)’in tövbesini de hatırlayalım: Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azim, estağfirullah ve etubü ileyh…
Şimdi elimizde anlayamayacağımız kadar çok değerli ve bize bir yol haritası oluşturan üç mübarek tövbe var; hepsi de Rasullerimize ait… Hz. Âdem (as)’ın tövbesi bir BEKLEYİŞ; Hz. Yunus (as)’ın tövbesi ARAYIŞ; Efendimiz (SAV)’in tövbe hali ise bir DURUŞ’tur.
Nefse zulümden tamamen kurtulmuş idrakla yaşantıya talip olanlara bu üç tövbeyi fark etmek, sevmek, onlara yapışmak, bu tövbeleri hayatının tarzı haline getirmek kolayca ve hayrlısıyla lütfedilir, ikram edilir inşaAllah (âmin).

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi