Edep; Ya Hu – 217 – Ne kadar az  şükrediyorsunuz

Edep; Ya Hu – 217 – Ne kadar az şükrediyorsunuz

Fuad’ı kalbin bir işlevidir, onu şöyle tanımlamıştık: Fuad, Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’nun yeteneğini kendi kaydından alan, analiz ve sentezden sorumlu olan Kalbi Görüş işlevidir. Fuad, Hakk yolda çalışabilirse “Basiret”e sebep olur. Fuad görür, bu görüleni kalb bilir ve kalbeder. Yani fuad gördüğünü kalbe iletir, kalb de bilir ve bu bilgiyi kalbeder, kalbettiği bilgiyi fiile çevrilmek üzere beyne gönderir. Fiil için gönderir, bilgiyi amele çevirmesi için beyne emir verir. Bu süreç bazen çok kısa olur, bazen de uzar veya kesintilere uğrar. Bu durum doğrudan iman nurunun kuldaki gücüne bağlıdır. Şimdi, Hazreti Ebubekr Essıddık radıyallahu anh Efendimizdeki imana, onun fuadındaki hıza yeniden bakıp, onu bu idrakla kavramaya çalışmak lazım…
Bu çerçevede “amenü ve amilüs salihati” haline de bakalım; Billahi anlamda iman etmek ve salih amel işlemek ne demektir, onu ele alalım. Çünkü kurtuluş “amenü ve amilüs salihati” halinde. Bu ne demektir? Amenü ve amilüs salihati” hali, iman nuru ortamında kalb ve beynin birlikte çalışması demektir. Kalb iman edecek ve ikan olacak ki beyin salih amel yapabilsin. Salih amel beyinle olur. Ona o salih amelin ne olduğunu haber veren imanî bilgi ise ancak kalble mümkün olur. Dolayısıyla kalble beynin birlikte çalışmasının bu pencereden görünüşü; “amenü ve amilüs salihati” ifadesidir.
Bu süreçlerde imanın kesintisiz ve yükselen olması önemli olduğundan Efendimiz bize bir dua öğretir: “Allahım imanımı öyle yükselt ki geri dönüşü olmayan bir iman olsun.” Geri dönmesin hep yükselsin, seyr grafiği hep yukarı doğru olsun. Hep yükselen bir iman ver ve o imanın sonucunda da sonu küfür olmayan bir yakiyn ver (âmin). Efendimiz (SAV) bize böyle bir dua öğretiyor.
Fuad’ı Hazreti İbrahim aleyhissselamın hayatından bir örnekle de görelim. İbrahim Sûresi 37: “Rabbimiz, muhakkak ki ben zürriyetimden bazısını Senin muharrem evinin yanına ziraatsız bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, salâtı ikame etsinler diye. İnsanlardan bazısını onlara meylettir ve kendilerini semerattan rızklandır. Umulur ki şükrederler.”
Hz. İbrahim aleyhisselamın hayatından bir parça. Hz. İbrahim aleyhisselam, hanımı Sare ve cariyesi Hacer var. Hacer’le evlendiğinde validemizden Hazreti İsmail aleyhisselam olur. Hz. İsmail aleyhisselam dünyaya geldiğinde Hz. İbrahim aleyhisselam 99 yaşındadır. Sonra Sare validemizden Hz. İshak olur, o zaman da İbrahim aleyhisselam 112 yaşındadır. Hz. İbrahim aleyhisselam ailesini ve Hz. İsmail’i Muharrem Ev’in (hürmet edilmesi, saygı duyulması istenen ev’in yani Kâbe’nin) yakınlarına getiriyor ve hiç ziraatı olmayan bir yere yerleşiyorlar. İşte orada diyor: “Allahım, ailemi böyle bir yere getirdim, salâtı ikame etsinler ve yalnızca sana yönelsinler diye. İnsanların bazılarının fuadlarını burada açıkladığımıza meyl ettir ve burada yararlanacağımız nimetlerden bizi rızklandır.” Sonra Zemzem Suyu’na kavuşuyorlar. Ayetle ilgili bu kısa bilgiden sonra konumuza dönelim. Ayette insanların işlere önce fuadlarıyla yaklaşacakları belirtiliyor. Meylin fuadla olacağı; şeytanın yaldızlı sözlerine de, Hakk söze de meylin fuadla olduğu bildiriliyor.
Nahl Sûresi 78: “Allah sizi analarınızın batınlarından bir şey bilmiyor olduğunuz halde çıkardı. Şükredesiniz diye size sem’, basarlar ve fuadlar verdi.”
İbrahim Sûresi 37. ayetin sonu da “umulur ki şükrederler” diye bitiyordu. Fuadın geçtiği ayetlerde karşımıza çıkan önemli yakarış, önemli bekleyiş ve umuş budur; şükretmek yani şükür. “Umulur ki şükrederler.” Şimdi fuadın şükürle çok önemli bir ilişkisini kuracağız.
Nahl-78; “Allah sizi analarınızın batnından (karnından) bir şey bilmiyor olarak çıkardı. Şükredesiniz diye size sem (işitme sistemi), basarlar (görme sistemi) ve fuadlar (analiz-sentez sistemi) verdi” buyurdu. Bu ayette bize çalışan bir sistem anlatılıyor. Bilgi toplayan bir sistem yani işitme (sem’) ve basar (görmeler) sistemi. Genellikle “görmeler” ifadesi “iki göz” nedeniyle çoğul verilir, iki kulak olmasına rağmen işitme tekil kullanılır ama işitme olayının tekil kullanımı da çoğuldur, onun tekliği çoğuldur. “Şükredesiniz” diye verilen sistem içerisinde fuad da var. Eğer fuadı siz kalp veya başka isimlerle meallendirirseniz anlaşılmaz, kişi ayetlerdeki “şükretme amelini” hakkıyla kavrayamaz.
Şükretmek aslında kişinin ilk keşfidir. Bir kişinin ilk keşfi şükretme halini bilmesidir. Bu keşfin başlayabilmesi için şart Billahi anlamında imandır, bu iman şarttır, ondan sonra keşif olan şükür başlar. Bu imanla nefs-i levvameye başlayan kişiyi hızla B0 Noktasına getirecek ve onun orada istikrarlı olarak kalmasını sağlayacak şeylerden birisi ondaki şükür halinin kesintisiz devam ediyor olmasıdır, şükür halini kesintisiz yaşıyor olmasıdır. Bunun için ona sem’, basar ve fuad sistemi verilmiştir ki; bilgileri işitip, kafa gözüyle görüp, fuadla analiz sentez yapıp o bilgileri kalbi bir görüşe çevirsin diye. Bu sistem Kalbî Görüş’le görmek için. Kalbî Görüş’le gördüğünüzde hiç değişmez şekilde, sabitlenmiş şekilde “bütün bunları B kapsamında (yani dışında olmaksızın) veren Allah’tır” dersiniz, bu sizin ilk keşfinizdir. Bu manasıyla “veren Allah’tır” duygusunda olmak, “veren Allah’tır” halinden, duygusundan sıyrılmamak önemlidir.
Mu’minun Sûresi 78: “HU O’dur ki, sizin için sem’, basarlar ve fuadlar inşa etti. Ne az şükrediyorsunuz.”
Şükretmemiz için verilen bir sistem açıklandı, şimdi de “ne az şükrediyorsunuz” denilerek bize “yaşantınızda analiz ve sentezle bu sonuca ne kadar az varıyorsunuz” deniliyor. Dikkat edin lütfen, “şükredenleriniz ne az” denilmiyor. Bilakis şükredenlere hitap ediliyor ve “ne az şükrediyorsunuz” deniyor. Uyarı bize diyor ki: Arada bir Allah diyorsunuz, ama sonra veren Allah’tır hakikatini, Allah’ın verdiğini hep unutuyorsunuz, fuadınız analiz ve sentez yaparken rotasını şaşırıyor; ne kadar az rotada duruyor.
Şu ayetler de bizi aynı şekilde uyarıyor:
Secde Sûresi 9: “Sonra onu tesviye etti ve ona kendi ruhundan nefhetti. Sizin için sem’, ebsar ve fuadlar oluşturdu. Ne az şükrediyorsunuz.” Yine aynı hitap; ne az şükrediyorsunuz!
Mülk Sûresi 23: “De ki; sizi inşa eden ve sizin için sem’, ebsar ve fuadlar oluşturan O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi