DOLAR 16,8194 0.36%
EURO 17,5456 0.32%
ALTIN 977,550,18
BITCOIN 3218110,60%
Afyonkarahisar
20°

AÇIK

13:13

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

İbret

ABONE OL
2 Kasım 2011 03:00
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün, elde ettiği büyük başarılara rağmen kapıldığı kibir nedeniyle mahvolan Makedonyalı İskender’in ya da diğer adıyla Büyük İskender’in hikayesini aktarmak istiyoruz. Yarın için de birkaç küçük hikayemiz olacak, güç sahiplerinin gözünü bürüyen kibir, gurur gibi duygularla ilgili. Ders alınacağını umuyoruz…
“Babam her yeri zapt edecek bana şerefli işler bırakmayacak ” diyen İskender’in babası Fillippos 336 yılında 46 yaşındayken bir subay tarafından vurularak öldürüldü. Aleksandır ya da bizce bilinen ismiyle İskender yirmi yaşında kral oldu. Meşhur filozof Aristo (Aristotle)’nun talebesiydi. O zamanlar Pers (İran) İmparatorluğu İndüs Nehri’nden Makedonya’ya kadar uzanıyordu. İskender 334 yılında 40 bin kişilik ordusuyla Çanakkale Boğazı’nı geçti ve 160 parça donanması sahilleri vurmaya başladı. Granikos Savaşı’nda Pers ordusunu dağıttı. Anadolu topraklarında ilerleyip Frikya’nın merkezine geldi. Efsanelere göre Gordiyon’daki meşhur düğümü kim çözerse onun dünyaya hakim olacağına inanılıyordu. Yıllarca bu düğümü çözecek kimse bulunamadı. İskender, bir kılıç darbesiyle bu düğümü parçalayıp yoluna devam etti. Pers Kralı Daryüs 600 bin kişilik bir orduyla İskender’in üzerine yürüdü ama valilerin kumandanların itaatsizliği, iç isyanlar sebebiyle bu kocaman ordu 333 yılında Hatay’da mağlup oldu. İskender Şam üzerinden Mısır’a inerken bir mabette papazlar ona “Zeus’un oğlu” dediler, o da Firavunluğunu ilan etti. (Zeus mitolojide Olympos Dağı’nda olduğuna inanılan tanrılardan birinin ismidir) Mısır’da İskenderiye Şehri’ni kurdu. İskender kılıç zoruyla aldığı şehirleri yıkıp yakıyordu, erkekleri öldürtüyor, askerlerin kadınlarla evlenmesini teşvik edip ele geçen hazineleri adamlarına dağıtıyordu. Bu haliyle onu öylesine büyüttüler ki o da kendini ilah zannetti. İran’ı Afganistan’ı işgal edip İndüs Nehri’ni geçip Hindistan’ı işgale kalkışan İskender’in askerleri arasında huzursuzluk başlamıştı. Sekiz senedir yollarda olanlar ülkelerine dönmek isti-yordu. Yabancı askerlerin orduya alınması da huzursuzluğun bir başka sebebiydi. Geriye döndü, bugünkü Belucistan çöllerinde askerlerin yarıdan fazlası öldü. Ölenlerin kemerlerindeki altınlar, inciler arkadaşları tarafından paylaşılı-yordu. 324’te İran’ın başkentine geldi. İskender çok içki içiyordu, herkesin kendisine hürmet ve itaat etmesini istiyordu, çünkü o bir kumandan bir kral değil firavundu. Kurduğu dinin ilahı kendisiydi. Bir toplantıda bunları dile getirdi, herkesin mutlak manada kendisine itaat etmesini istedi. Kumandanlardan Klitüs “İskender biz seninle çocukluktan beri arkadaşız Met Muharebeleri’nin intikamını almak Persleri topraklarımızdan atmak için yola çıktık Seferlerimiz zaferlerimiz birbirini takip etti Fakat sen değiştin, sarhoşsun, ne dediğini bilmiyorsun, ilah olmaya kalkıştın bizi eziyorsun” İskender ayağa kalktı, “Yeter” diye bağırdı. “Ben sizin rabbınızım, konuşun dersem konuşun, susun dersem susun” Klitüs elini kaldırdı “Hayır Sen bizim arkadaşımızsın, kumandanımızsın, kralsın. Yeter içme artık kendini de bizi de mahvediyorsun” dedi. İskender sallandı, başı bir yana, beli bir yana kaydı, ağzından köpükler çıkarken mızrağını kaptığı gibi Klitüs’ün göğsüne sapladı. İkisini de götürdüler. Ertesi gün öğleye doğru kendine gelen İskender olup bitenleri öğrenince “Klitüs Klitüs” diye bağırmaya başladı. Şişeleri midesine boşaltıyor ve bir ismi tekrarlıyordu “Klitüs” Onu 323’te 33 yaşındayken ölüm döşeğine uzattılar. Bir general mırıldandı “Ülkeleri, devletleri, orduları idare eden bu adam kendini idare edemedi, yazık oldu “

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.