IRAK, BİZE IRAK DEĞİL -6- MİRBET ŞİİR FESTİVALİ

IRAK, BİZE IRAK DEĞİL -6- MİRBET ŞİİR FESTİVALİ

Irak’ta her yıl düzenlenen Babil Festiivali programı, müzik ve halk oyunları ağırlıklı idi. Mirbed Festivali’nde de müzik programları vardı ama, ağırlık şiirdeydi. Bu festivale, Türkiye’den davet edilen şairleri Abdüllatif Benderoğlu belirliyordu, ama o yıl Irak’ın Ankara Büyükelçiliği, Türkiye’den gidecek şairleri benim saptamamı uygun görmüş ve bu hususta bana yetki vermişti. Ankara’dan Ahmet Tufan Şentürk, Kemal Bayram Çukurkavaklı, Nezih Demirtepe, Yahya Akengin, İstanbul’dan Şemsi Belli ile birlikte Irak’a uçacaktık ama; o tarihte Irak Kültür Müsteşarlığında çalışan Güner Samlı ile, İzmir’de yayımladığı dergide Irak’la ilgili yazılar yayımlayan Ümit Yaşar Işıkhan da bizimle birlikte geleceklerdi.
Irak Hava Yollarına ait Boing-727, 22 Kasım 1989 saat 19.05’de İstanbul Atatürk Hava Alanından havalanmış, iki saat beş dakika uçuştan sonra Bağdad Uluslararası Saddam Hava Alanına inmiş; saat farkından dolayı, saatlerimizi bir saat ileriye almıştık.
Abdüllatif Benderoğlu ve birkaç görevli bizi karşılamış ve bir otobüsle Sheraton (Ishtar Sheraton) oteline götürüp, odalarımıza yerleştirmişlerdi.
Ertesi sabah odamdaki radyoyu açmış, çok sevdiğim Arap musikisinin seçilmiş örneklerini içime sindire sindire dinlemiştim. Bize rehberlik edecek olan Abdüllatif El-Maazidi gelmiş, o günü serbest olarak Bağdad’da geçireceğimizi, sonraki gün ise, Şiir Festivalinin başlayacağı Basra’ya gideceğimizi söylemişti. Öğleye kadar otelde sohbet ederken, Şemsi Belli ile Ahmet Tufan Şentürk’ün şakalaşmalarına tanık olmuştum.
Otelden çıkıp, Sadun caddesinde yürümüştük. Şemsi Belli, cadde üzerindeki bir dükkandan bir tespih satın alıp, bana hediye etmişti. Onun hediyesi olan tespihi hâlâ saklıyorum. Akşam saatlerinde de Dicle nehri kenarında gezinmiş, balık restoranlarını, canlı balık havuzlarını vb. görmüştük.
BASRA
Ertesi sabah 460 kişilik Boing-747 dev uçakla havalanarak, Basra hava alanına inmiştik. Uçaktaki yolcuların tümü, Mirbed Festivali için çeşitli ülkelerden gelen gelen konuklardı. Uçağa binerken ne kimlik, ne de bilet kontrolü yapılmıştı!…
Hava alanında dans ve müzik gösterileri yapıldıktan sonra, otobüslere bindirilmiş ve Fao’ya müteveccihen yola çıkmıştık. Basra-Fao yolculuğumuzun 2 saat süreceğini söylemişlerdi. Basra-Fao yolunda epeyce çöl alanı vardı. Hurma ağaçları mahvolmuştu. Savaşın izlerini yer yer görebilmemiz mümkündü.
FAO
Şiir festivalinin ilk etabının yapılacağı Fao kenti, 1,5 yıl süreyle İran’ın işgali altında kalmıştı. Kent büyük ölçüde harap olmuştu. Son dört ayda ise yakılan alanda, modern binalar ve anıtlar yapılmıştı.
Mirbed (ya da Merbid), Basra yakınında eski bir yerleşim birimiydi. Mirbed Mihrican adı ile bilinen festivalin çok eski bir geleneği vardı. Asırlar önce burada şenlikler yapılır, panayırlar kurulur ve şairler toplanarak şiirlerini okurlardı. Uzun zaman yapılmayan ve unutulmakta olan bu gelenek 1969 yılında yeniden başlatılmıştı. Önceleri iki yılda bir yapılan festival son yıllarda ise her yıl düzenlenmekteydi. O yıl Türkiye’den başka ABD, Kanada, Japonya, Çin, Latin Amerika ve Arap ülkelerinden şairler, yazarlar, sanatçılar ve gazeteciler katılmışlardı. Biz 9 kişiydik. Mısır’dan 135, Sudan’dan 40 kişi gelmişti. Tüm oteller tıklım tıklımdı.
Festivali Kültür ve Tanıtma Bakanlığı düzenliyor, Düzenleme Kurulu Başkanlığını da Bakan Lâtif Casim yapıyordu.
Fao’daki toplantı salonunda, Latif Casim’in kısa konuşmasını müteakip, birkaç şair şiirlerini okumuşlar, sonra çevreyi dolaşarak tanımaya çalışmıştık. Kurna’da kucaklaşıp birleşen Dicle ve Fırat’ın oluşturduğu Şattül Arap önümüzdeydi. Fao’daydık. Nehrin karşı yakası İran topraklarıydı.
Daha sonra yine otobüslerle Basra’ya dönmüştük. Basra’da dolaşırken, nehir kenarına dikilen heykelleri gördük; bunlar arasında asker heykelleri de bulunuyordu. Basra’da, petrol işletmesine ait tesislerde yemek yemeden önce savaşa ilişkin, belgesel bir film seyretmiş; yemekten sonra hava alanına intikal etmiştik. 42 dakikalık uçuş ile Basra’dan Bağdad’a gelmiş; tabii hemen, daha önce yerleştiğimiz otellere koşmuştuk.
Odamdaki televizyondaki haberleri seyrederken, Mirbed festivali için Irak’a gelmiş olanların adları sayılırken, Türkiye birinci sırada söylenmiş, ilk isim olarak da benim adım zikredilmişti. TV ve radyo sürekli Mirbed’den söz ediyor; okunan şiirlerde Saddam Hüseyin’in adı geçiyordu.
ŞİİR FESTİVALİ
25 kasımda Bağdad’da Mirbed festivali başlamıştı. Çocuk korosunun “Bağdad Bağdad” marşını okumasını müteakip, profesyonel halk dansları topluluğu, gerçekten mükemmel bir gösteri yapmıştı.
Daha sonra şiir şöleni başlamış, ilk olarak Suad Sabah mikrofona davet edilmişti. Bu hanımefendi, Kuveyt emiri Sabah’ın yakın akrabasıydı ve hanedan mensubu idi. Savaş sırasında Irak hükümetine bir milyon dolar bağış yapmıştı. Şölende en büyük alkışı almış olan Suad hanımla bir ara sohbet edebilme olanağını bulmuş ve onu Türkiye’ye davet etmiştim. Başkanlığını yaptığım Folklor Araştırmaları Kurumu’nun Eskişehir Valiliği ile birlikte Eskişehir’de düzenlediği Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftasına davet etmiştik ama, maalesef gelememiş ve bir mazeret beyanında bulunmuştu…
Irak’ın en büyük şairi ve aynı zamanda Kültür ve Tanıtma Bakanlığı Müşaviri olan Abdülrezzak Abdülvahit, şiirini ikinci sırada okumuştu. Onu sırasıyla Kuveytli Abdullah Hüseyin, Sudan asıllı Libyalı Muhammedül Fayturi ve uzun kasideleriyle Mısırlı Muhammed Türabi ile Abdülmümin El-Ensari izlemişlerdi.
Iraklı Türkmen şairler ile de o gün tanışmıştık. O gün ki ayrı toplantı düzenlenmişti. Bunlardan birinde şiir ve edebiyat üzerine tartışmalar yapılırken, ötekinde yine Arap şairler şiirlerini okumuşlardı
İlginç bir saptamamız da, dışarıdan gelen batılı konuklardan çoğunun Arapça
TÜRKMENLER
Türkmen Kültür Müdürlüğü’nün, en önemli yayın Yurd gazetesiydi. 18.06.1970’de ilk sayısı yayımlanan bu gazete-dergi karışımı yayında, öncelikle siyasi yazılara yer veriliyor; iç ve arka sayfalarda ise, Türkmen kültürü, sanatı ve edebiyatına yer alıyordu. Elbette Arap sanatçılarının eserleri de Türkmenceye çevrilip yayımlanmaktaydı. Uzun süre bana da gönderilen bu gazete 2000 nüsha basılıyordu.
Dediklerine göre Yurd gazetesi, Türkmen gençleri için bir okuldu. Türkmen çocuğu Arapça öğrenim gördüğü halde, ana diliyle edebiyat üretebiliyordu. A.Benderoğlu’nun M.Bedri ile birlikte hazırladıkları Irak Şiir Antolojisinde Salâh Nevres, Remzi Çavuş, Dr.Çoban Beşirli, M.Ömer Kazancı, Nusret Merdan, Mustafa Ziya ve Benderoğlu’nun şiirleri yer almıştı. Benderoğlu ile Ata Terzibaşı, Azerbaycan Antolojisinde de yer almışlardı; çünkü Azerbaycan Türkleri, Irak Türkmenleri’nin kendilerinden sayıyorlardı.
Irak Edebiyatçılar Birliği bünyesinde yayımlanan “Birlik sesi” dergisinde Arapça, Kürtçe, Süryanice’nin yanısıra Türkmence edebi ürünlere de yer veriliyordu.
Büyük ses sanatkarı Abdülvahit Kuzecioğlu’nu Tahsin Kerkükoğlu, Ekrem Tuzlu, M.Rauf, Hamza Hüseyin ve Fethullah Altınses gibi kişiler takip ederek, Türkmen musikisini yaşatıyorlardı. Sazla usta malı çalanlar vardı ama, ne yazık ki geleneksel ozanlık sanatımızı icra eden, aşık kalmamıştı!…
Salah Nevres üç oyunu ile, tiyatro alanında sesini duyurmuştu. Radyoda kimi Türkmen yazarların piyesleri seslendiriliyordu.
Yurd gazetesi için benimle bir röportaj yapılmak istenmiş ve bana 7 soru yöneltilmişti. Bunlara verdiğim cevapları yazılı olarak vermiştim ve gazetenin bir sayısında geniş bir şekilde yayımlanmıştı.
TÜRK ŞİİRİ GECESİ
Irak Yazarlar Birliğinin hazırladığı Türk Şiiri Gecesinde iştirak etmiştik. Bizin grup ile ilgili bu şölende Kemal Bayram Çukurkavaklı, Yahya Akengin, Şemsi Belli, şiirlerini okumuşlardı. Bu programda ayrıca iki Arap, bir Türkmen ve bir de Kürt şair şiir okumuşlardı.
KERBELA’DA FUZULİ’NİN KABRİNDE
Kente girmeden önce Hz.Ali’nin torunu A.Cafer Tayyar’ın oğlu Aun’un türbesini ziyaret ederek birer fatiha okumuştuk. Sonra şehre girerek İmam Hüseyin ile Abbas’ın türbelerini ziyaret ederek, Hz.Ali’nin bu iki şehit oğluna da dualarımızı yollamıştık. O arada, büyük şairimiz Fuzuli’nin kabrini ziyaret etmeyi ihmal etmemiştik.
Bir kez daha Kerbela’ya gelip, kutsal mekanları ziyaret etmiş, ikinci kez “Kerbelayi” olmuştum.
BÜYÜKELÇİMİZİN YEMEĞİ
Bağdad Büyükelçimiz Sönmez Köksal bir öğle yemeği vermek lütfunda bulunmuştu. Yemekte Büyükelçilik Müsteşarı Ahmet Rifat Ökçün, Eğitim Ataşesi Cemalettin Saylık da bulunmuşlardı. Biz de delegasyon olarak tam kadro oradaydık.
Yemekte Büyükelçimiz masanın baş tarafına oturmuş, biz de masanın iki yakasına oturmuştuk. Ben Büyükelçimizin sağ yanındaydım ve konuşmalarını daha çok bana doğru dönerek yapıyor ve sorular yöneltiyordu. Kendisine izlenimlerimizi anlatırken, karşılaştığımız densizliklerden de söz etmiştim. Tabii konumu itibariyle o konularda yorum yapmamış ve görüş beyan etmemişti. Ancak, onun hiç unutmadığım ve birçok defa, çeşitli vesilelerle dile getirdiğim şu sözünü belleğime kazımıştım:
“…Irak halkı bizi çok sever, fakat bu sevgisini açıkça ifade etmekten korkar. Saddam, insanların üzerindeki baskıyı kaldırmış olsa, Iraklılar, tatillerini Türkiye’de geçirir, alış verişlerini Türkiye ile yaparlar…”
Sayın Köksal’ın bu sözleri bana, daha sonraki aşamada Ankara’da, bir Türkiye-Irak Dostluk Derneği’ni kurdurmuştu.
Yemekten sonra Türk Şehitliği ile Genç Osman’ın makamını ziyaret etmiş; oradan İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Abdülkadir Geylani hazretlerinin türbelerine gitmiştik.
DEVAM EDECEK

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi