DOLAR 16,7832 0.34%
EURO 17,4971 -0.28%
ALTIN 974,310,49
BITCOIN 323029-0,71%
Afyonkarahisar
26°

AÇIK

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

KIYAMET GÜNÜNE BAKIŞ – Kocatepe Gazetesi

ABONE OL
22 Şubat 2017 12:41
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 22 Şubat 2017 Çarşamba 12:41:38
 

– 29-
Dün, kıyamet sürecinde üç boyutlu mekân kalmayacağını, dürülen gökyüzünün açılıp kitap sayfası gibi dümdüz, yassı hale geleceğini tefekkür etmiş, bu olayları ayetleriyle görünce daha iyi anlayıp zihnimizde canlandırabileceğimizi paylaşmıştık. Bu olayları hayal etmek bir hadis gereğidir ki o hadisi de yerinde göreceğiz. Bu süreci anlamamız için ayetler, bu belirtileri sıralıyor, sayıyor:
“O gün sema bir çalkalanışla çalkalanır.” (Tur-9)
“Sema çatladığı zaman.” (İnfitar-1)
“Yıldızlar silindiği zaman.” (Mürselat-8)
“Sema yarıldığı zaman.” (Mürselat-9)
“Sema yarılıp ayrıldığı zaman.” (İnşikak-1)
“Sema onunla (o gün sebebiyle) yarılıp (ayrılır). O’nun va’di mef’uldür (fiile dönüşmüştür, açığa çıkmıştır).” (Müzemmil-18)
“İşte o gün olan olmuştur. Sema yarılıp ayrılmıştır, o gün o zayıftır (yırtılmıştır). Melekler de onun kenarlarındadır.” (Hakka; 15-17)
“O gün semayı, kitap sayfalarını dürer gibi düreceğiz. İlk yaratmaya nasıl başladıksa onu öyle geri çevireceğiz; bu, üzerimize sözdür ve biz bunu mutlaka yapacağız.” (Enbiya-104)
Bütün bu olaylardan sonra oluşan tablo Zümer-67’de tanımlanır. Buraya kadarki ayetler “sema” derken, Zümer-67 “semavat” der. Farkı nedir? “Sema” tekildir ve gördüğümüz gökyüzüdür. “Semavat” ise çoğul olup semanın yedi tabakasını, tüm semaları içerir. Demek ki diğer ayetler gözleyebildiğimiz sema ile ilgili iken Zümer-67 tüm semaları, semaların tamamını ve arzı içeren bir sonuç belirtiyor.
“Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü arz tamamen O’nun avucunun içindedir (tasarrufundadır). Semavat da sağ elinde (kudret eliyle) dürülmüştür. O, müşrik ortak koşmalardan yüce ve münezzehtir.” (Zümer-67)
Önce semavat dürülüyor
Semavat’ın, bütün göklerin Allah’ın kudret eliyle tamamen dürülüp yassı hale getirildiği belirtiliyor. Semavat bu halde iken arz için ayette “arz O’nun avucunun içindedir” deniyor. Buradan, henüz arza bir şey olmadığını, onun sırasını beklediğini anlıyoruz. Günlük konuşmada biz de “Sen zaten avucumun içindesin, seninle görüşeceğiz, senin her halin avucumun içinde” gibi cümleleri biz de kurarız. Burada iki şey belirtiliyor: Arz O’nun avucunun içinde, az sonra işlem görecek. Sema işlem görmüş, kağıt gibi dürülmüş! O işlem gördüğü için onun hakkında “sağ eliyle dürdüğü” deniyor. Demek ki ona kudretiyle bir işlem yaptı, o bir prosedürden geçti. Ayetin anlattığı manzara bu: Semavat, tüm gökyüzü bir kâğıt gibi dürülmüş, arz işlem görmek için bekliyor, sırada o var.
Sıra arza geliyor
“Güneş büzüldüğü (içine doğru çöktüğü) zaman; yıldızlar karardığı zaman.” (Tekvir; 1-2)
Sıra arz’a, yani moleküler yapılara, gezegenlere, dünyaya, yıldızlara geldi. Kıyamette güneş büzülüyor ve içine doğru çöküyor, yıldızlar ışıklarını kaybedip kararıyorlar. Güneşin büzülerek kendi içine çökmesi ayetlerde “Tekvir” diye geçiyor ki onun parlaklığının böyle bir durumda kısa bir süre için artacağı söyleniyor. Büzülür, içine çökerse çok kuvvetli bir flaş patlaması gibi güneşin parlaklığı kısa bir süre etrafı kaplıyor:
“Kıyamet günü nerede?” diye sorup durur o insan. Ama o gün göz kamaştığı zaman.” (Kıyamet; 6-7)
Güneş büzülecek, içine çökecek ve öyle bir ışık çıkaracak ki o an bütün gözler kamaşacak! O an güneş normal güneş gibi olmaz. Bu aslında güneşin son parlaklığı, son ışıkları olup onun bu hali çok kısa sürecektir. Böylece güneş genişlemeye başlayıp rengi kıpkızıl bir hal alacaktır. O günü yaşayanlar gökyüzünü kıpkızıl görecekler:
“O gün sema erimiş maden gibi olur.” (Me’aric-8)
Güneşin kızıllığıyla gökyüzünün kızıl renge boyanması ayette erimiş madene benzetiliyor.
“Sema yarılıp ayrılarak erimiş yağ gibi, kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman.” (Rahman-37)
Olaylar böyle gelişirken sema bir gül gibi kıpkırmızı bir renk alıyor. Bu olaylar sonucu elbette mekânda, yani mekân olan moleküler yapılarda ve onlarda bulunan çekim güçlerinde de büyük değişiklikler olacaktır. Bu çok büyük değişimler nedeniyle çekim güçleri bilinen fiziksel formüllerinden çıkar ve etrafa saçılma görülür.
“Gök çatladığı zaman; gezegenler saçıldığı zaman.” (İnfitar; 1, 2)
Kıyamet gününe bakmak
Güneş’in ışığı kalmayınca ay kendiliğinden ve tamamen tutulmuş olacak, kapkara kalacak. Bu durumda ay tutulur, çünkü ışığını güneşten alıyordu. Güneşin gittikçe büyüyor olması, var olan konumları da değiştirecektir; ay ve güneş artık iyice yan yana gelmiş olacaklar:
“Ama o gün göz kamaştığı zaman, ay tutulduğu zaman, Güneş ve ay bir araya geldiği zaman.” (Kıyamet; 7-9)
Kıyamet manzarasıyla ilgili bir hadis var. Hatırlarsanız, kıyameti, kıyametle ilgili bu anlatılanları hayal edelim, beynimize yerleştirelim demiştik. Bu önerimize ışık tutacak bir hadiste Efendimiz (SAV) buyuruyor:
“Gözü ile görür gibi kıyamet gününe bakmak kimi sevindirirse Tekvir, İnfitar ve İnşikak surelerini okusun.”
Bu tür paylaşımları okuyunca, “hayatıma yeni bir alışkanlık katacağım, bundan böyle şöyle yapacağım” diyerek kararlar almak güzel olur İnşaAllah. Öğrenince ondan uygulayacağın bir şey çıkarman önemlidir. Hadiste Efendimizin önerdiği sureler çok kısa sureler, hepsi normal bir okuyuşla on dakika ya tutar ya tutmaz, alıştığınızda on dakikayı bulmayabilir bile. “Bu ayetler bana ne anlatıyor, ne öneriyor?” diye merak eden mealine de bakabilir. Kur’an’ı üzerinde düşünerek okumayı öğrenmek gerekiyor.
Kur’an Okumak; derinlemesine düşünerek, inceleyerek
Kur’an’ı nasıl okuyacağımız bize Sa’d-29, Mü’minun-68, Nisa-82, Muhammed-24 gibi ayetler ve hadislerle öğretilir. Kur’an Okumak; derinlemesine düşünerek, inceleyerek, araştırarak okumaktır; Kur’an’ın “Oku” dediği, önerdiği ESAS OKUMA budur: Derinlemesine düşünerek, inceleyerek, anlamaya çalışarak, gayret ederek yavaş yavaş oku! Eğer bir kişi bunu yapıyorsa, ne kadar zamanda tamamlarsa tamamlasın, bu okuyuşla Kur’an’ı hatmetmeye çalışmalıdır. Bitirdikten sonra tekrar yapmasını, yeniden başlamasını tavsiye ederim. Bu o kadar önemli ki; o yüzden bunu devamlı yapmak lazımdır. İşleri yoğun olabilir ama kul mutlaka bununla meşgul olmalıdır. Böyle bir hatim onun bir, iki, üç yılını alabilir, alsın. Yanı başına Kur’an’ı koyacaksın. Orijinal harflerden okuyabiliyorsan ki öncelik odur, orijinalinden oku. Eğer okuyamıyorsan latin harfleriyle yazılmışını oku. Yapacağın hep şudur: Ne yapabiliyorsan önce onu yap, çünkü ondan sorumlusun. İkinci sorumluluğun ise yapabildiğini geliştirmek, ilerletmek. “Bu kadarını yapıyorum” anlayışı yoktur. “Bu kadar yapıyorum” dediğin nokta neyse ilkin onunla bir şey yap, önce ondan sorumlusun. Sonra da onu geliştirmekten sorumlusun. “Böyle yapabiliyorum ama daha iyisi şu, öyleyse onu da öğreneyim” deyip devamlı ileri gitmeliyiz, devamlı ileri. Ne kadar gidebiliyorsan o kadar ileri. Ölçü şudur: Yarının bugünden farklı olacak, eşit olmayacak! Küçücük de olsa daha ileri ama ileri. Demek ki önce bu okumayı yapacağız. Sayfayı yüzünden hızlı okumak, mushaftan parçalar okumak, önerilen sureleri okumak ayrıdır. Günlük yaşantıda bir kere esas okuma olacak, sonra diğerleri yapılacak.
Tüm dünyayı etkileyen sarsıntılar başlar
Açtığımız bu parantezden sonra kıyamet manzarasını tefekküre devam edelim.
Gökyüzünün çalkalanması elbette dünyayı çok yakından etkileyecektir:
“Sema’da olanın sizi arz’a batırmayacağından emin mi oldunuz? O zaman arz birden sallanmaya (çalkalanmaya) başlar.” (Mülk-16)
Tüm dünyayı etkileyen bir sallanma olacağını anlıyoruz. Bu olayları dünyadakiler bir süre izleyebilecek. Ayet bu yüzden uyarıyor: Seyrettiklerinizin size tesir etmeyeceğini mi düşündünüz? Sizi yere batırmayacağını mı sandınız? Size bir şey gelmeyecek mi sandınız? Tüm dünyayı etkileyen bir sallanma var, nasıl etkilenmezsiniz?
“Ey insanlar, Rabbinizden ittika edin! Muhakkak ki, o saatin zelzelesi azıym bir şeydir.” (Hac-1)
O an, o saatteki zelzele tanımlandı, idrakımızda somutlaştırıldı: Bu çok şiddetli, çok dehşetli bir sallanıştır ve o gün çok korkulan, çok zor bir gündür.
“O gün o şiddetli deprem sarsar; ardından başka bir şiddetli sarsıntı gelir.” (Naziat; 6, 7)
“Arz şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldığı zaman.” (Vakıa-4)
“Arz kendi sarsıntısıyla sarsıldığı zaman ve arz ağırlıklarını attığı zaman.” (Zilzal; 1, 2)
Erimiş madenler, magmalar atılır, dağlar yürür
Bu ayetlere de batıni (derinlemesine) mânâlar veriliyor. Ama bu ayetlerdeki mânâlar mecaz değil, bunlar kıyametle ilgili gelecekte bizzat yaşanacak şeylerdir. Zilzal Suresi 1 ve 2’de bahsedilenler gerçekten yaşanacaktı; arz kendi sarsıntısıyla sarsıldığında ve içindekileri, ağırlıklarını attığında; yani madenlerini, erimiş madenlerini ve magmasını, o ateşini dışarıya attığında…
“Arz uzatılıp yayıldığında; içinde olan şeyleri attığında ve boşalttığında.” (İnşikak; 3, 4)
Arz artık çekiliyor, yayılıyor. Peki, nasıl çekiliyor, çekilince ne olur?
“Dağlar yürütüldüğü zaman.” (Tekvir-3)
“Ve o dağlar bir yürüyüş yürür ki!” (Tur-10)
“O gün arz ve dağlar sarsılır ve dağlar dağılan kum yığınları olur.” (Müzzemmil-14)
“Dağlar kökünden sökülüp atıldığında (savrulup dağıtıldığında).” (Mürselat-10)
“Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman.” (Hâkka-14)
“Dağlar yayıldıkça yayılmış ve toz duman haline gelmiştir.” (Vakıa; 5, 6)
“(O gün) sema da feth olunmuş (açılmış), kapı kapı olmuştur; Ve (o gün) dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.” (Nebe; 19, 20)
“Dağlar, (o gün) atılmış renkli yün gibi olurlar.” (Karia-5)
“Denizler taşıp birleştiği zaman.” (İnfitar-3)
“Denizler kabardığı (ateşlendiği) zaman.” (Tekvir-6)
Kaynayan denizler birleşiyor
Bu şiddetteki bir sarsıntıya tsunami diyemeyiz, bu tüm dünyayı kaplamış bir tsunami’dir! Ayette geçen “kabaran denizler” tabiri, sarsıntıyla birlikte erimiş kütlenin dışarı çıkarak denizleri kaynatacağı hali tanımlıyor olabilir. Çünkü o an yaşanan yalnızca “sarsıntı” değil ki! Yer içindeki magmayı dışarı atıyor, bu durumda dışarıdaki su kaynar. Elbette öyle de oluyor, yeryüzündeki bütün sular birleşiyor, kaynıyor ve kabarıyor. Denizler kabarıyor, kaynıyor ve birleşiyor…
Semavat’ın ne hale geldiğini daha önce görmüştük. Bütün bu olanlardan sonra arz’ın hali ise şöyledir:
“Hayır! Arz birbiri ardınca sarsılıp dümdüz edildiği zaman.” (Fecr-21)
Demek ki arz yok olmuyor, dümdüz oluyor!
“O gün dağları yürüteceğiz; Ve sen arz’ı (çırılçıplak) bir çöl (olarak) göreceksin.” (Kehf-47)
“O gün arz başka bir arz’a değiştirilir; semavat da.” (İbrahim-48)
Yeni bir arz ve yeni bir semavat
Sonuç bu! Kıyametten sonra ne şimdiki arz ne şimdiki semavat kalır, tamamen değişirler, değişecekler! Bir başka arz, bir başka semavat… Bunu bilmek şunun için de önemli. İlerleyen yazılarımızda ayetler göreceğiz, orada cehennemlikler ve cennetlikler için özellikle şöyle diyecek:
Onlar orada ebedi kalıcıdırlar, arz ve semavat durdukça… Hud-107, 108.
Orada “ancak Rabbinin dilemesi müstesna” diye bir ayrıcalık da var. Fakat bu olayları bilmeden ayeti okuyan kişi “arz ve semavat durdukça” ifadesini görünce arz ve semavatı değişmeden duracak zanneder. Başka ayette de değiştiğini görüp okuyunca, bu sefer ayetler çelişkili gibi gelir. Arz ve semavat durdukça cehennemlikler orada duracak. Oysa kıyamette arz ve semavat kalmayacak. Evet, ama yeni bir arz ve semavat oluşacak!
Hud-108. ayette; “Onlar cennette nimetler içerisindedirler sonsuza dek, arz ve semavat durdukça” şeklinde anlatılan bu arz ve semavat, yeni oluşan arz ve semavat’tır.  
Kıyametle ilgili önemli bu soru da şudur: O gün insanlar ne durumda, o gün insanın hali nasıldır? Kıyamette, Birinci Sur’da, İkinci Sur’da, Hesap Günü insanların halleri Kur’an ve hadislerde nasıl anlatılıyor?
Aslında buraya kadarki yazılarımızda hesap günü’ne kadarki süreci anlattık, hatta “yeni bir arz, yeni bir semavat” dedik, kıyamet sürecini oralara kadar getirdik.
Ancak o gün insan nasıl?
O gün insanın halini görmek için yarınki yazımızda tekrar kıyamet haline dönüyoruz.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.