DOLAR 16,9453 0.7%
EURO 17,4318 -0.75%
ALTIN 963,71-1,42
BITCOIN 3403461,62%
Afyonkarahisar
25°

AÇIK

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

VAKİTLER, DUA VE SALÂT ARASINDAKİ MEKANİZMA

ABONE OL
29 Kasım 2017 13:28
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Mustafa Yılmaz DÜNDAR 29 Kasım 2017 Çarşamba 13:28:27
 

– 39 –
Bundan on yıl kadar önce, bir tefekkür paylaşımı sırasında bir arkadaşım sormuştu: Zalimle mücadele etmek Allah’ın emrine itiraz kapsamına girer mi? Hayır. Ama zalimle mücadele ve zalim denilince asıl “zalim”i tanımlamalıyız. İlah! “Ben de müstakilen varım ve muhtarım” diyen ilahtır asıl zalim. O zaten ilah olmasa zalim olamaz, zalimlik ilahın işidir. Hayatı tarif etmiştik, dünyadaki hayat vehmin zulmeti+şeytan işbirliği ile akıl+iman’ın mücadelesidir. Siz şeytanla işbirliği yapan o zalime karşı duruşunuzla akıl+iman mücadelesi yapmış olursunuz, yaptığınız akıl+iman mücadelesidir. Ama zalimle mücadeleyi bir ilah olarak da yapanlar var; o zaman o mücadele bir tanrının diğer tanrıyla mücadelesi olur, “ben hümanistim, diğer insanları/tanrıları sever, korurum” diyenlerin diğer tanrılarla mücadelesi olur. Kişi böyle bir tanrılar kavgasında yer alıp kahraman olabilir, taraftarları onu alkışlar, “aferin” diyebilir. Ama “B” yapısı ALLAH ADINA MÜCADELE yapar. Yani o yaptığı mücadele “La ilahe illallah” mücadelesidir, o fiilî olarak “La ilahe illallah” demektir. İşte o yoldaki mücadeledekidir şehit. “La ilahe illallah” mücadelesinde olandır şehid, tanrılar kavgasındaki değil! “Billahi” iman mekanizmasının zalimle/ilahla, ilahlık iddia eden mekanizmayla mücadelesi önemlidir ve farklıdır. Ama bilinmelidir ki İslamiyet’te bütün mücadeleler bir demokrasi anlayışı içerisinde yürür. “Zalimle, zulümle nasıl mücadele edeceğiz?” dediğinizde bilmelisiniz ki herkes kafasına göre mücadele edemez. Mücadelenin sınırlarını İslamiyet’in demokrasi anlayışı çizer.
“HASBİYALLAHU; BANA ALLAH YETER”
MENTALİTESİYLE DUA EDİN

Dua ederken “merhamet” dilemek gerekir dediğimiz bir mecliste, bir arkadaşımız demişti ki; siz bize İnsan Suresi 29 ve 30. ayetleri çok önemle hatırlatıyorsunuz, 30. ayetin manası için olması gereken idrakı ve buna zıt tanrısal idrakları da anlatıyorsunuz, tamam. Biz idrak edememiş de olsak, o idraka uygun imanı kabul ediyoruz ve gereğini de yaşantımızda görmek istiyoruz. Mesela, siz o ayete iman edenin dua ederken sadece “merhamet” talep edeceğini söylüyorsunuz, ama biz hala liste halinde dua ediyoruz, nasıl olacak? Buna benzer sorular gazetedeki paylaşımlarımızı takip edenlerde de oluşabilir. Bu yüzden, şöyle diyelim: Öyle dua etmenizde hiç bir sakınca olmaz. “Hasbiyallahu” ayetini anlatırken, yeter ki siz “Hasbiyallahu; bana Allah yeter” mentalitesiyle dua edin, sizin sipariş sandığınız listeler bile Allah’ın izniyle size lütuf yollu ulaşır ve sizi siparişsiz duaya götürür, hiç sakıncası olmaz demiştik. Liste gibi düşündüğünüz o duaları “mağfiret ediver ve bağışlayıver Allahım” duasının genişlemiş hali gibi de düşünebilirsiniz. Tabi, bu paylaştıklarımız okuyunca hemen bir anda yapılabilecek şeyler değil, önce gayretine girmek gerekiyor…
ÇALIŞAN BİR MEKANİZMA VAR, AMA NASIL BİR MEKANİZMA, ONU BİLMİYORUZ
Bir tefekkür paylaşımında da dua eden kişiyi korumakla görevli varlıklar olup olmadığı sorulmuştur. Kitaplarda okuduğumuz ona benzer yorumlar, açıklanan bazı mekanizmalar var. Mesela, Allah’ın mânâ âlemindeki düşünceleri surete dönüşmeden dua etmişseniz, yani mânâ âlemindeki alternatiflerden birisi vücut bulmadan dua yapılmışsa, dua o döneme ulaşmışsa, o manalara tesir ettiği söylenir. Bütün bunların hepsi bir mekanizma, çalışan bir mekanizma var, ama bu nasıl bir mekanizmadır onu bilmiyoruz. Bu konuda yazılan, söylenenler hep yorum. Ayetlerde yoksa, Efendimiz (SAV) onu hadislerinde açıklamamışsa, o konuda yazılanlar kişilerin hallerine göre rüyaları, keşifleri ve hisleriyle oluşturdukları yorumlardır. Bu yorumlara bakılırsa bir mekanizma var, hatta birbirinden farklı gibi anlatılan mekanizmalar var. Ama mekanizma ne olursa olsun önemli olan şudur: Allah’ın dilediğinin oluyor olduğunu ve yalnızca O’nun merhametine bağlı olduğumuzu bilmek gerekiyor. Mekanizma ne olursa olsun mesele budur. Bu yüzden, o mekanizmaları çok merak etmedim.
GÜNEŞİN DOĞUŞ VE BATIŞ ZAMANLARINA
YAKIN ANLAR BİRAZ FARKLIDIR

Bir arkadaş, “sabah namazı şahidlik edicidir” hadisini tefekkür ederken “bu şahitliği nasıl anlamam lazım? Her an, her şey, her salât şahitlik ediciyken neden sabah ve akşam için böyle buyrulmuş” demişti. Evet, hadiste sabah ve akşam salâtları için onlar şahitlik edicidir buyruluyor. O şahitlerin ve şahitliğin yapısı nasıldır, nedir çok net bilemiyoruz. Bir enerji sistemiyle ilişkili şeyler, o enerji sistemlerine de genel ismiyle melek deniyor. Ama meleklerin oradaki şahitlikleri nasıldır, o mekanizmalar çok açık, net bilinen şeyler değil, hepsi yorum. Şimdi benim söyleyeceğim de yorum ve his. Fakat bir enerji sisteminin çalıştığı kesin. O enerji sistemi çalışırken evrende o anda bir parça olarak sen de varsın, gezegenler gibi, güneş gibi sen de o mekanizmanın içerisindesin, sende duygu, düşünce ve yaşantınla çalışan o sistemin içerisine dâhil oluyorsun. Bu her an böyle, ama neden “sabah ve akşam” için böyle deniliyor? Güneşin doğuş ve batış zamanlarına yakın anlar biraz farklıdır, güneş yüzünden farklıdır. Hatta o anlar öyle farklı ki; doktor arkadaşlar onu daha iyi bilir, sabah felçleri diye bilinen felçler vardır. Felçlerin %90’a yakını insanlara sabah o saatlerde gelir, adına da sabah felçleri veya uyku felçleri denir. Vücudu felce müsait olanlar, özellikle tam güneşin doğma anındaki o eğiklikte uykuda ise felce yakalanıyorlar. Uykudaysa vücud onu kaldıramıyor. O an uyanık ve çalışıyorsa atlatabiliyor. Şuur yerinde değilse, uykudaysa felce yakalanıyor. O anlarda (doğarken ve batarken) güneşin tesiri farklıdır. Hatırlarsanız, güneş batarken, batmasına yakın ve doğarken uyumanın sakıncalı olduğu hadislerde var. Efendimiz (SAV) bunu doğrudan akılla ilgilendiriyor, “Korkarım aklınız azalır” diyor. Beyne nasıl bir tesirse, güneşin o andaki açısının aklımızı olumsuz etkilediği hadislerde var. Bunları açıklarız ama, işimiz gereği makale yazarken literatürle desteklenmiş cümle kurmaya o kadar alıştık ki, bu yüzden yorumlarımızı, gözlemlerimizi söylemeye korkarız. Mutlaka tespit edilmiş, literatürle desteklenmiş bilimsel cümle olunca rahat oluyoruz. Yıllarca o makaleleri yazmak bize öyle bir disiplin kazandırıyor. Yanlış bir cümleniz tespit edilirse, bilimde suç işlemiş oluyorsunuz, hatta bazen tüm akademik gayretlerinizi siliyorlar, Allah muhafaza etsin. O korku nedeniyle, kesin bilinmeyen, net ortaya konulmamış şeyleri yorum gibi bile söylemeye korkuyoruz. Çünkü insan yorumunda yanılabilir. Onun bilimsel metotlarla tekrarlanarak kesinleşmiş olması lazım. Bu yüzden, bizim için ayet ve hadisler var, onlara imanla bakıp onları literatür kabul etmek gerekiyor.  
SABAHKİ SALÂT VE TESBİHAT İÇİN ÖNERİLER
Güneşin doğma ve batma saatlerinde kazaların da çok olduğu söylenir. Allah muhafaza etsin, o saatlerdeki kazalara medyada çok sık rastlıyoruz, sürücü uyumuş deniyor, bir şeyler söyleniyor. Demek ki o saatlere dikkat etmek gerekiyor, o anlarda akıl ve zihin açık, uyanık olmak gerekiyor. O anlarda akıl hele de zikrullahla meşgulse o çok farklı açılımlar yapıyor. Hadiste “o saatlerin şahitliği” olarak ifade edilen mana belki de bu bakımdan da önemlidir.
O saatler öyle önemli ki insana çok uyku geliyor o anlarda. Salâttan sonra tam o anda, ne yapmalı da uyumamalıyız? O ana kadar durursunuz, tam o anda uyku gelir, o an zor bir andır. Ama insan vücudunun “alışmak” gibi çok önemli bir özelliği var. Belli bir sisteme bağladığınızda vücut ona alışmaya başlıyor. Mesela salâtı mümkün olduğunca güneşin doğmasına yakın ikame edebilirsiniz, güneşin doğmasına yakın selam verip tesbihatınızı yaparsanız, hiç değilse beş on dakika geçer, güneşin doğma anında uyanık kalmış olursunuz, korunmuş olursunuz. Güneşin doğmasına yakın saatlerde, o anlarda secdede olmak çok önemlidir. Siz secdede beyninize kan da gönderiyorsunuz ve o an secdede bulunmakla fiziken beynin bazı önemli noktalarına kan ulaştırıyorsunuz. Secdede biraz uzun kalırsanız beyindeki bazı önemli hücreleri kanın oralara hücumuyla aktif hale getirirsiniz. Hele de tefekkür ve zikir halindeyseniz… O hücrelerin tefekkürle aktiflenmesini güneşin pozisyonuyla da desteklerseniz daha önemli tesir eder inşaAllah. Ama güneş doğmadan salâtı ve secdeyi bitirmek gerekiyor. Çünkü güneş doğarken, tepede olduğu an ve battığı an salât yasaktır. Bu yüzden takvimde imsak, güneş, öğle…. yazan yere bakıp güneş kaçta doğuyor öğrenirsiniz, o andan bir iki dakika önce selam verir bitirirsiniz, sonra yavaş yavaş tesbihata geçerseniz. Tabi, bu kılıçla kesilmiş gibi değildir, yani bir iki dakika çok önemli değildir. ama ihmal de etmemek lazım. Geçmişe baktığınızda, saat mi var? Yoktu. Ama “nasıl olsa saat yoktu” diye de rehavete girip, orada yazan saati beş on dakika da geçmemek lazım. Evet, bir iki dakika öncesinde selam verdiniz, dua ve tesbihat da beş on dakikanızı alır, sonra hala açılmamışsanız yatar uyursunuz. Ama hiç olmazsa güneşin doğuşu esnasındaki o beş on dakikayı atlatıp da uyursunuz. Yarım saat, kırk beş dakika uyumazsanız sizi İşrak Vakti karşılar. O saatte tabiatta da bir kıpırdanma oluyor, uyanıyorlar. Bir şeyin telaşındalar. Bu telaş işrak vakti iyice kuvvetleniyor, orkestra gibi… Güneşle ilgili bir hareket var, güneş ışınlarıyla hayata başlıyorlar.
İKİNDİ SALÂTI İÇİN ÖNERİLER
Bir müddet Alaska’da kalmış birisi demişti ki, orada güneş yaz boyu insanın etrafında dönüp duruyor. Güneşin o açısı nedeniyle, bu anlattığınız tehlikeye insan orada 24 saat boyu maruz mu? Güneşin tesirinde eğiklik derecesi etkilidir, oradaki derecesi ve eğikliği farklı. Güneş ışınlarının tesiri geldiği dereceyle ilişkilidir ama her halükarda tehlikede olan öncelikle “ilah yapı”dır, tehlikeli olan güneşten ziyade o ilahtır. İster Alaska’da olsun ister burada, eğer “ben de müstakilen varım ve muhtarım” diyen yani ilahlığını ilan eden varsa ona kapı kapalı; La ilahe.
Güneşin batma vakti nedeniyle ikindi salâtına da çok dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle kısa günlerde ikindiden hemen sonra güneş batıyor. Akşam ezanına yarım saat kala güneş batma dönemine girer, orası salât ikame edilemeyecek zamanlardandır. Orada eğer zorda kalmışsanız, yetiştirememişseniz ikindinin farzı için izin vardır, ama mümkün olduğunca o hale bırakmamak gerekir. Zaten ikindi ile akşam arası çok kısa. Son kırk beş dakikayı güneşin batması dönemi kabul ederseniz, size ezan okunduktan hemen sonra bir an önce ikindiyi ikame etmek kalır.
Tefekkürle meşgul olanlar için, bazı sureleri okumak, bazı dua ve zikirleri yapmak güzel olur. Mesela bu duygularla yüz ihlâs okuyabiliriz. Belli bir konuyu tekrarlayarak tefekkür eder gibi, yoğunlaşmış bu halimizle İhlâs, salâvat, kelime-i tevhid, tövbe ve istiğfar çok güzel olur inşaAllah…
Kutlu günlerin Allah’ın (C.c) merhametine, Rasulullah’ın (S.a.v) şefaatine vesile olmasını dilerim.

HİSSETMEK VE MUHTARİYET -39-

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.